Noor Dadosh’un +972 Magazine’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.
30 Mart 1976 tarihi, İsrail’deki Filistinlilerin siyasi tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Hükümetin Celile’yi “Yahudileştirmek” amacıyla arazileri kamulaştırma planlarına karşı ülke çapında düzenlenen protestolar sırasında İsrailli askerler ve polis tarafından altı silahsız Filistinlinin öldürülmesi, o günden bu yana her yıl “Toprak Günü” olarak anılmaktadır.
Aradan geçen elli yıl sonra, bu olayın mirası hâlâ topluluğun siyasi ve toplumsal bilincini şekillendirmeye devam etmektedir. Ancak bu yıldönümü, son derece kasvetli koşullar altında kutlanıyor: İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü imha savaşı, Batı Şeria’da devlet destekli şiddetin ve yerinden edilmenin tırmanması ve İsrail’deki Filistinli vatandaşları kasıp kavuran organize suç krizi.
Bugün Toprak Günü’nün anlamını düşünmek üzere, sosyoloji, siyaset bilimi ve Yahudi düşüncesi alanlarında önde gelen Filistinli akademisyen Dr. Nabia Bashir ile konuştum. Kuzeydeki Sakhnin kentinde doğan Bashir, yıllar boyunca hem araştırmaları hem de bir aktivist olarak kendi deneyimleri aracılığıyla Toprak Günü ile ilgilenmiştir; 2006 tarihli “Toprak Günü — Ulusal ve Sivil Arasında” adlı kitabında, bu olayın ulusal ve siyasi bir pusula olarak nasıl işlev görmeye devam ettiğini inceleyerek, konuyla ilgili ilk kapsamlı analitik çalışmalardan birini sunmaktadır.
Röportajımızda Bashir, Toprak Günü’nün tarihsel hafızadaki yerini, 1976’dan bu yana Filistin toplumunda yaşanan dönüşümleri, günümüzde Filistin siyasi hareketinin karşı karşıya olduğu çıkmazı ve bu günün ruhunu statik bir anıdan ziyade yaşayan bir siyasi fikir olarak yaşatma çabasını ele alıyor.
Röportaj, uzunluk ve netlik açısından düzenlenmiştir.
Toprak Günü sizin için kişisel olarak ne anlama geliyor?
Toprak Günü çocukluğumdan beri benimle birlikte. Mart 1976’da 7 yaşındaydım ve o günü hâlâ çok net hatırlıyorum. Sakhnin’deki evimizin balkonunda annem ve kardeşlerimle birlikte durmuş, havayı dolduran kargaşa ve silah seslerini dinliyorduk.
Evimiz, şehrin kuzey ucunda, merkezi olayların yaşandığı ana caddeden yaklaşık üç kilometre uzaklıkta bulunuyordu. O sıralarda babam, birkaç toprak sahibi ile birlikte, o dönemde İsrail makamları tarafından kamulaştırma tehdidi altında olan ve kapalı askeri bölge ilan edilen El-Mal’daki arazimizdeydi.
Bu erken dönemdeki deneyim, toprak, haysiyet ve varoluş arasındaki bağı zihnimde pekiştirdi. Zamanla, Toprak Günü'nün geçici bir protesto değil, İsrail'deki Filistin liderliğine kendini dayatan ve halkı, haklarından mahrum bireyler değil, onurlu bir geleceğe hak kazanan toprak sahipleri olduğumuzun farkına vararak birleştiren kolektif bir dönüşüm anı olduğunu anladım.
Yıllar içinde Toprak Günü'nün anlamı sizin için nasıl değişti? Ve bu, İsrail'deki Filistin toplumundaki daha geniş kapsamlı değişiklikler hakkında neyi ortaya koyuyor?
Bu konudaki anlayışım yıllar içinde gerçekten de değişti, özellikle de Arap Vatandaşlar Yüksek Takip Komitesi, Toprak Günü'nü bir protesto gününe, hatta bazen insanların eşitlik talep ettiği bir tür festivale dönüştürmeye karar verdikten sonra. Bu değişim, etkinliğin ulusal boyutunu aşındırdı; oysa etkinlik başlangıçta, bizim Filistin halkının bir parçası ve İsrail içindeki bir ulusal grup olduğumuzun, sadece bireysel medeni haklara değil, kolektif haklara da sahip olduğumuzun tanınmasını talep ediyordu.
