Allah Düşmanlarını Dost Edinmeyin!

ZEHRA TÜRKMEN

Türkiye’de 28 Şubat adı altında başörtüsü bahane edilerek İslami değerlere ve Müslümanlara darbe yapıldı.

İlk defa İstanbul Üniversitesi ön kayıtlarında başlayan başörtüsüz resim dayatması ve Müslüman öğrencilerin kitleleşen tepkilerinin ardından (1997) ikinci yıl genç kızlar ikna edilsin diye o meşhur “ikna odaları” kuruldu (1998). Ve bu odalarda genç kızlarla inançlarının, imanlarının pazarlığı yapıldı.  İstanbul Üniversitesi pilot bölge olarak seçilmişti. Daha sonra bütün üniversitelerde yasak başlayınca buna karşı öğrencilerin tavır alışları da ülke sathına yaygınlaşmaya başladı ve ardından baskılar, gözaltılar, dayatmalar gittikçe çoğaldı. 100 bine Müslüman kız öğrenci üniversitelerde eğitim hakkından mahrum bırakıldı.

Yasak sadece üniversitelerle sınırlı kalmadı. Eşi başörtülü olduğu veya namaz kıldığı için ordudan atılan insanlar oldu. Kur’an eğitimine yaş sınırı getirildi. Kur’an Kursları baskın yedi ve kapatıldı. Henüz çocuk yaşta olan İHL öğrencileri yasakla ve kat sayısı gibi bir zulümle karşı karşıya kaldı. Öğrencilerin okul idarecileri tarafından zorla başörtüleri açıldı. Henüz küçük yaştaki çocukların üzerine korkular salındı. 2001 yılında Kazım Karabekir İmam Hatip Lisesi öğrencileri yasağa karşı direndikleri için okulun etrafı kalabalık bir polis yığınınca kuşatılarak ve binaların üzerine birçok keskin nişancı yerleştirilerek öğrencilerin direnci kırılmaya çalışıldı. Zulme karşı direnen öğrencilerin üzerine ateş açıldı. O gün gözümün önünde 13 yaşlarındaki bir kız çocuğu korkudan yere kapanmış ağlıyor ve bütün vücudu titriyordu. Eyüp İmam Hatip Okulu askeri cemselerle basıldı. Ne yazık ki bu ülkenin gencecik çocuklarına buna benzer çok daha fazla acılar yaşatıldı.

28 Şubat süreciyle beraber üniversitelerle Müslüman öğrencilerin irtibatı büyük oranda kesilmiş oldu. Çünkü yasakla beraber birçok öğrenci okula gidemedi. Bazı öğrenciler başını açarak okumayı tercih ederken, bazı öğrenciler yurt dışına gitti. Dolayısıyla da bizden sonra gelecek kuşaklara üniversitelerde İslami bilinç açısından bir alan açılamadı.

Ancak 2003 yılından beri iktidarda olan AK Parti Hükümeti gecikmeli de olsa 28 Şubat yasaklarının üzerindeki perdeyi yırtmaya başladı. Önce üniversitelerde, daha sonra kamusal alanda ve en sonda ortaöğretimde başörtüsü yasağını kaldırarak isteyen öğrencinin başörtüsüyle okula gitmesinin önünü açmış oldu. Özellikle ortaöğretimdeki başörtüsü serbestisi malum çevreleri rahatsız etti. Yurt gazetesi “Sırada peçe var”, Birgün gazetesi “Yapımda emeği geçen herkese yazıklar olsun” manşetini atarken Sözcü ise anne karnındaki bir çocuğun fotografına fotoshopla başörtüsü giydirerek “doğmamış çocuğa bile türban taktılar” şeklinde yansıttı.

Ortaöğretimde başörtüsü yasağının kalkmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yasağa ilişkin TBMM’deki konuşması sırasında Nur Serter’in Meclis’i terk etmesi çokta şaşırtıcı olmadı. İkna odalarının baş mimarı olan ve kurduğu odalarda genç zihinleri Allah’ın emri olan başörtüsünü açmaları için ikna etme görevini üstlenerek binlerce öğrencinin bedduasını almış CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter daha öncede üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kalkmasından tedirgin olmuş bu uygulamanın ilköğretime kadar taşınacağı endişesini belirterek başörtüsü sorununu tsunamiye benzetmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “on yıllardır, son derece manasız bir şekilde sürdürülen başörtüsü yasağının kalkması, öyle iddia edildiği gibi toplumda infiale yol açmamış, toplumun normalleşmesini sağlamıştır” ifadelerine tahammül edemeyen Nur Serter’in bu tavrı CHP ve barındırdığı zihniyetin hiçbir zaman değişmeyeceğinin bir göstergesidir aslında.

Ortaöğretimdeki başörtüsü düzenlemesine bir tepkide kendi yaşam tarzına uygun ve ahlaktan yoksun bir ifade biçimiyle Sezen Aksu’dan geldi.  Harbiye’yi dolduran 5 bin kişinin karşısında anadan üryan bir şekilde “Bizi örteceğinize kendi nefsinizi terbiye edin öküzler” ifadesini kullanarak hakaret etmesi bu ülkede Sezen Aksu ve onunu gibilerini besleyen, el üstünde tutan halka bir mesaj olur.

Ve ayrıca bir gecelik davetlerde milyarları önlerine döktükleri Allah düşmanı bu sözde sanatçı güruha karşı bundan sonraki süreçlerde nasıl bir tavır takınmaları gerektiği açısından da umarız iktidar ve belediyeleri üzerine düşen dersi almıştır.

Zira Rabbimiz Maide Suresi 51. ayette “Allah düşmanlarını dost edinmeyiniz”  buyurmaktadır.

Artık karşıtına sığınarak yani müdahene ederek var kalmaya çalışanları bu zaaflarından uyandırmak vakti gelmedi mi?

Özgürce bir şahidlik ve varoluş için tutarlı bilgi, vahyin ölçüleri, bilinç, iman ve basiret yeterli değil mi?

Elbisemizi temizlemenin ve rucz’dan hicret etmenin güncel anlamı ne?

Allah düşmanlarını dost edinmeyelim.

İçeride de dışarıda da!...