Afganistan’da Taliban'ın zaferine ilişkin birkaç not

HAŞİM AY

Daha önce dönemin süper gücü Sovyetleri Afganistan’dan kovan Afgan direnişi, şimdi de 20 yıl aradan sonra ABD emperyalizmine diz çöktürmeyi başardı.

Arap Baharı hattında yaşanan olumsuzluklar ve bu bağlamda Tunus’ta yaşanan moral bozucu gelişmeler üzerine gelen bu gelişme müminler için bir inşirah vesilesi oldu.

Dünya bu durumu izahta zorlanıyor. Gelişmeleri şaşkınlıkla izleyenler az değil. Ve Taliban’ın zafer yürüyüşünü çeşitli komplo teorilerinin sağladığı kolaycılık içerisinde tahkir ve tahfif edenler cabası.

Tüm bu yaklaşımlar hakkaniyet ölçüleri çerçevesinde kabul edilebilir olmamakla birlikte anlaşılabilir. Ama İslami duyarlılık sahibi Müslümanlar içinde bazı kişi ve kesimlerin bu tür yönelimlere itibar etmesi kabul edilemez. Bütün bakıldığında Taliban’a ilişkin genel bir temkinli ruh halinin hakim olduğu görülüyor. Bunda kısmen haklı da olunabilir ama bunun, muhatabını tahfif ve tahkir etmeye sürüklemesi, hele de İslam düşmanlarının ezberlerini ağızda sakız gibi çiğnemeye götürmesi basiret bağlanmasının açık bir örneği olarak nitelendirilebilir.

Taliban’ın geçmişte katı olarak tanımlanabilecek ve kaygı uyandıran şeriat algısından başlayarak birkaç not düşelim…

Taliban'ın şeriat ve siyaset (İslam hukuku ve İslami yönetim) anlayışı genel olarak klasik 4 Sünni mezhepte ifadesini bulan ve İslam dünyası halklarının ortalama İslam algısının toplamı…

Bu olgu çoğu çağdaş İslami hareket ve Gannuşi, Turabi gibi öncü şahsiyetlerin temsil ettiği ve dirayet ekolünde tezahür eden düşünce çizgisinin bazı açılardan gerisinde olabilir ve kaygıya yol açması normal. Gerek geleneksel/rivayetçi zihniyet kodları gerekse de geçmişteki tecrübeyi göz önüne alarak temkinli olmamız mantıklı ama kaygılarımızın bizi emperyalistlerle, İslam düşmanı unsurlarla örtüşecek bir dil ve tutuma sürüklemesi hikmetli olmaz.

Taliban sonuçta El-Kaide dönemi sert ve katı uygulamalarından ders çıkaracak, IŞİD örneğini muhasebe ederek daha olgun bir sürece evrilecek diye ümit edilebilir. Bu ümidi taşımak ve dillendirmek koşuluyla emperyalizme karşı galibiyetini sahiplenmenin de İslami bir sorumluluk olduğu belirtilmeli.

Dikkat edilirse katı seküler-laik çevreler yine tahfif ve tahkire başlamışlar. Müslümanları değerlendirirken düşmanımızın ağzıyla konuşmamaya özen göstermek lazım değil mi? “ABD’nin yeni oyunu”, Afganistan’da “kaçan”lara bakarak Taliban’ın toplumda bir karşılığının olmadığı safsatası, uyuşturucu baronluğu vs… Geçmiş tecrübelerden de bildiğimiz ve çoğu Solun İslami hareket düşmanlığından mülhem ajitatif söylem ve iftiralarına dikkat etmek lazım.

