Alevi Çıkmazı

MUSTAFA SİEL

Çözülmesi Zor Olan Kürt Sorunu Değil, Alevi Sorunudur

Alevi sorunu, üzerinde konuşulması bile sorun olan bir sorun. Kürt sorununun tarihi 100 yıla dayanmakta iken, Alevi sorununun tarihi 1000 yıla dayanmış ve adeta kangrene dönüşmüş bir durumda.

Üstelik Kürt sorunu (henüz) devlet ile Kürtler arasında olup, halklar arasında kronik (kalıcı) hale gelmemiş akut (geçici) siyasi bir sorun iken; Alevi sorunu 1000 yıl önce Anadolu’ya gelmiş Türkmenlerin bir kesiminin devletle olan sorunlarının, süreç içinde Türkmenlerin keskin bir fay hattıyla ikiye ayrılmasıyla devam etmekte olan kronik (kalıcı) toplumsal bir soruna dönüşmüş durumda.

Alevi Sorunu Bir Çıkmaz Sokaktadır

100 yıllık bir sorun olup genelde rejimle Kürtler arasında sorun olmuş, (henüz) Türkler ve Kürtler arasındaki toplumsal bir soruna dönüşmemiş Kürt sorununun bile ne kadar ağır ve çözümü zor bir sorun olduğu ortada.

100 yıllık Devletle Kürtler arasındaki sorunun yanında, 1000 yıllık bir sorun olup, devletle halkın bir kesimi arasında sorun olmaktan çıkıp, Türkmenleri Sünni ve Alevi diye derin bir uçurumla ortadan ikiye ayırmış ve iki ayrı paralel toplum haline getirmiş ve adeta aşılamaz bir sorun alanı oluşturan Alevi sorunu için çıkmaz demek, çok aşırı bir ifade olmasa gerek.

Alevi Sorunu mu, Sünni Sorunu mu?

Alevi sorunu aynı zamanda Sünni sorunu, Aleviler ve Sünniler arasındaki karşılıklı ayrışma, ayrıştırma, cepheleşme ve karşılıklı aldıkları soğuk savaş gardını kesintisiz devam ettirmelerinden kaynaklanan kronik bir vaka.

Öyle yakıcı bir sorun, öyle derin bir çıkmaz ki; ayrı etnik, dil ve kültür kökenine sahip Türklerle Kürtler (ve Gürcü, Çerkez ve diğerleri) ortak dini anlayışları nedeniyle devlet karışmadığı - karıştırmadığı sürece bir araya gelebiliyor, kız alıp verebiliyor, bir millet haline gelebiliyor.

Lakin aynı etnik, dil, din ve kültürel kökene sahip Sünni ve Alevi Türkmenler, zaman zaman devletin olumlu yönlendirme ve teşviklerine rağmen hiçbir şekilde bir araya gelemiyor, kız alıp veremiyor, yani bir millet olamıyorlar.

Çözüm Süreci Filmi Geriye Sarmakla Başlamalı

Şu gerçeği baştan kabul etmek gerekiyor. 1000 yıllık süreçte oluşmuş sorun, velev ki taraflar samimi ve art niyetsiz bir çözüm arzu ve çabası gösterseler bile,  birkaç yılda çözülemez. Çözüm için vade konulmamış uzun ve sancılı bir süreci baştan kabullenmek gerekiyor.

Sorun 1000 yıl önce devletle halkın bir kesimi arasında siyasi bir sorun olarak başlamış iken, süreç içinde toplumun iki kesimi arasında bir soruna dönüşmüş olduğundan, sadece devletin çabalarıyla çözülmesi de mümkün değildir.

AK Partinin samimi niyetlerle başlattığı bu Alevi açılımı sürecine Alevi ve Sünni halk kesimlerinin ciddi ve samimi bir katılım göstermesi elzemdir. Aksi halde sorun hiçbir şekilde çözülemez.

1000 Yıllık Anadolu Ve 100 Yıllık Cumhuriyet Tarihi Objektif Olarak Yeniden Yazılmalıdır

1000 yıllık bir sorun olduğundan, çözüm için sorununun köküne değin inmek için filmi geriye sarmak gerekmektedir öncelikle. Önce bu çıkmaz sokaktan geri geri gidilerek çıkılmalı ve çıkmaz olmayan yeni bir yola girilmelidir mutlaka.

Bu da 1000 yıllık Anadolu ve 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin tarafsız ve objektif bir şekilde tüm çıplaklığıyla yeniden yazılmasıyla, alevi ve Sünnilerin gerçek tarihlerini tüm çıplaklığıyla öğrenmelerin ardından mümkün olabilir ancak.

