Arnavut’un inadı, Trump’ın şımarık prensesi: “Satılık değiliz!”

“Yüz binlerce Arnavut, günlerdir Trump’ı protesto etmek için sokakta. Trump’ın kızı Ivanka ve damadı Jared Kushner, ıssız bir adayı alıp lüks bir tatil beldesine çevirmek istiyor. Bu nobran şımarıklığın önündeki tek engel ise Arnavut’un inadı.”

Satılık değiliz: Arnavut’un inadı, Trump’ın şımarık prensesi

Yunus Emre Erdölen / Serbestiyet


Babası 2020 seçimlerini kaybedip sayısız davada yargılanırken ve suikastlara uğrarken Ivanka Trump ve eşi Jared Kushner yaz tatili için tercihlerini Akdeniz’den yana kullanmıştı. Kongre baskınıyla biten tartışmalı seçim sürecinden sonra Ivanka ve Jared, babalarıyla aralarına mesafe koymuş, yargı süreçlerinde diğer aile üyelerinin aksine babalarını yalnız bırakmıştı. Bu yorucu süreci atlatmaları için iyi bir kafa tatiline ihtiyaçları vardı.

Kushner’in yakın arkadaşı, kendisi gibi sıkı bir İsrail destekçisi bir yatırımcı olan Nathaniel Rothschild’in 100 milyon dolarlık yatı böyle bir tatil için dört dörtlük bir tercihti. Rothschildlerin veliahtının 73 metrelik yatının 9 lüks kamarası, özel sinema salonu, şık salonları ve lüks bir plajı bile vardı.

Donald Trump kolları sıvayıp bir daha başkan olmak için mitingler düzenlemeye başlamışken kızı ve damadı Rotschildlerin yatıyla Akdeniz kıyılarını geziyor, beğendikleri sahillere, adalara çıplak ayakla çıkıp yürüyüşler yapıyor, siyasetçileri ve ünlülüleri akşam yemeklerine davet ediyordu.

Lüks yat rotayı Adriyatik’in Arnavut kıyılarına kırdığında ise post-Trump sendromlarını atlatmaya çalışan genç çiftin nutku tutulmuştu.

Ivanka Trump, Arnavutluk’un henüz keşfedilmemiş, turizm ve nobran mütehattit eli değmemiş kıyılarından çok etkilenmişti.

Özellikle de Sazan Adası’ndan.

Eşiyle birlikte yattan özel bir bot ile ıssız adaya gitmiş, çıplak ayakla sahilde yürümüş, adanın farklı ikliminden ve Akdeniz’e göre çok daha çeşitli bitki örtüsünden etkilenmişti.

Ivanka eski bir askeri üs ve sığınak olan adayı gezerken net bir karar vermişti.

Yaşlandığında burada zaman geçirmek istiyordu.

Tabii ki Ivanka’nın hayali emekliliğini bir sahil kasabasında geçirmek isteyen bir beyaz yakalının mütevazı planı gibi değildi.

Trump soyadlı en zeki insan olmasına rağmen yine de babasının prenses kızıydı. Eşsiz güzelliğe sahip adayı lüks bir Dubai’ye çevirmek, sıradan halka kapatmak, tabiat döngüsünü bozmak, doğal güzelliği bozup babasının da çok sevdiği altın varaklarla döşemek istiyordu.

“Baba, bana ada al!”

Ivanka Trump, önce eşini ikna etti. Ardından her şeye muktedir olduklarına dair en ufak şüphesi olmayan çift, Arnavutluk’un “sosyalist” başbakanı Edi Rama’yı yatlarına çağırdı ve “emeklilik projelerine” ülkesini turizme açmak isteyen başbakanı da dahil etti.

ABD ile ilişkileri ilerletmek, AB üyesi olmak isteyen, bu uğurda tarihi ve dini bağlarına rağmen Filistin karşısında bile İsrail’i destekleyen Edi Rama; önce Sazan Adası’nı ve karşısındaki anakaradaki sahil şeridinin hukuki statüsünü değiştirdi, ardından Kushner kontrolündeki yabancı bir fona uzun süreli kullanım hakkı verdi.

Arnavutluk’un eski diktatörü Enver Hoca zamanında ülkeyi ABD ve Sovyetler’e karşı korumak için kurulan eski bir askeri üs olan Sazan Adası böylece Kushner’a devredildi.

Ivanka ve eşi, şeffaf olmayan süreçlerle ihalesi yapılan bir kamu-özel ortaklığı projesi tasarlamış, projenin toplam maliyeti 5 milyar dolara çıkmıştı.

Edi Rama, zaten projeyi Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasıyla başlatmış; projeyi Trump ailesiyle yakınlaşmak için özel bir fırsat olarak görmüş; ana muhalefet partisi sağcı Demokratlar ise projeye desteklerini en başından açıklamış, karşı çıkanlara “servet düşmanı” demişti.

İktidar ve muhalefetin el ele Trump ailesine taviz vermesi, Ivanka Trump’ın emeklilik hayalini hızlandırmıştı.

