Yeni Şafak / Selçuk Türkyılmaz
Anglosaksonların ideolojik saplantıları
Uzun bir dönem Batı dışında kalan dünyanın ideolojik saplantılarıyla ilgili Batı kaynaklı yönlendirmeler zihinleri şekillendirdi. Bu, tam olarak zihinlerin kolonişleştirilmesiydi. Bu ifade sömürgeleştirilmiş zihin diye tercüme ediliyor ama doğru değil. Çünkü zihnin kolonileştirilmesi ile kastedilen istismar değildir. Zira onlar gibi düşünmek sıradan bir istismar olayı değildir. Zihni biçimlendirmenin bir sonucu olarak ideolojik saplantı denilince daima Batı dışında kalan dünyaya bakıldı. Batı dünyası söz konusu olduğunda ise ideolojik saplantı yerine bireysel bir sapma öne çıktı. Dünyanın geri kalanında dinî düşünce eleştiri konusu olmuş, sosyolojik ve kültürel incelemeler yaygınlık kazanmıştır. Almanya, İngiltere, Fransa ve ABD gibi Batı medeniyetinin kalbinin attığı yerlerle ilgili olumsuz çağrışımlara sebep olabilecek herhangi bir ifadeye de hayat hakkı tanınmamıştır. Fakat bugün yaklaşık iki yüz yıl süren bir dönemden sonra yanılgılar, büyük ve yıkıcı acı tecrübelerle fark ediliyor. Bütün dünyanın bizimle birlikte aynı yanılgıya teslim olduğunu fark etmemiz de geride kalan dönem kadar önemlidir. Kuşkusuz bu durum zihnî kolonizasyonun derinliğini gösterir.
7 Ekim’den sonra ideolojik saplantının ve kesin inançlılığın kültürel ve sosyolojik bağlamı hakkında ciddi bir farkındalığın oluştuğunu söyleyebilirim. Bu son dönemde Almanya, İngiltere, ABD ve Fransa gibi Batı ittifakının başat ülkelerinde ideolojik saplantıların ve kesin inançlılığın kültürel ve sosyolojik derinliği bütün dünyayı şaşkınlığa düşürdü. Habermas elbette çok mühim bir örnektir. İngiltere ve ABD’de de Siyonizm ideolojisine bağlılığın, marjinal grupların ve nihilist bireylerin sistem karşıtı tutumlarından kaynaklanmadığı anlaşıldı. Tam aksine sistemi temsil eden filozoflar, siyasetçiler, bilim insanları ve gazeteciler ideolojik saplantının ve kesin inançlılığın temsilcileriydi. Bütün dünyadan ayrışmayı göze almaları, üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir. Bu bakımdan 7 Ekim 2023’ten sonraki gelişmeleri çok daha özgün bağlamlarda ele almak gerekiyor. Örneğin Almanya, İngiltere ve ABD’de Siyonizm’e derin bağlılığın ne anlama geldiği sorusunu, şimdiye kadar benimsediğimiz yargıları bir kenara bırakarak tartışılmalı.
Daha önce ifade etmeye çalıştığımız gibi II. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle Almanya’nın İsrail’e ve Yahudilere borçlu olduğu yönünde bir inanç vardı. Bu inanç Siyonistlere oldukça geniş bir manevra kabiliyeti kazandırdı. Böylelikle zaman içinde Siyonizm hem yaygınlaştı hem de derinlere işledi. İngiltere ve ABD için de benzer tespitlerin ileri sürülmesi gayet tabiîdir. Hatırlanacağı gibi Almanya başbakanı Friedrich Merz, İsrail’i Batı medeniyetinin ileri karakolu olarak değerlendirmiş ve pis işleri yaptığı için övmüştü. Bu ifadelerin benzerlerini bulabiliriz. Bunlar bizde yaygın olan açıklama modellerine sığmaz. Fakat Batı medeniyetinin ileri karakolu ifadesi de gerçekliği tam olarak göstermiyor. Jürgen Mackert, Daniel Marwecki’in çalışmalarından hareketle Almanların rehabilitasyonunun Yahudi iktidarı fikriyle iç içe geçtiğini ve Almanya’nın uluslararası sahneye en kısa sürede dönmek istediğini söylüyor. Almanya devleti için, suçluluk duyulacak herhangi bir şey yapmamış nesillere zemin hazırlamak, dönemsel suçluluk politikalarının yanında oldukça önemsizdir. Nitekim bugün Almanya’nın geçmişi sorgulanmıyor. Günümüzde Almanya’nın silahlanma yönünde attığı adımlar oldukça önemlidir. Bu da Almanya’nın Filistin’in tarihî topraklarında Siyonist İsrail’in işlediği bütün savaş suçlarını en ileri düzeyde destekleyen ülke olmasını açıklıyor. Siyonizm Almanya’yı uluslararası sahneye yeniden taşıyan bir ideoloji hâline gelmiştir. Habermas eleştirel bir fikrin temsilci değildi, tam aksine Alman devlet aklıyla özdeşleşen bir ideologdu.
Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse Batı medeniyetinin çöküşünden bahsetmek ciddi anlamda yanıltıcıdır. Örneğin Almanya gibi bir ülke Siyonizm’e olan bağlılığı ile yeniden sahneye çıkmakta ve adeta yeniden doğmaktadır. Bunun yanında Siyonizm gibi saplantılı ve kesin inanç gerektiren bir ideolojinin İngiltere ve ABD’deki yansımaları da birbirinden farklıdır. Bu ülkelerdeki birçok şirket, devletlerin kanatları altında Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te Siyonist yerleşimcilerin kolonileştirme girişimlerine fiilen iştirak etmektedir. Alman şirketleri de yeni teknolojileri geliştirmek için Filistin’i bir deney sahası, laboratuvar olarak kullanıyor. Teknokapitalizm değil, teknokolonyalizm üzerinde durmak herhalde daha doğru olur. Böylelikle nasıl bir gelecek tasavvur ettiklerini daha iyi analiz edebiliriz.