Bu dönüşüm, 1980’lerin sonlarında Birinci İntifada’nın ardından başladı. O dönemde bunu, Arap liderlerin İsrail devlet aygıtının nasıl tepki vereceğine dair duydukları endişenin bir yansıması olarak görmüştüm. Daha sonra, Oslo Anlaşmaları’ndan önce yapılan Madrid görüşmeleriyle birlikte Toprak Günü giderek daha çok retorik bir etkinlik haline geldi ve ulusal boyutu daha da zayıfladı. Bu arada, Komünist Parti, İlerici Hareket ve Abnaa El-Balad (“Toprağın Oğulları”) dâhil olmak üzere çeşitli partiler ve hareketler, etkinliğin liderliği için rekabet ettiler.
1976 yılında İsrail’in kuzeyindeki Arrabe’de düzenlenen Toprak Günü protestosu. (Matzpen arşivleri)
Aynı zamanda, Filistin toplumu da 1976’dan bu yana büyük ölçüde değişmiştir. Siyasi ve toplumsal gerçeklik değişmiş, eylem araçları da aynı şekilde değişmiştir. Ancak bir şey sabit kalmıştır: Toplumun, varlığının tehdit altında olduğu algılandığında uyanma ve direnme gücü. Bazen sorun halkın iradesi değil, cesur ve ileri görüşlü bir siyasi liderliğin yokluğudur.
Krizler şiddetlendikçe — organize suçla mücadelede açıkça görebileceğimiz gibi — sokak bir kez daha mücadeleyi gündeme getiriyor. Bu, toplum içindeki güçlerin sönmediğini gösteriyor. Bununla birlikte, her yeni nesil daha fazla özgüvenle büyüyor, küresel deneyimlere daha açık ve kendi dilini ve özlemlerini ifade eden yeni araçlar geliştirmeye hazır.
Ancak, hem yerel düzeyde hem de daha geniş anlamda Arap dünyasında siyasi liderliğin kalitesinde ve cesaret düzeyinde gözle görülür bir düşüş var. Birçok lider, dar hesaplamaların esiri haline geldi. Sabit kalan şey, halkın siyasi içgüdüsü ve yapıcı ile zararlı platformları ayırt etme yeteneğidir.
Bugün yaşadığımız kriz, Toprak Günü’nden önceki krizden daha mı derin?
Hayır. Bugün birçok krizle karşı karşıyayız, ancak bunlar 1976'dan önceki krizlerden daha derin değil. O dönemde, siyasi bilincimiz askeri yönetim altında, korku ve temel hayatta kalma mücadelesinin şekillendirdiği bir gerçeklik içinde oluşmuştu. Bugün ise zorluklar farklı: eğitim, ekonomi, toprak ve barınma alanlarında ayrımcı politikalar; Arap dünyasından etkili bir desteğin olmaması ve uluslararası kurumların zayıflaması.
30 Mart 2021’de İsrail’in kuzeyindeki Arrabe’de, Toprak Günü kapsamında yürüyüş yapan Filistinli İsrail vatandaşları. (Jamal Awad/Flash90)
Aynı zamanda, derin bir toplumsal dönüşüm yaşanıyor. Ailenin rolü zayıfladı, suç yaygınlaşıyor ve boşanma oranları artıyor. Bunlar toplumsal dokunun aşınmasının işaretleri olmakla birlikte, bu süreci yönlendirebilecek bilinçli bir liderlik gerektiren daha geniş kapsamlı bir değişim sürecinin de parçası.
Kitabınızda Toprak Günü'nü toplum için bir pusula ve ahlaki-siyasi bir an olarak tanımlıyorsunuz. 50 yıl sonra hâlâ bu şekilde işlev görüyor mu?
Evet. Biçimi değişebilir, ancak özü aynı kalır. Toprak Günü, varlığımızı tehdit eden ve haklarımızı inkâr etmeye çalışan politikalara direnme konusundaki kolektif kapasitemize olan inancı somutlaştırır. Bu pusula bir slogan değil, siyasi ve toplumsal eylemi yönlendirmeye devam eden yenilenmiş bir farkındalıktır.
Bazıları, Toprak Günü'nün zamanla sadece sembolik bir anlam kazandığını savunuyor. Bunun nedeni nedir ve bu durum ne gibi bir tehlike oluşturuyor?
