Ataerkil İslâm yorumu!

Serdar Demirel

Kendini gelenek karşıtı konuşlandıran kadınlardan sıkça duyduğumuz şu sözler sanırım sizin de yabancınız değildir:

 “Tarih boyunca İslâm ulemâsının neredeyse tamamını erkekler teşkil etmiştir. Bu âlimler Kur’an âyetlerini ve hadis metinlerini ataerkil bir yoruma tabi tutmuş ve dolayısıyla kadına taalluk eden dinî yorumlar erkek egemen zihniyetin tasallutunu din diye kitlelere dayatmıştır.”

Bu genellemeci iddia tabiatı gereği “bu tasallutun” değişmesi gerektiğinden yola çıkar; İslâm’ın kadın gözüyle yeniden yorumlanması gerektiğini kavgacı bir uslûp eşliğinde de teklif eder.

Bu algıya sahip hanımlar, bir anlamda İslâm ilmî geleneğinde bilimsel objektifliğin olmadığını, mesele özellikle de kadına taalluk edince, ulemânın Allah’ın rızasının nereye düştüğünü anlamak çabasından ziyade cinsiyet dayanışması temelinde hareket ettiği vehmini, bir “gerçek” olarak kabul eder.

Bu iddia, Müslüman tarihte cinsiyet temelli bir kadın ve erkek kavgası olmadığına rağmen yapılmaktadır!

Âlimler kadınların sadece eşleri değildirler ki onların aleyhine bir yol arasınlar! Kadınlar onların kızları, kız kardeşleri ve evvelemirde anneleridir çünkü. Yani mukaddes metinleri aslî aile bireylerinin aleyhine yorumladılar demek en hafif tabirle tutarsızlıktır.

Eğer bu iddia doğruysa, bunun mefhumu muhalifi de doğru olmak durumundadır. Şöyle ki, Kur’an’ı kadınlar tefsir etse, hadisleri onlar şerh etse bu sefer kadınlar cinsel dayanışma dürtüleriyle hareket edip âyetlerin anlamını, hadis metinlerin hükümlerini kadınsal zaaflıklarının nesnesi kılacaklardır.

Bu iddia ne kadar geçerli ise ilki de o kadar mantıklı ve geçerlidir. Hâlbuki dinî yorumlayacak kişide aranan şart, belli bir cinsiyete mensup olmak değildir, sadece ehil olmaktır. Hz. Aişe’nin cinsiyeti onun sahabeler başta olmak üzere Müslümanların müracaat ettikleri ilmî bir merci olmasını engellememiştir.

Yukarıda değindiğimiz “ataerkil İslâm hâkimiyeti” iddiası moderniteye ait genellemeci bir tavırdır. Batı’da zuhur etmiş ve anlaşılır sebepleri olan kadın-erkek kavgasını kadın lehine ve erkek aleyhine bizim coğrafyaya yerel formlarda taşımanın pek anlamı yoktur. Muradı ilâhiyi gözetmeden ama nasları zorlayarak hak karşısında cinsiyet dayanışması sergilemek hangi taraftan gelirse gelsin yanlıştır.

Bu kesimlerin algı dünyasında gelenek ataerkil kodlar taşıdığı için mutlaka olumsuzdur. “Haniflik” gibi müsbet gelenekle hurafe gelenek arasında pek bir fark da gözetmezler. Siz İslâm ilmî geleneğini onayladığınızda erkek egemen din yorumunu onaylamış oluyorsunuz ve suçlusunuz.

İşin özünde “kadın hakları, kadının özgürlüğü ve bilhassa kadın aklı” adına bir erkek düşmanlığı yapılmaktadır. Bu zeminde tutarlı bir usûl içinde istikrarını bulmuş Müslümanların ittifak noktaları bile “kadın perspektifi”nin fikir jimnastiği alanına dönüşmektedir. Meselâ, Müslüman aile yapısı; kadın ve erkeğin ev içi rolleri temel hedef hâline dönüşmektedir.

Burada sorulması gereken soru ise, “hangi kadın” ve “meşruiyetini nereden almaktadır” sorularıdır.

Sözü hiç yormadan söyleyelim; burada, model alınan kadının İslâm kadını olmadığı, meşruiyetini de İslâm’dan almadığı açıktır.

YENİ AKİT