Babaannemin “cin atı”

DURMUŞ KANCI

Köye gitmek ifadesindeki köylerin köy olduğu vakitlerdi. 13-14’lü yaşlarımın ortasıydı. Köyde babanemin,yani ebemin bizim oralarda babaanneye ebe denir de, tarlasının hasat vaktiydi. Herzamanki gibi o vakitte halamın oğluyla köye gitmiştik. Gülüyor, oynuyor, tarla işlerine yardım etmeye çalışıyor, hasatlara hırsız gelmesin diye damda yatıyor, traktöre binme kavgaları veriyorduk. Günler böyle geçip gidiyordu... İşte o günlerden birinin ikindi vakitlerinde yengemler mutfakta akşam yemeği için hazırlık yapıyordu. Zira şehirli bizler gelmiştik. Onlara emanettik bizlere iyi bakmalılardı. Uzun lafın kısası, onlar yemekle uğraşırken biz dışarıdaoynuyorduk ve babaannem çıkagelipbana, “Oğlum,‘cin atı’na binde eniştenin bakkalına git şunları şunları al” diye seslenmişti. Cin atı mı, o da ney diye kendi içimden sormuş, anlam verememiş, babaanneme şaşkınşaşkın bakmıştım. Boş gözlerle ona baktığımı gören babaannem, işaret parmağı ile duvara dayalı olan bisikleti göstermişti. Bisiklete baktım babaneme baktım babananem, “He he o işte” demişti. İlk defa o zaman duymuştum meğer bizim bisikletin adı cin atıymış. Hemencecik cin atına atlayıp babannemin istediği malzemeleri halamın kocası olan eniştemizin mini köy bakkalından -para vermeden- burası önemli -para vermeden- alıp getirmiştim. Cin atını tekrar duvara dayadıktan sonra babaanneme, “Yav sen bu bisiklete neden cin atı dedin?” diye sormuştum. O da, “Valla oğlum hani bu meret hızlı gidiyor, işte gitmek istediğin bir yerlere çabucak gidip geliyorsun ya tıpkı cinler gibi hani bizim ‘Kabakcı Cuma’ var ya şu komşu olan onun oğluna musallat olan cinler, işte o yüzden cin atı diyorum” diyerek eklemişti. Babalarımıza şehrin en güzel bisikletini bizlere almaları için kavgalar verdiğimiz, mahallenin çocuklarıyla yarış yaptığımız, jantlarına süsler alıp birbirimize hava attığımız o koca büyük cin atının kısacık hikâyesi işte buydu. Siz, “Eee biz şimdi bu hikayeden ne anladık?” diye düşünürken veya sorarken ben müsadenizle devam edeyim.

Bu bizim cin atı malum geri geriye pedal çevirerek sürülmez ve her cin atı kullanan kimse de bunun böyle olduğunu bilir. Neyse, geçtiğimiz bugünlerde bu cin atına binmek; hatta inatla tersine sürmek isteyenler var. Cin atına binmekte elbette sorun yok, sorun tersine pedal çevirmeye çalışmakta. Hem mantıken hem mekanik olarak mümkün değil. Bu bizim cin atına binmiş, sözde bazı İslami görüş ve düşünceleri öne sürenler ısrarla tersine pedal çevirmeye çalışıyor. Sizlerin yakından tanıdığınız, bildiğiniz bu kimseler İslami mevzularda da yerli yersiz yorumlar, düşünceler sunmaya hatta bunları tek doğru İslami bakış açısı gibi göstermeye çalışıyor; onlara soralım bu düşünceleriniz cidden mantıklı mı, mekanik (hikmet) olarak mümkün mü? Öte yandan da sosyal, siyasi, ekonomik vb. alanlarda cin atına binip tersinden yarış yapmaya kalkışanlar da var. Bu kimseler sağa sola sataşmakta oldukça mahir.

Şimdi, bu şahısları muhatap alıp karşılık verenlere, bir de cin atını tersten sürme düşüncesi veya eğilimi içerisinde olanlara, bisiklet için gelmiş geçmiş en güzel adlandırmayı yapan babaannem/ebem köydeki tarlasından şöyle sesleniyor:

“Yapmayın etmeyin gardaşlar, mantıksız olmayın, hadi mantığınız devre dışı diyelim melekeleriniz demi devre dışı, ben şimdi bu delikanlı torunuma bisiklet için cin atı adlandırmasının ‘cinlerin hızlı varlıklar olduğu düşüncesinden’ geldi dedim diye cinlerle yarışacak mısınız, hem de tersten(!) vallaha sizi anlamak mümkün değil. Bakın, rahmetli anamdan öğrendiğim, Ömer bin Hattab (r.a.)’ın şu sözünü söyleyim size: ‘Çok konuşan, çok yanılır. Çok yanılan kimsenin, hayâ duygusu azalır. Hayâ duygusu azalan kimsenin, günah ve harama düşme endişesiyle şüphelilerden sakınma titizliği kaybolur. Şüphelilerden sakınma titizliği kaybolan kimsenin ise kalbi ölür.’