Allah’a Kaçmak
Mahmut Ay / Yenişafak
“Allah’a kaçın!” (Zâriyât 51/50) buyurur Hikmetli Kitabımız. Allah’a kaçmak ne demektir? İnsan Allah’a nasıl kaçar? Gelin birlikte bu soruların cevabını arayalım.
İnsanın hikâyesi “kaçış ve varış” hikâyesidir aslında. Ana rahmine düşerken milyonlarca rakibimizi yenerek yokluktan varlığa kaçtık. Sonra ana rahminden dünyaya kaçtık. Onu bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa kaçışlarımız takip etti. Nihayet bir gün dünyadan ukbâya, sonluluktan sonsuzluğa kaçacağız. Bunlar, her insanın biyolojik yaşamındaki zorunlu kaçışlar. Bir de insanın, mutsuzluktan kurtulup mutlu olmak için iradesiyle gönüllü olarak yaptığı kaçışlar var. Tabi, mutluluğu her insan kendine göre tanımladığı için “kaçılan yerler” de farklı oluyor. İnsan, dünyanın elem ve ıstırapla dolu bir yer olduğunu fark ederek böyle bir âlemin gerçekliklerinden kaçmak istiyor. Kimi alkol ve uyuşturucuya kaçıyor kimi kumara kimi cinsel tatmine. Kimi de bu acıların ancak manevî merhemlerle tedavi edileceğini umarak maneviyata kaçıyor.
İnsanın en büyük acısı ve en derin travması, bir gün öleceğini bilmesidir. Aslında hayatı boyunca “ölümlü olduğu gerçeği”nden kaçar insan. Kur’ân-ı Hakîm’de bu durum şöyle ifade edilir: “De ki ‘Şu kaçıp durduğunuz ölüm var ya sizi bir gün mutlaka yakalayacaktır’” (Cum’a 62/8). Bu acıyı dindirmek için kimi dünyanın geçici eğlencelerine dalar, kimi de Ezelî ve Ebedî Olan’a sığınarak O’nunla sonsuzluğa kavuşmayı diler.
Hâsılı, herkes bir kaçıştadır. Ancak bu kaçışın yönü, mahiyeti ve amacı farklıdır. İşte bu noktada Hikmetli Kitabımız diyor ki: “Ey insan! Madem kaçmak gerektiğinin farkındasın, o hâlde Allah’a kaç! Sana huzur verecek, manevî yaralarını saracak, varoluşsal kaygılarını giderecek olan kaçış, O’na kaçıştır. Bir dünyalığa kaçtığında, ‘kaçtığın şey’in aslında ‘kaçılması gereken şey’ olduğunun er ya da geç farkına varacak ve sürekli kaçış yapacağın yeni dünyalıklar arayacaksın. Bunların hiçbiri seni dinginleştirmeyecek. Ömrün, ‘varış’ı olmayan ‘kaçış’larla ve ‘buluş’u olmayan ‘arayış’larla heba olup gidecektir. Tıpkı tuzlu suyun susuzluğu kandırmak şöyle dursun daha da artırdığı gibi dünyalık zevkler senin anlam susuzluğunu daha da derinleştirecektir. Anlam susuzluğunu ancak tatlı bir tevhid suyu ve keskin bir vahdet şarabı giderebilir.”
Hak Teâlâ dönülecek (Nûr 24/42), kaçılacak (Zâriyât 51/50), sığınılacak (Yususf 12/18), varılacak (Kıyamet 75/12) ve kavuşulacak (En’âm 6/31) nihâî ve mutlak hakikattir. Bir gün gelecek, insanların çoğu hesap vermekten kaçmak isteyecek ve “Yok mu bir kaçış yolu?” diye feryat edecektir (Kıyamet 75/10). İşte o gün gelip çattığında pişman olup böyle feryat etmek istemeyen, bugün Allah’a kaçmalıdır. Bugün O’na kaçan, o gün de O’na kaçacak ve sığınacaktır. Dünyadayken Allah’a kaçan, nefsini arındırarak “mutmainne (huzura ermiş)” mertebesine yükselir ve biyolojik ölümden önce “rıza cenneti”ne daha bu dünyadayken girer (Fecr 89/27-28).
Şu hâlde “rıza cenneti”ne bu dünyada girmek istiyorsak kaçışımız O’na olmalıdır. Nihâî ve mecburî varışımız O’na olduğuna göre irâdî kaçışımız da O’na olmalıdır. Yunus Emre gibi “Nazar kıldım şu dünyaya/Kurulmuş tuzağa benzer.” deyip dünyanın tuzaklarından kaçmalı ve Hz. İbrahim gibi “Ben Rabbime gidiyorum.” (Sâffât 37/99) deyip azimle yola koyulmalıdır. Hz. Musa gibi “Rabbim benimledir; O beni menzili maksuduma ulaştırır.” (Şuarâ 26/62) deyip tevekkülle yola çıkmalıdır. Muhammed Mustafa (sav) gibi “Kaygılanma! Allah bizimledir!” (Tevbe 9/40) deyip teslimiyetle Allah’a hicret yoluna revan olmalıdır.
O’na kaçış; inançsızlıktan inanca, şirkten tevhide, kesretten vahdete, masiyetten ibadete kaçıştır. O’na kaçış; anlık zevklerden dâimî huzura, maddeden manaya, nefsten ruha, sonluluktan sonsuzluğa kaçıştır. O’na kaçış; anlamsızlık zindanından anlam sarayına, yalnızlık çölünden birlik ummanına, ölümle yok olma kaygısından sonsuzluk kervanına kaçıştır. O’na kaçış, fânî ağyârdan Bâkî Yâr’a kaçıştır. O’na kaçış, hakikatte O’ndan yine O’na kaçıştır; O’nun celâlinden cemâline, kahrından lütfuna kaçıştır. O’na kaçmak; esasında özümüze kaçmak ve özümüzü bulmaktır.
Mevlâ’ya kaçıp özünü bulanlardan olabilmek niyazıyla.