Adnan Menderes Said Nursinin elini öptü mü?

Oral Çalışlar

27 Mayıs 1960 askeri darbesinden önceki CHP muhalefetinin önemli argümanlarından birisi, dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in Nurculuğun kurucusu Saidi Nursi’nin elini öptüğü iddiasıydı. Bu iddia, Demokrat Parti’nin ülkeyi ‘şeriat’ rejimine doğru sürüklediği endişesinin sömürülmesine hizmet ediyordu.

Darbenin hemen öncesindeki bir Meclis oturumunda CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün, Said Nursi’nin Demokrat Parti’nin seçim propagandalarında kullanıldığını iddia etmesi ve buna dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in sert bir dille yanıt vermesi, gerilimi tırmandırmıştı.

Söylentiler kısa sürede şehir efsanesine dönüşmüş, ‘Adnan Menderes Said Nursi’nin elini öptü’ şeklinde bir öykü yayılmaya başlamıştı.

Geçenlerde bu konuyu ben de köşemde dile getirdim... Yazım üzerine mesajlar yollayan okurlar, ‘el öpme’ iddiasının gerçekleri yansıtmadığını, Menderes ile Saidi Nursi’nin hayatlarında hiç karşılaşmadıklarını ifade ettiler.

Bu uyarılar üzerine yaptığım araştırmada ilginç sonuçlarla karşılaştım. Bu iddianın günümüzde de sürdürüldüğünü gördüm. Bazı araştırma kitaplarında da yer alan bu iddia, son dönemde TV kanallarında dile getiriliyor.

Saidi Nursi’ye yakın olarak bilinen çevreler, bu iddialar üzerine şu açıklamayı gönderdiler:

“Said Nursi ve Adnan Menderes hiçbir zaman aynı mekânda, aynı anda bulunmamışlardır. Yüz yüze hiçbir zaman görüşmemişlerdir. Adnan Menderes Said Nursi'nin elini öpmemiştir. Adnan Menderes Said Nursi'ye araba hediye etmemiştir. Bunların aksini iddia edenler, belge sunmak zorundadırlar.”

***

‘El öpme’ öyküsü bir tarihi bilgi hatası olarak düzeltilebilir. Asıl tehlikeli olansa, yalanlar üzerinden bir psikolojik gerilim ortamı yaratmak ve birtakım hassas imgeleri kaşıyarak bir toplumsal kamplaşmaya zemin hazırlamak yönündeki çabaların sürdürülmekte olması.

27 Mayıs 1960 askeri darbesine giden ortamın taşları, bu tür yalanlarla ve ‘şeriat geliyor’ iddialarıyla döşenmişti. O dönemin Meclis zabıtları gözden geçirildiğinde, bu havanın nasıl oluşturulduğu ve sürecin nasıl ilerlediği daha iyi anlaşılabiliyor...

***

Menderes hükümetinin muhalefeti susturmaya çalışmış ve demokrasiye aykırı uygulamalara imza atmış olduğu yönünde birçok örnek öne sürülebilir, bu konuya ilişkin birçok analiz yapılabilir... Türkiye, ilk kez CHP iktidarı dışında çok partili bir dönem yaşıyordu. Henüz demokratik gelenekler oturmamıştı. Çok partili rejim denemesi acemilik aşamasındaydı. DP hükümetinin demokrasiyi içine sindirmediğine işaret eden birçok argüman öne sürülebilir, ama bütün bunlar CHP muhalefetinin o dönemde darbeyi kışkırtmış olduğu gerçeğini değiştirmez. ‘El öpme’ iddiası da bu kışkırtmanın orijinal detaylarından biriydi.

***

Bugünkü iktidar da tıpkı DP iktidarı gibi ‘şeriat getirme’ (ya da en azından ‘fundamentalist bir rejim kurma’) niyetiyle suçlanıyor. Hükümetin ‘gizli bir dini gündemi’nin olduğuna samimiyetle inananlar olduğu kadar, yalanlarla, abartmalarla bu düşüncenin yaygınlaşmasına gayret edenler de var.

Son dönemde, ‘şeriat’/’gizli gündem’ iddialarının inandırıcılığını kaybetmesi üzerine ortaya atılan ‘sivil faşizm’, ‘sivil darbe’ iddiaları, sistemli müdahale siyasetinin devamı olarak görülebilir, görülmeli. ‘Psikolojik savaş’ın en temel boyutlarından biri, toplumun kamplaştırılarak bir gerginlik ortamının yaratılmasıdır. Bu kamplaştırma artık ‘şeriat gelecek’ söylemi üzerinden yeterince etkili bir şekilde gerçekleştirilemediği için, ‘sivil faşizm’ kartı öne sürülüyor. ‘Şeriat olmadı sivil darbe verelim’ taktiğiyle karşı karşıyayız.

Bu tezlerin aynı merkezlerden üretildiği açıkça ortada...

***

Demokrat Parti’ye karşı yapılan askeri darbe, seçimle gelmiş bir iktidarın silahla devrilmesinin ülkemizdeki ilk örneğiydi.

O darbeden önce ve darbe sırasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürüttüğü muhalefet biçiminin de dikkatli bir şekilde analiz edilmesinde büyük yarar var. CHP’nin o süreçte demokratik bir tutum sergilediği, ‘demokratik bir muhalefet’ yürüttüğü ne oranda söylenebilir? İsmet İnönü’nün ‘Darbe geliyor, sizi ben bile kurtaramam’ söylemlerini bugün nasıl değerlendirebiliriz? Meclis’in fesh edildiği, seçimle gelmiş hükümet üyelerinin hapse atıldığı 27 Mayıs sabahı, askeri tanklar üzerine çıkan CHP’lilerin bayram yapmaları hangi demokratik tepkinin, hangi demokratik muhalefetin ürünüydü? 27 Mayıs sonrası oluşturulan Kurucu Meclis’in esas olarak CHP’lilerden oluşmasının bir anlamı yok muydu?

***

CHP’lilerin DP’lilere bir özür borcu olduğunu belirtmemize bilmem gerek var mı...

‘Askerle dans’ın bu ülkenin demokrasisine verdiği zararları algılamak için 50 yıllık bir zaman yolculuğuna da  gerek yok aslında. Bugüne bakmak yeterli.

RADİKAL