Ali Bulaç’tan açıklama

Ali Bulaç

3 Ekim 2001 tarihli Taraf Gazetesi’nde yazarınız Mehmet Baransu, Altan Tan’la süren polemikleri çerçevesinde benimle ilgili birkaç iddia ve iftirada bulunmuştur. Beni ilgilendiren yönüyle kamuoyunu bilgilendirme gereğini duyduğumdan, aşağıdaki açıklamaya gazetenizde yer verirseniz çok sevinirim.

1) Baransu, yazısında “Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde Mehmet Metiner, Ali Bulaç, Metin Kızmazla birlikte çıkardıkları sözleşme dergisi, belediyenin kültürel işlerinden ücretle yazmasını beklerdim kendisinden” demektedir. Bu satırların Altan Tan’la ilgisi yoktur, belli ki Baransu, üçüncü şahısları, özellikle beni işin içine katmak istiyor. İlk sayısı Kasım- 1997’de yayına başlayıp parasızlıktan ancak 12 sayı yayınlanabilen Sözleşme Dergisi’nin sahibi Metin Kızmaz, Yayın Yönetmeni bendim. Benim derginin mali işleriyle herhangi bir ilgim, ortaklığım yoktu. 40 yıllık matbuat hayatım dergi çıkarmakla geçti. Kim finansını bulup dergi çıkarmamı teklif etmişse aylık ücret veya telif karşılığında kabul etmişim.

2) Metin Kızmaz ve ortaklarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden kültürel işler aldıkları doğrudur. Bu organizasyonda ben ticari ortaklığım yoktur. İsteyenler kayıtları, evrakları inceleyebilir.

3) Baransu, Sayın “Ahmet Bilgin’in Diyarbakır Belediye Başkanı olduğu dönemde yine Ali Bulaç, Mehmet Metinerle birlikte aldıkları viyadük”ten söz etmektedir. Ben hayatım boyunca hiçbir kurumdan ihale almadım, hiçbir devlet dairesiyle işim olmadı, ticaretle uğraşmadım, bürokrasiye müracaat etmedim. Sözü edilen viyadük ihalesini de Baransu’dan öğreniyorum. Birileri almışsa, benim ne haberim olmuştur ne ortaklığım. Sayın Ahmet Bilgin hayattadır, kendisinden de bilgi alınabilir.

Baransu “Mardin’deki uluslar arası öğrenci sempozyumu gecesi otel odasında Ali Bulaç, Zeynelabidin Erdem, Oya Peker ve bazı isimlerle bir AK Partili’nin kendi adına buluşmalarını yazsın. Konunun kendisinin Büyükşehir Belediye Başkalığı olduğunu. Toplantıda teklifin kendisinden gittiğinin Ali Bulaç, Erdem’in ağzından AKP’liye açıklamasını. Bülent Arınç ve İhsan Arslan’ın devreye sokulmak istenmesini. Aynı konunun Ali Bulaç tarafından İstanbul’da yine aynı isme deklare edilmesi”nden söz ediyor. Burada Baransu’nun ‘ilişkili olduğu kaynaklar’ın kendisine yanlış bilgiler verdikleri anlaşılmaktadır. Eğer Ergenekon gibi ciddi ve hayati bir davaya bavullar dolusu belge-bilgi taşıyan Baransu’nun haber kaynakları hiç değilse benim de içinde yer aldığım bir olayı böylesine çarpıtıyorsa, gerçekten Ergenekon Davası adına üzülür, düş kırıklığına uğrarım. Zaten yargılama sürecinde doğru ile yanlış birbirinden ayrılır, buna güvenim tamdır. Olayın aslı şudur: Söz konusu sempozyum dolayısıyla Mardin’e gitmişken Altan Tan da ziyaretime geldi. Program akşamı değerli hemşehrim Sayın Zeynelabidin Erdem akşam Rıdo’da Sayın Bülent Arınç’la kebap yememizi teklif etti. Yemeğe Altan Tan ve Hüsnü Mahalli de katıldı, Oya Peker’i hatırlamıyorum, şu anda bile zihnimde canlandırabilmiş değilim, tanımadığım bir iki kişi daha vardı, muhtemelen bilgileri Baransu’ya aktaran ‘iyi saatte olsunlar’ onlardı. Yemek boyunca Kürt sorununu ve AK Parti’nin bölge politikalarını konuştuk. Ne Altan Tan’ın siyasi geleceği, ne adaylığı konuşuldu. Sayın Erdem ve Hüsnü Mahalli hayattadır, kendilerine sorulabilir. Tam aksine tartışma biraz ısınınca Sayın Arınç “Kebabın tadı bozuldu” dedi. Ancak ben hep Altan Tan’ın AK Parti’de siyaset yapmasını arzu etmişim. Ama bunun için hiçbir AK Parti’ye tavassutta bulunmuş değilim. Biz bir şey murad ederiz, kader başka şekilde tecelli eder.

“Karargah” adlı kitabının Mart- 2010 baskısını “Sayın Ali Bulaç. Doğu ve Batı’nın düşünsel sentezini en iyi harmanladığı kaleme saygılarımla” diye imzalayıp bana gönderme nezaketini gösteren -ki ben bu iltifatları hak etmediğimi bilecek kadar haddimi ve kendimi bilenlerdenim- Mehmet Baransu’nun benim hiç müdahil olmadığım bir polemiğe ismimi böylesine incitici, karalayıcı, şüpheler doğrucu, yalan yanlış bilgilerle karıştırmasını anlamış değilim. Böyle durumlarda prensip olarak hak ve hukukumu ihlal edenleri Allah’a ve okurların vicdanına havale ediyorum.

Şunu tam bir gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Benim yerel veya merkezi yönetimle yegâne ilişkim, R. Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da belediye başkanlığı yaparken ona 3,5 sene yaptığım “kültür-siyaset danışmanlığı”ndan ibarettir. Günün asgari ücreti esas alınarak bana takdir edilen ücretin dışında kimseden tek kuruş almış değilim. Çeşitli kuruluşlara danışmanlık yaptım. Bunda ahlak ve kanun dışı bir taraf görmüyorum. Bugüne kadar da kitaplarımın telifi ve çalıştığım mevkutelerden aldığım maaşla geçiniyorum. Hamdolsun bundan fazlasına da ihtiyacım olmamıştır.

Baransu, Altan Tan’a cevaben “Arkamda kimin olduğunu merak etmişsin, söyleyeyim: ALLAH!” diyor. Ne güzel. Pekiyi, Allah’a inanan bir insan şu temel emre riayet etmesi gerekmez mi? «Ey imân edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu ‘etraflıca araştırın.’ Yoksa cehalet/bilgisizlik sonucu, bir topluluğa kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz... Ey imân edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın, yalan yanlış bilgi toplayan casuslardan, istihbaratçılardan uzak durun.)” (49/Hucurat,6 ve 12).

Allah Baransu’yu ve hepimizi “yoldan çıkan-fasıklar”dan kılmasın. Başarı ve iyi günler dileklerimle!..

TARAF