‘Asıl Hedef’ Yine mi Türkiye?

KENAN ALPAY

Ne çabuk unuttuk! Geçen yıl tam bu zamanlarda İran’da sürüp giden protestolara bakarak medyada konuşlanmış pek çok uzman koro halinde yaklaşan büyük tehdide, çok köşeli şu türden cümlelerle dikkat çekiyordu: “İran’ı karıştırıyorlar, sırada Türkiye var!” İran’dan bir yıl sonra şimdilerde Fransa’da yaşanan protestolar bağlamında sıranın nasıl ve ne şekilde hatta kimler eliyle Türkiye’ye getirilmek istendiğini dinliyoruz yine aynı kadrodan: “Paris’i yakıp yıkanlar asıl hazırlığı İstanbul için yapıyorlar”.

Fransa’yla Türkiye, Paris’le İstanbul, Sarı Yelekliler’le Gezi Parkı olayları arasında son derece küçük, basit ve olağan bir takım benzerlikler üzerinden hareket ederek kurulan tuzaklara, tertiplenen komplolara, yeni bir iç çatışma kışkırtmak üzere fırsat kollayan kripto unsurlara vurgu yapan jeo-politik ve jeo-stratejik analizler adeta sağanak yağmur gibi yağıyor. Zaman zaman şiddet de içeren olayları izah etmeye girişirken suçlu olarak George Soros ve bağlantılı örgütleri Fransız siyasetçiler, akademi, medya veya sivil toplum kuruluşları değil de neden ve nasıl olduysa onların Türkiye’deki muadilleri ısrarla işaretlediler. “Renkli darbelerin ABD’li finansörü Soros dünyayı yakıyor”.

Her Komployu Hızla İfşa Eden Feraset

Amerika veya bir başka emperyal devletin, George Soros’un Açık Toplum Vakfı veya küresel sermayenin benzer bir örgütlenme biçimi elinin erişebildiği her bölgeyi karıştırarak, kaosa sürükleyerek teslim almak ister elbette. Ancak olan biten bütün hadisleri sebeplerini, aktörlerini, süreçlerini doğru düzgün anlamadan direkt dış güçlerin komplolarına bağlayarak hiç de uzun ömürlü ve faydalı olmayacak bir bakış açısını, tutumu göstermektedir. Mesela İran’daki olaylar konuşulurken devletin despotik karakterine ve boğazına kadar yolsuzluğa batmış iktidar sınıflarının teamüllere vurgu yapmaksızın sokakları sarsan toplumsal olayların Siyonist istihbarat örgütlerinin çok çok gizli operasyonlarına, Amerika’daki Think Tank kuruluşlarının her nasılsa basına sızan raporlarına yaslanarak çok net bağlantıları ifşa ediliyor.

Benzer durum Fransa’daki olayların tasviri içinde hiç tereddüt etmeden sahaya uygulanabiliyor. Sadece hafta sonları yapılan eylemlerde “Sarı Yelekliler”i sokaklara sürükleyip Cumhurbaşkanı Macron’u ısrarla istifaya davet edilmesine sebep olan asıl saik “hayat pahalılığı ve akaryakıt vergi zammı”dır. Protestocular Cumhurbaşkanı Macron ve Hükümeti “zenginlerin tarafında olmakla” suçluyorar. Evet, Fransa’da da sahte sosyal medya hesaplarından protestoları olduğundan daha büyük ve şiddetli gösterildiği, olaylarla ilgisi olmayan fotoğraf ve görüntüleri kullanarak kışkırtıcı yayınlar yapıldığı gibi şikâyetler gündeme düşüyor. Ancak sosyal medya manipülasyonlarında adres tahmin edildiği gibi Soros şebekesini değil Rusya’yı imliyor. Bazı sendikalar göstericilerin taleplerini benimsiyor ve Hükümeti görüşmeye teşvik ediyor olsa da protesto hareketinin herhangi bir siyasi parti ve örgütle bağlantısı tespit edilebilmiş değil.

