Baktığımız pencereler

Mümtazer Türköne

Hepimizin dünyaya açılan bir penceresi var. Acılar, sevinçler veya umutlar kapımızdan içeri girip evimizin ortasına kuruluyor.

Sonra biz, yüreğimize düşenlerin nereden geldiğini anlamak için pencereden dışarıya bakıyoruz. Pencerelerimiz farklı, dışarıda olup bitenler farklı ve bizim aralarından seçip gördüklerimiz farklı. Bir Kürt okuyucum, kendi penceresinden bakıyor ve gördüklerini paylaşmak istiyor. Onun satırlarıyla birlikte, onun baktığı pencereden olan-bitenlere bakmayı deneyelim:

"Şiddet, ortamı yine bildik bir sessizliğin korku ve kaygının çökmesine neden oldu. Ama bize yıllardır en çok kaybettiren yanlış anlayışlardan biri de şimdi yine tekrar ediyor. Bu tür anlarda özellikle çözüme katkı sağlayacak insanların bir kısmının çekilerek, susarak izlemesi, bir kısmının da şiddetin diline katkı sağlayıp seferberlik anlayışıyla hareket etmesi bize sonradan faturası çok ağır bir bedel ödettiriyor. Şimdi tam zamanı, aslında şiddete dair ne varsa, nerden gelirse gelsin hepsini sorgulamalı, cesurca düşünüp fedakârca tartışmalı, konuşmalı ve uygulamalıyız."

"Birlikteliğin huzurun kardeşliğin dilini konuşmak için cesur olmak gerekir. Artık bir daha karanlıkta el yordamıyla çıkışı aramak zorunda değiliz. Çözüme yaklaşmış olmanın heyecanını yaşarken, sabırsızlık çözüm getirmeyecektir bunu defalarca gördük. Devlet, Kürt halkının güvenini, desteğini hiç bu kadar kazanmamıştı. PKK bu halkın sahibi ya da sözcüsü olmadığını yine bu dönemde kavramaya başladı. Kürtler her türlü değer ve duygularının PKK tarafından kullanılarak demokratik ortamdan günbegün uzaklaştıklarının farkına yine bu dönemde vardılar. Gelişen sürecin getirdiği yeni dönemle birlikte artık PKK Kürtlerin gözünde 80'li ya da 90'lı yıllarda olduğu yerde değildi. Şiddet varsa isteseniz de istemeseniz de olağanüstü uygulamalar -tutuklamalar, gözaltılar, işkenceler- olacaktır. Bunlar yıllardır sürdürülen bu savaşın kuralları ve bunları Kürtler artık istemiyor. Ama PKK'nın istediği ise tam olarak budur. 'Bakın AKP dediniz, çözüm beklediniz, gelmiş geçmişlerin en iyisi dediniz; ama görüyorsunuz diğerlerinden hiçbir farkı yok' demeye çalışıyor, bunu biliyoruz. AK Parti'yi şiddet ortamına çekip ülke insanının gözünde oluşan olumlu ortamı sabote etmek istediğini biliyoruz."

"Eskiyi çağrıştıran dilin kullanılması bir korku ve kaygı yaratacaktır. Bu sözlerin ne kadar ağır ve kötü sonuçları olduğunu hepimiz yaşadığımız için biliyoruz. PKK'nın eline silah verip çatışmalara gönderdiği militanlarının çoğu o bölgede yaşayan ailelerin çocukları. Bu sertleşen dil onlar için yıkılan umutlarının altında kalan çocukları demektir. Elden kayıp giden çocuklarının gerçeği demektir. Bu insanlar çocuklarının dağdan bir şekilde indirilip kavuşacakları günün sevinci ve umuduyla yaşıyorlar. Hükümetimiz bu konuda onların çocuklarını indirecek bir formül, pratik bir yol bulamadı ama bir umut ışığı oldu.

PKK kadar Kürt halkını bilmiyoruz, tanımıyoruz. Bu tür zamanlarda bile bile ölüme gönderdiği militanlarının Kürt halkında nasıl bir duygusal kırılmaya yol açacağını hesap edemiyoruz. Askerî operasyonlardaki başarı, PKK'nın kayıplarının olması, PKK için bir kayıp değil bilakis bir kazanım. 'Devlet çocuklarınızı acımasızca öldürüyor' demesini ve ayrıca çatışmalarda ölen o bölgenin çocuklarına da sahip çıkmasını çok iyi biliyor. Bir yol, en ufak bir umut ışığı görseler emin olun ki çocuklarına ulaşmak için o yolu tırnaklarıyla kazıyacaklardır. Yürekten gelen bir haykırışla PKK'ya sesleneceklerdir: Benim adıma asker vurmanı istemiyorum, benim adıma ölmeni istemiyorum, benim adıma bölmeni istemiyorum, ben Kürt'üm ama ben şiddet istemiyorum. Savaşlar elde çiçekler dağıtılarak, gönüller hoş edilerek yapılmıyor. İnsanlar öldürülüyor, yaşananlar yürekleri dağlıyor. İşte bu gidişat kendi içerisinde çözümü getirmiyor, bilakis daha büyük sorunları meydana getiriyor. Çok yol alındı çok mevzi kazanıldı, en kritik darboğazlar aşıldı. Şimdi söylemleri yumuşatma, kamuoyunu bir nebze olsun rahatlatma zamanıdır. Vicdanlarda PKK'yı lanetleme ve acımızı ülke genelinde paylaşma günüdür."

Kürt okuyucumun yazdıkları bu kadar. Ya yazılmayanlar? Ya diğer pencereler?

ZAMAN