Ivanka Trump, çıktığı yayınlarda bütün süreci tüm şeffaflığıyla anlatıyor, Edi Rama’yı nasıl ikna ettiklerini sıradan bir Arnavut’u öfkelendirecek detaylarla süsleyerek hiç çekinmeden açıklıyordu.

Ne de olsa babası ABD başkanlığına yeniden seçilmiş, kocası Trump yönetimine geri dönmüş, adeta Dışişleri Bakanlığı’na kayyım atanmış, hem İsrail hem ABD’de alınan tüm kritik kararlarda rolü olan önemli birine dönüşmüştü.

Jared Kushner haftanın bir günü Tony Blair ile Gazze imar planı çiziyor, bir gününü ABD-AB ilişkilerine ayırıyor, bir gününde İranlılar ile müzakere yapıyor, diğer günler de ise Arnavutluk, Sırbistan gibi ülkelerle yatırım görüşmeleri yürütüyordu.

ABD başkanının damadı ve özel temsilcisi olunca özel işleri ve yatırımları da artmış, tüm kapılar açılmış, ABD ile iyi ilişkiler yürütmeyi planlayan ülkeler Jared Kushner’a yatırım yaparak Trump’a özel erişim sağlama yarışına girmişti.

ABD’nin bugüne kadar “övülen” kurumları, Jared Kushner’ın cüzdanı ve kartviziti karşısında susmuştu.

Ivanka’nın yeni bir barbie evi isteyen şımarık zengin kızı inadıyla tutturduğu bu emeklilik hayalinin önünde pek bir engel gözükmüyordu.

İçi rahattı.

Fakat öngöremediği tek bir şey vardı: Arnavut’un inadı.

Tabii ki Trump ailesinin Arnavut isyanlarını durmadan bastırmakla uğraşan bir Osmanlı yöneticisi tecrübesine sahip olmaları beklenemezdi.

Ama bir halkın onurunu bu denli incitince nobranca yaptıkları tüccar pazarlıklarının sarsılacağını düşünmeleri gerekirdi.

Hele ki söz konusu Arnavutlar olunca.

Enver Hoca’nın paranoyası, Trumpizm’in sembolü

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Arnavutluk’un başına gelen komünist Enver Hoca, Sazan Adası’nı ABD tehdidine karşı bir set olarak kurgulamış ve Sovyetler askerlerinin bulunduğu bir askeri üsse çevirmişti.

Daha önce Osmanlı zamanında da askeri liman olan bu küçük ada, böylece Sovyet denizaltı ve askerlerinin konuşlandığı bir yüzen sığınağa dönüşmüştü.

Enver Hoca’nın önce Sovyetler, ardından ise Çin ile arayı açması, Varşova Paktı’ndan çıkması neticesinde ise adanın önemi daha da pekişmiş, Enver Hoca adadaki sığınak ve tünel sayısını artırmıştı.

Tüm süpergüçlerle arası bozulan Arnavut lider, yaşlandıkça paranoyaklaşmış, ülkenin dört bir yanına ekonomik sıkıntılara rağmen irili ufaklı sığınaklar inşa etmiş, Sazan Adası da bu sığınak çılgınlığından payına düşeni almıştı.

Küçücük adaya 3,600 tane sığınak inşa edilmişti. Enver Hoca, Sovyetlerin veya ABD’nin veya Çin’in Arnavutluk’u işgal etmesi durumunda deniz savunmasını bu adadan yapmayı planlanmıştı. Sazan Adası ekonomik sıkıntılarla boğuşan Arnavutluk’un içinde bulunduğu durumun özeti gibiydi. Güzel bir coğrafyanın ortasında gri küçük sığınaklarla dolu bir ada. Halkın girişinin yasak olduğu tuhaf bir cennet.

Enver Hoca’nın korkulu rüyası hiçbir zaman gerçekleşmedi. Arnavutluk işgal edilmedi, Enver Hoca öldükten ve demokrasiye geçildikten sonra ise Arnavutlar küçücük ülkelerinde 200 bin sığınakla baş başa kaldı.

Bir zamanların girişi yasaklanan kritik askeri üssü Sazan Adası da sığınakları, tünelleri, askeri tesisleriyle kaderine terk edildi.

AB üyeliğini kovalayan ve ülkeye yatırımcı çekmeye çalışan sosyalist başbakan Edi Rama adaya sivillerin girmesine ancak 2015 yılında izin verdi. Arnavutlar teknelerle adaya geliyor, kısa süreli yürüyüşler yapıp, sessiz sakin koylarında denize giriyordu.

Adanın iklimi Akdeniz’den farklıydı. Özel coğrafi koşulları nedeniyle daha fazla bitki, hayvan çeşitliliğine sahipti.

Yemyeşil bitki örtüsü, masmavi koylarıyla kısa sürede sessiz ve niş bir kaçış noktasına dönüştü.

Terk edilmiş askeri tesisler, yabani tavşanların yuvasına dönüşmüş uzun tüneller de merak konusuydu.