Bu günün sembolik bir anlam kazanmasının başlıca nedeni, siyasi liderlerin siyasi eylemin tekelini ele geçirdiklerini iddia etmeleri ve onu dar sınırlar içine hapsetmeye çalışmalarıydı. Ancak Toprak Günü’nün büyük ölçüde törensel bir nitelik kazandığı yıllarda bile, bu sembolizm birikimli bir eğitimsel güce sahiptir. Toplumsal hafıza bilinci şekillendirir; bilinç ise mücadelede kullanılacak yeni araçlar üretir.
1976’daki Toprak Günü’nde İsrailli askerler ve polis tarafından öldürülen altı Sakhnin sakini anısına, şehrin Müslüman mezarlığında dikilen anıt. (Wikicommons)
Tehlike, Toprak Günü'nü boş bir yıllık ritüele indirgemekte yatmaktadır. Toprak Günü'nün eğitimsel rolü, farkındalığı artırmak, sorular sormaya teşvik etmek ve her yıl gerçekliğin yeniden incelenmesini sağlamaktır. Buradaki zorluk, anma törenini, sadece sivil taleplerle sınırlı kalmayıp, geniş bir Filistin ulusal bilincini yansıtan, günümüze uygun ve açıkça tanımlanmış hedeflerle birleştirmektir.
Toprak ve barınma sorunu, Toprak Günü'nün merkezinde yer almaktadır. Toprak ve barınma politikaları, Filistin toplumunun güvenlik ve aidiyet duygusunu nasıl şekillendiriyor?
İsrail’in ayrımcı politikaları ve ciddi, zamanında çözümlerin bulunmaması nedeniyle toprak ve barınma sorunu, saatli bir bomba olmaya devam etmektedir. Köyler ve şehirler neredeyse mülteci kampları kadar kalabalık hale gelmiş, bu da sosyal ve psikolojik baskıları yoğunlaştırmış ve zengin ya da fakir ayrımı gözetmeksizin toplumun tüm kesimlerini etkilemiştir. Arazi rezervleri neredeyse tükenmiş ve genişleme imkânları önemli ölçüde azalmıştır.
Ancak bu, aidiyet duygusunu zayıflatmaz. Aksine, günümüzde aidiyet kavramı geçmişe kıyasla daha geniş ve olgun bir hal almıştır. 1970’lerde kasabalar veya köyler arasında yer değiştirmek genellikle bir yere olan bağın kopması olarak algılanırken, bugün tarihi Filistin giderek tek bir aidiyet alanı olarak anlaşılmaktadır. Bu alan içindeki hareketlilik, bu duyguyu azaltmaz, hatta onu güçlendirebilir.
İsrail’in Filistinli vatandaşları, 30 Mart 1979’da İsrail’in merkezinde düzenlenen yıllık Toprak Günü protestolarına katılıyor. (Beni Birk / İsrail Basın ve Fotoğraf Ajansı / Dan Hadani koleksiyonu, İsrail Ulusal Kütüphanesi / CC BY 4.0)
Toprak Günü, İsrail’deki genç nesil Filistinlilerin bilincinde nasıl bir yer tutuyor?
Gençler Toprak Günü'nü bizim yaşadığımız gibi yaşamıyor, ancak ondan da uzak değiller. Kişisel ve toplumsal kaygıları bir araya getiren kendi dilleriyle bu günle ilişki kuruyorlar ve siyasi partiler ile hareketlerin geleneksel çerçevelerinin ötesinde yeni ifade biçimleri arıyorlar. Bilinçlerinde henüz tam olarak keşfedilmemiş katmanlar var, ancak bunlar gizli güçlere ve gerçek bir yenilenme potansiyeline işaret ediyor.
Toprak Günü’nün 50 yılını nasıl özetlersiniz ve bugün de geçerliliğini koruması gereken mesaj nedir?
Toprak Günü, kolektif siyasi bilincimizin şekillenmesinde belirleyici bir an oldu. Anlamı, her nesil ve değişen siyasi bağlamla birlikte gelişmeye devam ediyor ve onu doğuran toplumsal enerji ve siyasi dinamikler sürdüğü sürece de varlığını koruyacak.
Günümüzde de geçerliliğini koruması gereken temel mesaj, hakların bahşedilmediği, bilinçli ve organize eylemler yoluyla kazanıldığıdır. Bekleme veya dış kurumlara güvenme lüksümüz yoktur. Sorumluluk bize aittir: örgütlenmek, varlığımızı savunmak ve gelecek nesillerin geleceğini güvence altına almak.
*Noor Dadosh, Umm al-Fahm’da yaşayan bir gazetecidir. Radio Al-Shams’ta çalışmış olup, Sabra’ya yazılar yazmaktadır.