Hayat pahalılığı ve yakıt fiyatlarındaki artışa karşı patlayan kitlesel protestoların öncelikli amacı en alt düzeyde gelirle çalışan ailelerin maruz kaldıkları zorluklara ve siyasi istikrarsızlığa dikkat çekmek olarak belirginleşiyor. 17 Kasım’da başlayan eylemlerin yaklaşık 1 milyar Euro civarında maddi kayba yol açmasına rağmen kamuoyunda protestoculara olan desteğin % 66 seviyesinde olmasına karşın Macron’a olan desteğin % 23’e gerilemesi “hayat pahalılığı” olgusunun protestolardaki önemini teyid eder nitelikte.

Sadece haftasonları düzenlenen eylemlerin merkezi Paris olmakla beraber Marsilya, Narbonne ve Nantes gibi büyük şehirlere de yayılmış durumda. Macron’u iktidara yürüyüşü sırasında vadettiği ekonomik reform sözünü tutmadığı için büyük tepki topluyor. Dahası toplum nezdinde zamların geri çekildiğine ilişkin yapılan resmi beyanlar inandırıcı bulunmadığı için sokaklar durulmuyor. Siyasetçilere olan hızla güven aşınıyor ve Fransız halkı acil ve adil eylem planı talep ediyor Macron’dan.

Fransa’da Sokağın Nabzı Nasıl Atıyor?

Alım gücünün yaklaşık olarak % 20 düzeyinde düştüğü Fransa’dan klasik ve klişe söylem gibi gözükse de iki örneği gözönünde tutmakta fayda olur belki. Reims kentinde yaşayan ve kendisi bir emekli olan Claude Rigolet isimli bir protestocu şöyle diyor örneğin: “Her şey çok daha pahalı. Vergiler, kiralar, ısınma maliyeti, otomobiller... Tüm fiyatlar artıyor. 2000 yılından bu yana gelirimiz 5'te bir azaldı.” Temizlik yaparak geçimini sağlayan Natacha Perchat’a kulak verince de benzer şikâyetler işitiyoruz örneğin: Biz zengin değiliz. Kocam bir ulaştırma şirketi için çalışıyor. Daha ayın başındayız, şimdiden dardayız. Hükümet dar gelirlileri fena vurdu. Ay ortasında çocuklarımızın karnını doyurmak için hediye çeklerini kullanır olduk. Biz yaşamıyoruz, hayatta kalmaya çalışıyoruz ve bu bir skandal.

Fransız toplumunda “Macron bizi neden duymuyor” çığlıkları almış başını gidiyor, “ağır ve haksız vergilerin altında ezilip yok edilecek kuklalar değiliz” isyanı sokak ve meydanlarda yankılanıyor. Başta Eyfel Kulesi olmak üzere kimi müzelerin, alış veriş merkezlerinin, eğlence merkezi ve metro istasyonlarının tedbiren kapatılmasına sebep olan oldukça öfkeli bir iklim altında sıkışmış durumda Fransa. Ancak buna rağmen pek çok defa “Hükümet diyaloğa açıktır” şeklinde beyanlar verildi kamuoyuna ve vergi artışının 2019 bütçesinden çıkarıldığı ilan edildi. Cumhurbaşkanı Macron, sendikalar ve işveren örgütleri temsilcileriyle yapılacak görüşmede Başbakan Edouard Philippe ve 9 bakanın hazır bulunacağını kamuoyuna açıklayarak tansiyonu düşürmeye çalışıyor.

Paris’ten çıkarılacak ders komplolarla ilgisi olmayan, gerçek aktörleri ve gerçek olayları merkeze alan sakin ve makul bir ders olmalı. Paris’te, Gezi Protestosu’na hazırlık yapan bir Soros örgütlenmesi ve FETÖ ajandası henüz tespit edilemedi. Domino etkisi olacaksa eğer bu Fransa’dan Türkiye’ye değil hemen yanı başında bulunan Belçika, İspanya, İtalya, Hollanda gibi ülkelere doğru olabilir ancak. Paris olaylarını bağlamından koparıp abartarak Türkiye’de korku yaymanın, vesveseyi yaygınlaştırmanın, toplumu tedirgin etmenin manası yok.

Unutmayalım ki; Amerika ve İsrail kadar, Soros ve Fetö gibi tehlikeli olan bir başka düşman da vesvese ve vehim üretimini otomatiğe bağlayan akıl tutulmasıdır. Suni korkular üreterek birlik ve beraberlik sağlanamayacağı gibi tedirginlik pompalayarak tuzaklar da boşa çıkarılamaz.

Yeni Akit