Arnavutluk’un özellikle lüks tatil beldelerine gidemeyen orta sınıf yabancı turistlerin ilgisini çektiği bir dönemde Sazan Adası’nın sakilliği çok daha ilgi çekici olabilirdi.

Fakat Edi Rama, bir zamanlar Enver Hoca’nın paranoyasının sembolü olan bu küçük adanın, Trump’ın nobran yayılmacılığının bir sembolüne dönüşmesine göz yumdu.

Enver Hoca’nın on yıllarca süren paranoyasına katlanan Arnavutların ise Trump ailesinin şımarıklığına pek katlanası yoktu ki halk sokağa döküldü.

Flamingo devrimi yakın mı?

Kushner’in tatil projesi planı sadece adayla sınırlı değil. Karşı kıyıdaki Zvërnec sahiline de lüks bir otel inşa etmeyi planlıyor. Bu sahil ise flamingoların doğal yaşam alanı. Bu nedenle projeye karşı çıkan yüz binlerce protestocu flamingo pankartlarını elinde taşıyor, her geçen gün büyüyen gösterilere “Flamingo devrimi” deniyor.

Göstericilerin tepkisi sadece hükümete değil, projeye destek veren sağcı ana muhalefet partisine de yönelik. Özellikle Kushner’in siyasi görüşleri üzerinden birçok kişi Arnavutluk’un İsrail ile yakınlığını da protesto ediyor, Filistin yanlısı sloganlarla gösterilere katılıyor. İktidar, muhalefet ve İsrail, göstericilerin ortak hedefinde.

Halk başbakanın istifasını, projenin iptal edilmesini ve sağlık alanında birçok sosyal reformun yapılmasını talep ediyor.

Muhalefet de iktidar da halkın taleplerini dinleyip karşılayacak bir pozisyonda değil.

Fakat protestoların artması üzerine hükümetten göreceli bağımsız çalışan denge ve denetleyici kurumlar adanın hukuki statüsünün değiştirilmesi ve uzun dönemli kiralanması işlemlerine yönelik soruşturmaları hızlandırdı.

Trump’ın başkanlık seçimlerini kazanmasıyla perde arkasından yürütülen bu sürecin siyasi çıkarlardan etkilendiği kesin. Yetkili makamlar herhangi bir yolsuzluğun yapılıp yapılmadığını araştırıyor, özellikle Kushner’a sağlanan özel mali ayrıcalıkların detaylarının şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanmasını hızlandıracak denetlemeler yapıyor.

Gösterilerin ilk somut kazanımlarından biri Kushner’in projesinin mercek altına alınması.

Fakat gösterileri sırtlanan bir lider, büyük bir siyasi parti yok.

Sivil toplum ve toplumsal muhalefet gösterileri organize ediyor.

Gösteriler siyasallaşmadıkça, içinden genç aktörler çıkarmadıkça; halkın öfkesi geçince müesses nizamın tekrardan ipleri eline alması ve en başta Trumplar olmak üzere eşleri dostları ağırlamaya devam edip ülkeyi tepkilere rağmen satılığa çıkarması kaçınılmaz.

Arnavut’un inadı tek başına Trumpizm’in ilacı değil.

İnadın yanında, en az Trumpizm kadar küresel, net hedefleri olan bir ideolojinin, Trump ve arkadaşları kadar organize bir küresel birlikteliğin inşa edilmesi gerek. Toplumun farklı kesimlerini kucaklayacak yeni partilerin, liderlerin çıkması; dünyayı ortak etkileyen sorunlara ortak bir kavga ve davayla karşı çıkılması şart.

Tıpkı Trump’ın 2020 seçimlerini kaybettikten sonra siyasetten çekilmeyip geri dönmek için dört sene eyalet eyalet miting miting gezdiği gibi bir siyasi kavgayı örmek, sokaktaki öfkeyi kurumsallaştırmak gerek.

Bunu yapmadıkça dünyada giderek artan Trump karşıtlığı sadece ilgiyle izlenip, birkaç hafta uzaktan hevesle alkışlanacak güzel sokak görüntülerini doğuracak; kısa bir süre sonra sönümlenip unutulacak.

Trump’ın şımarık prensesi Ivanka da elinde Martini’sini yudumlarken beton döktüğü özel adasında bir sonraki “hediyesini” düşünecek, önündeki dünya haritasından yeni hedefini seçecek. Olan henüz Trump eli değmemiş ülkelere, adalara, ormanlara, bizlere olacak.

Evet Arnavutların inadı şimdilik şımarık kralların, prenslerin, prenseslerin ve onurları pahasına muktedirleri eğlendirmeye hevesli soytarıların huzurunu kaçırdı. Fakat bu nobran saltanatın yıkılması için inattan çok daha fazlası lazım.

Yorum Analiz Haberleri

“Tarihin en ırkçı dünya kupası”
Allah’ın rahmeti günahı meşrulaştırır mı?
Modern Hicaz hattı ne kadar mümkün?
Futbol şöleni nasıl tebliğ imkânına dönüşür?
Futbolda halk anlatısından küresel sermayeye