Arap Baharı’nı boğan karşı devrim düzeni

Ahmet Varol, Mısır devrimi ile Suriye direnişini Arap Baharı bağlamında ele alarak halkların kazandığı zaferlerin darbe ve müdahalelerle nasıl geri alındığını değerlendiriyor.

Ahmet Varol / Yeni Akit

Mısır devrimi ve Suriye direnişi

Yarın yani 25 Ocak 2026, Mısır’da zulüm rejimine karşı halkın zafer kazanmasının 15. yıl dönümüdür.

Mısır’da yıllardan beri katı bir dikta rejiminin baskısı altında olan halkın meydanlara çıkmasına da zemin hazırlayan kitlesel ayaklanmalar bilindiği üzere Arap Baharı olarak isimlendirildi.

Çekoslovakya’da sosyalist dikta rejimine başkaldıran halkın gerçekleştirdiği ayaklanmaya teşbihle kullanılan Arap Baharı isimlendirmesi her ne kadar tartışma konusu olmuş olsa da yaygın bir şekilde kullanılması sebebiyle yerleşti ve benimsendi diyebiliriz.


Ayrıca her ne kadar isimlendirme, söz konusu ayaklanmaları gerçekleştiren halklara değil başkalarına ait olsa da Prag Baharı ile Arap Baharı arasında bazı benzerlikler ve ortak yönler olduğunu söyleyebiliriz.

En başta gelen ortak özellikleri zulme ve diktaya başkaldırı nitelikleridir. İkinci ortak özellikleri ise meşru haklarını ve özgürlüklerini talep eden halkların gayri meşru bir zulüm ve sınırsız şiddetle karşı karşıya gelmesidir. Bu zulüm ve şiddet birincisinde halkın zaferini baştan engellemiştir. İkincisinde ise kazanılan zaferler birtakım karşı devrim politikaları, fitne savaşları ve askeri ya da siyasi darbelerle geri alınmıştır.



Benim kanaatime göre bir ortak özellikleri de özgürlük ateşinin sönmemesi ve verilmeyen ya da geri alınan zaferlerin yeni birtakım mücadelelerle ve direniş yöntemleriyle tekrar kazanılması, dikta rejimlerinin ise tümüyle tarihin çöplüğüne atılması olacaktır.

Arap Baharı olarak isimlendirilen süreç Tunus’taki ayaklanmanın kıvılcımını çakan hadiseyle başladı ve potansiyel olarak zaten zulme karşı tepkili, bilenmiş durumdaki toplumlar üzerinde hızla etkisini gösterdi. Böylece olaylar domino taşı etkisi yaparak diğer ülkelere yayıldı.


Ama Suriye’de, Baas rejiminin devamı üzerinde birtakım çıkar hesapları olan ve bu rejimin devam etmesini kendi çıkarları açısından önemseyen birtakım bölgesel ve küresel güçlerin müdahalesiyle halk direnişinin önü kesildi.

Suriye’de direnişin önünün kesilmesi söz konusu domino taşı etkisinin de burada durdurulmasına yol açtı ve dikta rejimlerinin hüküm sürmeye devam ettiği diğer ülkelere doğru ilerlemesini engelledi.


Halk ayaklanmalarının Suriye’de durdurulması, iktidarlarını koruyan dikta rejimlerinin fitne politikalarını devreye sokarak kazanılmış halk zaferlerinin geri alınması için oyunlar çevirmesine de imkân sağladı.


Mısır’da da BAE ve Suudi Arabistan’ın öncülüğünde baltacı fitnesi çıkarıldı. Bu fitnenin amacı, dikta rejiminin devrilmesinden sonra cumhurbaşkanlığına seçilen Muhammed Mursi’nin başarısını ve onun yeni yapının kazıklarını sağlamlaştırmasını engellemekti.

Söz konusu dikta rejimleri tüm çabalarına rağmen baltacı fitnesi yoluyla Mursi’yi deviremedi. Ama bu fitne o zaman Genelkurmay Başkanı olan Abdülfettah Sisi’nin sivil yönetime ültimatom vermesi, sonra da askeri darbe gerçekleştirerek yönetime el koyması için gerekçe olarak kullanıldı. Böylece halkın zaferi geri alınmış oldu.


Suriye’de direnişin önü kesilmeseydi, dikta rejimleri bunu başaramayacak ve belki zafer kazanan halklar kendi değerlerine göre şekil alacak yeni sistem ve yönetimlerini oturtacaklardı. Bunu başarabilselerdi siyonist işgalin Gazze’de bir soykırım savaşı gerçekleştirme cüreti göstermesi de mümkün olmayacaktı. Dolayısıyla Suriye’de direnişin önünü kesenler ve Mısır’da kazanılan zaferi askeri darbeyle geri alanlar, siyonist katillerin bu derece şımarmasına sebep olma suçuna da ortaktır.


Ama Allah’ın izniyle Suriye’de direniş teslim olmadı ve Baas diktasına karşı zafer kazanmayı başardı. Bölgesel ve küresel güçler de bugün kendilerini Suriye gerçeğini kabullenmek zorunda görüyor. Ümit ediyoruz ki Suriye’de zafer kazanan direnişin kendi sistemini oturtması ve kazıklarını sağlamlaştırması durumunda bölgede dengeler yeniden şekil alacak ve halklar sinsi oyunlarla, fitne savaşlarıyla ve darbelerle geri alınan zaferlerini bu kez siyasi ve stratejik ataklarla yeniden kazanma imkânı bulacaklardır. 

Yorum Analiz Haberleri

Bir diktatör figürünün ardında bıraktıkları
Benden geçti mazereti ve ertelenen sorumluluk
Lula Da Silva’dan Latin Amerika ülkelerine: Bu yarımküre hepimizin
Algoritmik hakimiyet mücadelesinden dijital şiddete: Grok krizi
Enternasyonal Sosyalizm’den faşizm soslu dayanışma