Adalette kör göze parmak dönemi...

Artık şu kesin:

Ordu, içindeki demokrat komutanların rest çekmesiyle darbe yapma yeteneğini kaybedince devreye yargı girdi.

Bu yüzden yargı, saygınlığı, adaleti, mülkün temelini bir kenara bırakarak kör göze parmak anlamına gelen kararlar veriyor.

Gerçi AK Parti iktidara geldiğinden bu yana birçok darbe hazırlığı yapıldı ama hiçbiri başarıya ulaşamadı.

Onun için yargı darbesinin de başarıya ulaşma ihtimali sıfır bile değil, sıfırın altında.

Çünkü AK Parti dik durdu, bu tür girişimlere prim vermedi, askerden korkmadı, yargıdan mı korkacak!

Milletten aldığı emaneti, şapkayı bırakarak kaçmadı.

Darbeci askerler ve darbeci yargıçlar bunu hep yaparlar.

Önce hükümeti şöyle bir yoklarlar.

Bazı sözler ederler, bazı kararlar alırlar.

Hükümetin buna tepkisini ölçerler.

İstisnasız her hükümete bunu yaparlar.

Sonra da hükümetin buna karşı tavrına bakarlar.

Eğer hükümette bir korkaklık, bir çekingenlik, bir geri çekilme görürlerse adımlarını daha büyük atarlar. Ve tabii en sonunda hükümeti devirirler ya da hükümetin kontrolünü tamamen ele geçirirler.

AK Parti'nin iktidara geldiği günden beri bu tür denemeler yapıldı. İşi muhtıraya kadar vardırdılar. Sonunda 27 Nisan e-muhtırasını verdiler AK Parti'ye cumhurbaşkanı seçtirmemek için.

AK Parti bu türlü numaraları yemeyince yargı devreye girdi.

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi 367 katakullisine imza attı.

Türkiye'nin en yüksek mahkemesinin adaletini gördük!

Sonra Danıştay'a bakalım.

Danıştay geçmiş hükümetlerde YÖK'ün sınavlarda katsayı uygulaması ile ilgili verdiği kararın yüzde yüz zıddı bir karara imza attı.

Yargıtay Başkanı, Başbakan ile sanki muhalefet partisi lideri gibi tartışmaya giriyor.

HSYK'nın tam olarak bazılarının çiftliği haline geldiğini artık sağır sultanlar duydu, kör gözler gördü.

HSYK'nın yürüyen davalara yeni hakim atamak ya da hakim veya savcıların yerlerini değiştirerek kararlara nasıl da müdahale ettiğini canlı canlı gördük.

Hakim Oktay Kuban'ın nasıl bir hakim olduğunu gördük!

Bu süreçte Sincan Hakimi Osman Kaçmaz'ı tanıdık.

Ne hakimler gördük ne hakimler.

Bu insanlardan adalet bekliyor benim vatandaşım.

Başbakan'a yapılan hakaretlerde açılan davaları "fikir özgürlüğü çerçevesinde" değerlendiren hakimler var.

Fakat HSYK kararları hakkında yapılan yorumlara hakaretlerin yanında son derece hafif kalacak sözler sarf eden gazetecilere cezalar yağdıran hakimler var.

Sincan Hakimi Osman Kaçmaz hakkında yazı yazan herkesi mahkemeye veriyor.

48 gazeteci yazara toptan, hem ceza hem de tazminat davası açıyor.

Nazlı Ilıcak'ın Osman Kaçmaz'a Cumhurbaşkanı'na dava açtığı için "işgüzar" demesi hapis cezası almasına yol açıyor. Ama Mustafa Balbay'ın Baskın Oran için yazdığı "Satın alınmıştır" sözü Yargıtay'a gitti ve Yargıtay bu sözü "basın özgürlüğü" içinde sayıyor.

Sincan Hakimi Osman Kaçmaz bendenize de hem ceza hem tazminat davası açmış.

Hem de içinde ismi bile geçmeyen, bir başka yerden yaptığım alıntı yüzünden...

Osman Kaçmaz'ın; içinde benim de bulunduğum, Bugün Gazetesi'nin diğer yazarlarının da bulunduğu 48 gazeteciye dava açtığını biliyordum.

Ama bu rakamın 170 olduğunu söyleyenler de var.

Benden, içinde ismi bile geçmeyen, hatta şahsı ima bile edilmeyen bir yazıdan dolayı 20 bin lira tazminat istiyor Osman Kaçmaz.

Davalarını hem Ankara'da Sincan'da kendi mahkemesinde arkadaş hakimlere açıyor hem de İstanbul'da açıyor.

Bugün'ün Ankara Temsilcisi'nden üç ayrı davada 150 bin lira tazminat istiyor. Bu davalardan biri Sincan Mahkemesi'nde açılmış.

Türkiye bu kör göze parmak haline gelmiş yargıdan kurtulmalı.

Yargı'nın, Hakim Oktay Kuban'ın bu kör göze parmak adaletinde uyguladığı pervasızlığın adalete ne denli zarar verdiğini artık görmek lazım.

Darbeci askerler nasıl kahraman ordumuzun bütününe zarar veriyorsa, darbeci hakimler de yargının bütününe zarar veriyor.

Onun için iyi ki Türkiye'de askerler var, iyi ki Türkiye'de hakimler var diyoruz.

Değilse bunların adaletine kalırsak vay halimize...

BUGÜN