Mesela havaalanından yansıyan Afganistan’dan kaçış karesini ele alalım… Afganistan'dan kaçış meselesi sadece bugünün sorunu değil. Taliban'dan önce de bu sorun vardı, şimdi de var ve gelecekte de olacaktır. Göç gibi karmaşık sosyolojik bir olguyu tek bir faktöre indirgemek doğru olur mu? Bu anormal koşullar içerisinde Taliban'ın tek tek her Afganı ikna etmesi mümkün mü? Kaldı ki "kaçanlar"ın kimliğini biliyor muyuz? Taliban'ın evvel emirde "kaçan" Eşref Gani dahil herkes için af ilan ettiğini unutmayalım ki bu, intikamcılıktan uzak son derece olgun bir tutum.

İkinci olarak kadınların tek başına seyahat yapmalarının ve eğitim haklarının engellenmeyeceği, ek olarak yönetimde kadın unsuruna yer verileceği vurguları kadın meselesinde geçmişten ders çıkarıldığının işaretleri olarak okunabilir.

Son olarak da uluslararası hukuktan kaynaklanan “içişlerine karışılmaması” koşuluyla uluslararası toplumla iyi ilişkiler içerisinde olunacağı vb. açıklamalar yapıcı ve gerçekçi bir siyaset ufkuna tekabül ediyor.

İran’ın rahatsızlığı gözden kaçmıyor. Muhtemelen Kabil’e girer girmez eskiden yaptıkları gibi Buda heykellerini yıkan, zafer sarhoşluğu içerisinde ve ilkel intikam duygularıyla muhaliflerine saldıran bir Taliban’ı tevazu ve sükûnet içerisinde başkente ilerleyen ve dünyaya pozitif mesajlar veren Taliban’a yeğlerlerdi! İran, ABD ile işbirliği temelinde Afganistan’da edindiği bir üssü kaybetmenin kuyruk acısını yaşamakta ve parmaklarını ısırmakta. Suudi-BAE ikilisinin pozisyonu henüz net değil ama Pakistan’ın tavrı oldukça aşikar. Pakistan-Türkiye-Ürdün-Katar gibi ülkelerin Taliban’a pozitif yaklaşımları eğer sürecin siyasi, ekonomik ve eğitim ölçeğinde desteğe dönüşürse Afganistan’ın gelecek günlerine daha bir umutla bakamayacağımızı kim söyleyebilir?

Temkinli olalım ama bu durum kardeşlerimizin sevincini paylaşmayı gölgelemesin. Komplo teorilerine yaslanmak ve İslami hareket düşmanlarının ürettiği algı ve argümanlara itibar etmek bize yakışmaz. Tabi ki devrim yapmak kolay ama sonrasındaki ıslah ve inşa süreci zor. Bu bağlamda ikinci Afganistan devrimini sahiplenmek ve sürecin bundan sonrası için ıslah ve inşasına katkı sunacak söylem ve politikalar içerisinde olmak lazım.

Ve bu arada Kuzey Afrika kökenli çoğu alim, Moritanyalı ünlü Müslüman düşünür Şankıti ve Hamas gibi kişi ve yapıların da Taliban'ın zaferini tebrik ettiğini hatırlatmış olalım. Bugünkü sahiplenişimiz yarınlarda ortaya çıkması muhtemel zaaflarda eleştirel pozisyon almayacağımız anlamına gelmemeli. Şahıslar ve kurumlar değişimden kopuk statik olgular değil. Alacağımız pozisyon şahısların ve kurumların değişimiyle orantılı olmalı. Dün Şah'a ve ABD emperyalizmine karşı İran'ı sahiplenmemiz; aynı şekilde Siyonist İsrail karşısında Hizbullah'ı destekliyorken bugün özellikle de Suriye'de takındıkları tutumdan ötürü i’tizal etmemiz nasıl ki çelişki değilse Taliban meselesinde de şimdiki doğrusunun yanında olup muhtemel yanlışları durumunda eleştirel pozisyon almamız da yadsınamaz. Kur'ani öğreti ve Sünnet-i Nebeviyye'nin bize öğrettiği adil şahitlik ufku ve emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker sorumluluğu da bunu gerektirir.