Müşterek tarihsel zeminin yeniden keşfi ile, 1000 yıllık süreçte açılan makasın yeniden geriye doğru kapanmasına doğru, Sünni ve Alevi kesimler arasında karşılıklı bir sürecin başlaması mümkün olabilecektir.

1000 yıl önceki ortak zemine ulaşmadan bu konuda hiçbir mesafe alınması mümkün olmayıp, tüm tartışma ve çabalar havanda su döğmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Alevi ve Sünniler Karşılıklı Empati Yapmalıdırlar

Alevi ve Sünnilerin öncelikle karşıtını tanımlama ve dönüştürme çabasına da girmeden yeniden bir tanışma ve empati sürecine girmeleri gerekmektedir acilen.

Aynı dil, etnik, din ve kültürel kökene dayalı iki kesimin birbirleriyle; ayrı dil, etnik, din ve kültürel kökene dayalı batılılar kadar empati kuramamaları; birbirleriyle gerçek yüzleriyle tanışmaktan hep kaçınmaları ve karşılıklı olarak takiyye yapmadan ve birbirlerinin sınırlarını çiğnemeden bir araya gelememeleri üzerinde durulması gereken ciddi bir sorundur.

Öyle veya böyle 1000 yıldır beraber yaşayan aynı toplumun birbirlerine yabancılaşmış iki kesimiyiz ve istesek te istemesek te bir arada yaşamak zorundayız. Ortak kültürel kökenlere sahip olarak bunu başarmamız da mümkün.

Sorunun Çözümünde Sünni Kesimlere Daha Fazla Sorumluluk Düşmektedir

Her ne kadar karşılıklı empati yapılmalı diyorsak ta, baskın kesim olmaları nedeniyle Sünni kesimlere bu konuda daha fazla sorumluluk düşmektedir. Çünkü resmi yada gayri resmi boyutlarda, (laikleştirilmiş ve zayıflatılmışta olsa) Sünni kültürün hakim olduğu bir memlekette yaşamaktadırlar Aleviler ve ister istemez bu kültürle muhatap olmaktadırlar. 

Oysa Alevi kültürü köyler hariç nerede ise hiç görünür olamamakta, somut yada psikolojik baskılar nedeniyle kendini doğrudan ifade edememektedir. Bu durum sanki Alevilerin olmadığı gibi bir yanılsamaya sebep olmakta, bu yanılsama Sünnilerde Alevileri tanıma ve empati kurma konusunda bir isteksizliği, Alevilerde ise kendilerini ifade edememenin öfkesini doğurmaktadır.

Bu nedenle Alevilere görünür olabilecekleri ve kendilerini rahatlıkla ifade edebilecekleri zeminler sağlanmalı, Sünni kesimlerde Alevileri bizzat kendilerinden tanımaya ve şeffaflığa dayanan bir diyalog kurmaya çalışmalıdırlar.

Aleviliği Tanımak Demek Alevi Olmak Değildir

Aleviliği tanımak demek, Alevi olmak anlamına gelmediği gibi, Aleviliğin İslam anlayışını sahih kabul etmek anlamına da gelmez. Alevilerin kendilerini ifade etmelerine ve görünür olmalarını savunmak, Aleviliğin sahih bir İslam anlayışı olduğunu kabul etmek manasına da gelmez. Yani bir şeyi tanımak, o şeyi kabul etmek ve o şeye dahil olmak manasına gelmez.

Değil Alevilik, mevcut haliyle Sünniliğin ve özellikle tasavvuf anlayış ve uygulamalarının sahih İslam’dan çok uzaklarda olduğu, hatta bazı tasavvufi anlayış ve tarikatların Alevilerden bile uzakta olduğu bir vakıadır.

Farklı Sünni Anlayışlara Gösterilen Tolerans Alevilere de Gösterilmelidir

Sünniler kendi içlerindeki farklı anlayışlara gösterdiği anlayış ve hoşgörüyü Alevilere de göstermek durumunda değiller midir? Aleviliği tanımak demek, bizzat Alevilerin söz ve uygulamalarıyla nasıl bir din anlayışına sahip olduklarını anlamak anlamına gelip, bu din anlayışının bizce doğru ve yanlış taraflarının bulunması ve eleştirilmesi de gayet tabidir.

Nasıl ki bizler bu gün Sünni kesimler arasında çeşitli mezhep, meşrep, tarikat, ekollere bölünmüş ve farklı İslami anlayışlarımızı bazen tekfir derecesinde red edebiliyor; ama yine de hepsini Müslüman kabul edip kendi sınırlarımız içinde çatışmadan yaşayabiliyorsak, aynı durum Aleviler ile Sünniler arasında da oluşturulmaya çalışılmalıdır.

