Askerî garson!..

Beyaz TV’nin canlı yayınında “Garsonluk vatan görevi midir?” diye sordum.

Tereddüt hâsıl oldu.

Sayın Başbakan, “Askerî garson” uygulamasına son verilmesi ve bu tür işlerin özel sektöre devredilmesi gerektiğini ifade edince Cihet-i Askeriye’den itiraz geldi:

“Efendim, öyle olur olmaz kişiler tesislerimize girerse güvenlik zâfiyeti oluşur!..”

Haydaaa!.. Siville askeri nasıl ayıracaksın...

Başbakan bilmez mi, böyle bir ayrımın mümkün olmadığını... Hem de ne bilir...

Bakın nasıl...

Ondan bir hatıra:

Sayın Başbakan, asteğmen iken “kantinlerin” sorumluluğunu üstlendiğinde...

O zamana kadar “kantinlere mal satan” bir tüccar kendisine “Malı bizden almaya devam edersen sana yardımım dokunur!” deyince...

Tahmin edin ne olmuştu?..

Evet, aynen öyle!..

Münasebetsiz tüccar, iki seksen bir doksan!..

Askeriyeye sivil girer. Girebilir...

Ne yani, askerin bütün inşaatlarını kahraman Mehmetçik mi yapıyor?.. Yooo, ne münasebet...

Ziyade olsun, Fenerbahçe Orduevi’ne eklemlenen göz kamaştırıcı “sosyal tesislerin” hangi siviller tarafından nasıl üstlenildiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuştuk...

Yani, çok da ikna edici değil, “Efendim, garsonlar özel sektörden gelirse güvenlik zâfiyeti oluşur” gerekçesi.

Sivil inşaatçı giriyor işte, sivil garson niye girmesin?..

Bir vatan evlâdından mektup var:

“Mevcut askerin takriben üçte biri ‘geri hizmette’ imiş...

Nedir geri hizmet?..

Komutanın eşyası taşınacak... Bu işi niçin kahraman Mehmetçik yapsın?..

Etraf temizlenecek, diğer resmi kurumlarda ‘taşeron’ işi... Kahraman Mehmetçik niçin ‘taşeron’un işini üstlensin?..

Garsonluk... Silah tutması gereken eller niçin bardak, kadeh tutsun?..”

Vatandaş eski vatandaş değil... Soruyor sorguluyor... Öyle, “tek tip askerlik” söylemi filan da tutmaz. Al işte... Vatandaş sormaz mı:

“Askerlik tek tip ise astsubaylar ile subayların sosyal tesisleri niçin ayrı?..”

“Subay orduevi”ne, “Astsubay orduevi”ne?

Evvvvet!.. Gel de cevap ver:

Subay eşinin faydalandığı tesisten, astsubay eşi niçin faydalanamaz?..

Mehmetçike gelince “tek tip” olsun...

Muvazzafa gelince “tip tip...”

Vatandaş işin bu tarafını da görüyor.

Öyle böyle değil, sağlam çözümler lazım.

Aklıma gelenleri şöyle sıralayacak olursam:

BİR: Askerlik, vatan savunmasında daha etkin olmaya hizmet etmeliyse, evlâdımız oradaki her anını bu amaç doğrultusunda değerlendirmeli... Yani, attığını vuracak kadar eğitim alan bir Mehmetçik!..

İKİ: Ekmek aslanın ağzında. Zamana borçlanan, borcunu asla ödeyemiyor. Dolayısı ile askerlik süresi herkes için kısa tutulmalı. Şarkıcı Tarkan 28 günde vatani görevini kâmilen yerine getirdiyse, sokaktaki Mehmet 3 ayda kıvıramaz mı bu işi?..

ÜÇ: “Dışarıda çalışan için bedelli var, Türkiye’de çalışan için yok” tutarsızlığını bu ülke kaldıramaz!.. Askerlik herkes için 3 aya indikten sonra dahi “bedel” ödemek isteyenler buyursun... Gökten ne yağar da yer kabul etmez!..

DÖRT: Askeriye ve sivildeki (resmi) sosyal tesislerde “fevkalade ucuz beş yıldızlı eğlence” uygulamasına son verilmeli. Arkadaş, gönlünce eğlenmek mi istiyorsun?.. Lâik bir ülkede yaşıyoruz, isteyen istediği gibi eğlenebilir... Eğlenebilir tabii de... Serbest piyasa ekonomisi şartları dahilinde!.. Tekel özelleştiyse tekel ürünleri niçin özelleşmesin?!..

BEŞ: Her kurumun yönetimi, amiri olan Başbakan’a görüşlerini iletsin. Lâkin ötesine karışmasın!..

ALTI: Dünya kadar Yüksek Askerî Şura mağduru referandumda “Evet” dedi. Şimdi, “adil biçimde” yargılanma hakkı istiyor... Bu mesele halledilsin, madem askerî personel eksikliği var!..

YEDİ: Eskiden Yeşilay haftası kutlardık. Şimdi bahsi bile geçmiyor. Devlet Yeşilay haftasında seferber olsun. Sivil, asker bütün devlet kurumları mensuplarına “Yeşilay ruhunu” aşılamak için gayret sarfetsin.

SEKİZ: Lokantalarda sıkıntı var. Askeriyedeki garsonlar terhis olur olmaz işlerinin başına dönsün!..

YENİ AKİT