Bahçeli’nin ‘Kader Mahkûmu’ Çakıcı İçin Talebi

KENAN ALPAY

Yükselen döviz kurları dolayısıyla hararetlenen ekonomik kriz tartışmalarının gölgesinde kalmış olsa da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde tedavi gören Alaattin Çakıcı’yı ziyareti önemli bir tartışma konusudur. Bahçeli’nin ziyaretini konu edinen haberlere baktığımızda Çakıcı’nın sıfatına ilişkin hemen hiçbir ibare yazılmadığı görülüyordu. Dönemin ve konunun hassasiyeti dolayısıyla Bahçeli’nin organize suç örgütü liderini mi yoksa bir kader mahkûmunu mu ziyaret ettiğine dair bir tanım yapmaktan özenle uzak durulmuştu.

Devlet Bahçeli’nin af meselesini gündeme taşırken başka bir sebeple değilse bile sadece Cumhurbaşkanı adayı olması hasebiyle dahi olsa HDP lideri Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrılarına bir tepki olarak çıkış yaptığını unutmayalım. Nitekim Çakıcı’yı ziyareti sonrasında da gerçekleştirdiği basın toplantısında nasıl bir kıyas yaparak konuya yaklaştığını şu ifadeleriyle ortaya koyuyordu: “Selahattin Demirtaş kadar suçlu değil. Beş tane siyasi parti kuyruk oldu, dışarı çıkarmak için gayret gösteriyorlar. Yani onlar tartışılmıyor da Alaaddin Bey niye tartışılıyor?” Fakat ortada siyasi-ideolojik rekabetten daha öteye başka arka planların yer aldığını işaretleyen cümleler de okuyabiliyoruz.

Suç(lu)lar Arası Kıyas

Bahçeli “Benim ülküdaşımdır o” diyerek sahiplendiği Çakıcı’nın ayrıcalığını “Alaaddin Beyin bir yönüyle vatan millet için verdiği mücadeleleri Devleti yönetenler de bilir başkaları da bilir” cümlesiyle öne çıkarıyordu. Hem cezaevi şartlarının ağırlığına döne döne vurgu yapıyor hem de Çakıcı’nın ilerleyen hastalığına dikkat çekerek “nerede diğer mafyalar?” sorusunu orta yere bırakıyordu. Nihayet Cumhurbaşkanı’na bir çağrı yaparak “af yetkisi ben de olsa şimdiye kullanmıştım” diyerek sesleniyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Başbakan Yıldırım’ın birkaç kez açık ve net olarak af gündemini reddettiklerini biliyoruz. Zaten burada söz konusu olan siyasi bir af değil. Bahçeli’nin de koalisyon ortağı olduğu dönemde çıkarılan “Rahşan affı” benzeri topluma karşı işlenmiş suçların affı talep ediliyor. Belki unutulmuş olabilir ama Alaattin Çakıcı MHP’nin Hükümet ortağı olduğu dönemde tutuklandı. İlaveten bugüne değin ne MHP’nin ne de Bahçeli’nin Alaattin Çakıcı ve Kürşat Yılmaz’a af gibi resmi ve aşikâr bir gündemi oldu. Fakat ne gariptir ki seçim arifesinde AK Parti iktidarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetkisini kullanarak serbest bırakılması talep ediliyor. Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan talep edilen bu yetki kullanımı Çakıcı’nın defalarca hakaret ve tehdit mektupları yazdığı gerçeği göz ardı edilerek gündemde tutuluyor.

Cezaevlerinde huzursuzluk olduğu meselesi tartışılmalıdır ama bu meseleyi topluma karşı işlenmiş suçlarla kayıtlayıp siyasi suçlardan olabildiğince uzak tutmak hem haksız hem de toplumun aleyhine sonuçlar doğuracaktır. Türkiye AK Parti politikaları sayesinde yargısıyla polisiyle, istihbarat ve siyasetiyle mafyanın iç içe olduğu karanlık ve kanlı yılları geride bırakarak huzur buldu.

Ne yani, şimdi “nerde o çek senet mafyalı günlerimiz” diye nostalji mi yapalım? Kahvehane, işyeri baskınlarının, topuklarından vurulan gazetecilerin, kafalarına sıkılan eski eşlerin gazete manşetlerini süslediği aksiyon dönemlerine dönüşün özlemiyle mi yanıp tutuşalım?

Af Kaygısı mı, Oy Kavgası mı?

Aldıkları ihalelerden çekilmeleri için tehdit ve şantajlarla işadamlarının ‘kimyasını bozan’ vatansever mafya liderleri genç delikanlıların zihinlerine kahramanı olarak kazındığı iklim topluma yeniden mi hâkim olsun? Banka satışlarına, şirketlerin borsada hisse arzına silahlı çetelerin müdahil olduğu güvensiz, huzursuz ve istikrarsız dönemlerin tekerrür etmesinden bir hayır mı umuluyor?

Bankalara, bakanlara, başbakanlara istikamet belirleyen, mahkemeleri devreden çıkarıp vatandaşın güvencesi olan mafyalı siyaseti kim(ler) özlediyse açıkça belirtmelidir. “Vatan millet için mücadele verdiler” klişesi maalesef geçmişten bugüne birçok kirli ve kanlı eylemi, hukuksuz ve gayrı meşru ilişki biçimi örtüp masum ve makbul kılmak üzere kullanılıyor.

Canlı yayın esnasında televizyon stüdyolarının basılmasında, sokakların kaosa sürüklenmesinde, faili meçhul cinayetlerle siyasetin ipotek altına alınmasında, adam öldürmeye azmetirmekten silah kaçakçılığına değin hemen her türlü cürümde payı olan kişilerin ‘kader mahkûmu’ olarak niteleyerek serbest bırakmaya çağırmak meşru bir siyaset olabilir mi?

Yargının kararlarını tartışmalı mı, evet. Şüpheli davalarda yeniden yargılamanın önünü açmalı mı, evet. Cezaevlerinde yaşanan sıkıntıları gidermenin yolları aranmalı mı, evet. Ama ülkeyi ve toplumu tehdit altına sokacak tekliflerde inat etmenin de bir manası yok. Üstelik de bu inadı kapıya dayanmış seçimlerin arifesinde milliyetçi oylara sahip çıkma kavgasına meze yaparak sürdürmek hiç de ahlaki değil. 

Yeni Akit