Yeni Bir Sayfa Açılmalıdır 

Zorla güzellik olmaz, Sünniler Alevileri tanımlamaktan ve Sünnileştirmeye uğraşmaktan vaz geçmeli, öncelikle kendi din anlayışlarını (özellikle tasavvufi anlayışlarını) Kur’an ve sünnet ışığında yeniden gözden geçirmeli ve düzeltmelidirler.

Maalesef hala Alevilik konusu Sünniler ile Aleviler arasında açıkça ve endişesiz konuşulamayan bir tabu olarak varlığını sürdürmektedir. Her iki tarafta kendilerinden olanlarla yalnız kaldıklarında karşı taraf için her türlü olumsuzluğu sayıp dökerken, aralarına karşı taraftan biri girince konu hemen kapatılmakta yada dolaylı olarak konuşulmaktadır.

Bırakalım Aleviler Anlatsınlar Bizlere Aleviliği

Öncelikle bu karşılıklı konuşamama, takiyyesiz şeffaf ve art niyetsiz diyalog kuramama meselesi halledilmeye çalışılmalı, taraflar birbirleri ile inançlarını karalamadan ve tahkir etmeden rahatça konuşabilmelidirler.

Özellikle Sünniler çevrelerindeki Alevilerle iletişim kurmaya çalışmalı, meşru ortamlarda onlarla beraber bulunmaya gayret etmeli, komşuluk ilişkileri ve hanımlar arası ziyaretleri geliştirilmelidir.

Hep biz Sünniler Aleviliği anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bırakalım artık onlar konuşsun, Aleviliği onlar anlatsın bizlere, bitsin 1000 yıllık suskunlukları / susturulmuşlukları.

Önce Tanı Sonra Vur

Söyletmen vurun mantığıdır yıkıcı olan. Önce iyice tanı, sonra vurabiliyorsan vur demeliyiz. Sünniler ile Aleviler arasında neredeyse tamamen kopmuş olan köprüler yeniden kurulmaya çalışılmalıdır.

Sorunları çözmeye çalışmadan önce oturup birbirimizi dinlemeye, birbirimizi anlamaya çalışmalı, eğer kesin çözümler bulamıyorsak, herkesi tatmin edecek ara çözümler bulmaya çalışmalıyız.

Sünniler ve Aleviler Arasında Yıkılan Köprüler Yeniden Kurulmalıdır

Ancak iki tarafın karşılıklı iyi niyet ve iradeleri ile kurulabilecek bu köprüler sayesinde birbirimizi gerçek anlamda tanıyabiliriz. Bu köprüleri kurma iradesini ortaya koyarken hesabi değil hasbi olmaya çalışırsak, takiyyesiz ve baskısız bir ortamda bir arada yaşama zeminlerine erişebiliriz öncelikle.

Ve kim bilir bu tanışıklığın oluşturduğu süreçte belki de 1000 yıl önce Anadolu’ya geldiğimizde bulunduğumuz ortak kültürel zeminde tekrar buluşabilir; oradan da bu zeminin temelini teşkil eden 1400 yıl önceki Kur ’ani İslam zeminine, yani Sahih İslam anlayışına erişebiliriz?

Lakin bu köprüleri kurup birbirimizi tanımaya çalışmadığımız sürece, değil ortak kültürel zeminlerde buluşmak, bir arada yaşayabilmemiz bile, her geçen gün daha bir zorlaşmaktadır.

Alevilerin Yeri İslam Düşmanlarının Değil Müslümanların Yanıdır

Aleviler kendilerini Muhammed (as) ile Ali ve Hüseyin (ra)’a nispet eden, 1000 yıl önce Sünnilerle aynı dil, din, etnik ve kültürel kökene sahip olan bir kesim olduğuna göre; yerleri ateistler ve İslam düşmanlarının yanı değil, İslam ve Müslümanların yanı olmalıdır.    

Alevilerin Sünni olmasını talep etmiyoruz elbette. Lakin kendilerini Muhammed (sa), Ali ve Hüseyin (ra)’a nispet edenlerin, Laik Türk Ulusçusu söylem ve eylemlere sahip olmalarını anlamakta mümkün değil.

Öyle veya böyle Alevilik İslami kökene sahip ve alevi kitleleri kendilerini hala İslam’a ait hisseden bir ekol olduğunu göre; Aleviler Aleviliği laiklik, ulusçuluk yada Kemalizmle değil, kendilerini nispet ettikleri önderlerin temsil ettiği dini argümanlarla ortaya koymak durumundadır.

Bizler de (bize göre yanlış olsa bile kendi anlayışlarına göre) dindar olan Alevi kitleleri ile, ateizm ve İslam düşmanlığını Alevilik perdesi altında perdeleyen kişi ve grupları ayırmalı; Aleviliği İslam düşmanlığına perde yapanlara misliyle mukabele ederken, dindar Alevilere hoş görüyle yaklaşmalıyız mutlaka.