‘Açık Hava Hapishanesi’nin Bile Gerisinde Bir Yaşam

HAŞİM AY

DÜNDEN BUGÜNE ARAKAN MESELESİ - 3

Sosyalist-Budist Myanmar Devletinin Gelişimi ve Arakan Sorununun Derinleşmesi

1946 yılında Arakan’daki Müslüman liderler Kuzey Arakan Müslümanlar Birliği’ni kurmuş ve ayak sesleri duyulan Pakistan devletinin Bangladeş bölümüne bağlanmayı talep etmiştir. Bu talep Budistler tarafından Arakan Müslümanlarına yönelik saldırıları arttırmanın enstrümanı olarak kullanılmıştır. Daha sonra 1948 yılında Burma Birliği’nin kurulmasıyla yeni hükümet bölgede ayrı bir Müslüman devlete bağımsızlık veya otonomi vermeyi ve bölgenin Doğu Pakistan (Bugünkü Bangladeş) tarafından ilhakını reddetti. Böylece Rohingyalar 1950’lerden itibaren yoğunlaşan Burma’dan ayrılma çabalarına başlamış oldu. “Mujahideen Fighters-Mücahid Savaşçılar” olarak organize olan bölge müslümanları tek taraflı olarak özerk yönetim kurma yoluna gitti. Ve saldırılarını yoğunlaştıran Burma/Myanmar devletine karşı müdafaa amaçlı olarak cihat ilan etti. Fakat bu talep ve direniş 1961’e kadar hükümet güçlerince bastırıldı ve zamanla gücünü kaybetti. 1962 yılında sosyalist askeri cuntanın işbaşına geçtiği ülkede katı Sosyalist ve Budist politikalar icra edildi. 1962 yılında askeri darbeyle iktidara gelen komünist General Ne Win, devletin tüm imkânlarını Müslümanları yok etmek için seferber etti. Hazırlanan “Burma Sosyalist Parti Programı”nda, her türlü yol kullanılarak Müslümanların dinlerinden uzaklaştırılması hedefleniyordu. Sosyalizm ve Budizm’in nasıl yan yana geldiğini yazı dizimizin bir sonraki bölümünde izah etmeye çalışacağız inşallah.

İnsan hakları kuruluşlarının yayınladıkları verilere göre 1962-1984 yılları arasında en az 20 bin Müslüman Rohingya / Arakan Müslümanı öldürüldü. Yüzlerce kadına tecavüz edildi ve Müslümanların tüm mal varlıklarına el konuldu. Devletin iletişim araçları, İslam hakkında yalan ve iftiralar yaymak için kullanıldı.

Bölgede Müslüman Rohingyaların kontrolü kaybetmesinin ardından cunta Mujahideen Grubu’nun bölgeye hâkim olduğu 1948-1971 yılları arasında buraya Bangladeş’ten Müslümanların gelişinin teşvik edildiğini iddia ederek bugünlere kadar gelen bir polemiği başlattı. Bunun yanı sıra bazı Budist milliyetçisi tarihçiler daha da geriye giderek bölge nüfusunun Burma İngiliz sömürgesi altındayken buraya Bangladeş’ten gelip yerleşen Bengaller olduğunu savunuyor.

Arakan Müslümanlarının yaşadığı en büyük katliamlardan biri 1978 yılında yaşanmıştır. Burma hükümetinin Müslümanları bölgeden atmak için gerçekleştirdiği “Nagamin” ya da “Kral Dragon Operasyonu” sonucunda yüzlerce Müslüman öldürülmüş ve en az 30 bin Müslüman Bangladeş’e kaçmak zorunda kalmıştır. Arakanlı Müslümanlara en büyük darbe ise 1982’de çıkarılan Vatandaşlık Kanunu ile vurulmuştur. Bu kanuna göre ülkede üç tür vatandaşlık vardır: 1-Ulusallar, 2-hakları sınırlı olanlar ve 3-vatandaşlığı kabul edilenler. ‘Ulusallar’, 1823 İngiliz İşgali sırasında ülkede bulunanlar; ‘hakları sınırlı olanlar’, 1948 Vatandaşlık kanunu ile vatandaşlığa alınanalar ve ‘vatandaşlığa kabul edilenler’ ise daha önce vatandaş olmayıp yeni kanunla vatandaş olacakları kapsamaktadır.

Burma hükümeti Arakan Müslümanlarının tarihi varlıklarını yok sayarak onları ‘vatansız’ kabul etmiş ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakmıştır. Bu bağlamda Rohingyaların aslen Bengal olduğu veya İngiliz işgalciler tarafından bölgeye yerleştirildikleri ve dolayısıyla yabancı oldukları gibi bugün de bir devlet politikası olarak tedavülde olan tezlerin temelsizliğini yazı dizimizin bir önceki bölümünde etraflıca izah etmiştik.

Arakan Müslümanları bu Vatandaşlık Yasası’na fırsat buldukları her durumda tepki göstermiştir. 1991 Kasım ve 1992 Haziran ayları arasında ise bu minvaldeki kitlesel protesto gösterilerini sert bir şekilde bastıran Sosyalist Cunta ve bağlı Budist çeteler, Kuzey Rakhine eyaletinde Burma Ordusunun bir kanadı olan SLORC (Düzenin Restorasyonu) tarafından gerçekleştirilen operasyonlar ile binlerce Arakan Müslümanı için yeni bir kıyıma ve kitlesel göçe yol açmıştır. 2001’de Taliban’ın Afganistan’daki Budist heykelleri patlatmasının ardından Hükümet, Müslümanları potansiyel halinde El-Kaide ile bağlantılandırarak baskısını arttırmıştır.

Bu baskılar arasında bölgenin tarihî isimlerinin değiştirilmesi de yer almaktadır. Tarihsel olarak ‘Arakan’ olan eyaletin ismi ‘Rakhine’, ‘Akyab’ olan eyalet başkentinin ismi ise ‘Sittwe’ olarak değiştirilmiştir. 29 Mart 2014 tarihinde ise “Rohingya” isminin kullanımı yasaklanmış ve yapılan nüfus sayımında Rohingyaların azınlık “Bengalliler” olarak kaydedilmesi karara bağlanmıştır.

Günümüzde yaşanan katliamın fitili ise 2012 yılında ateşlenmiştir. Rakhine eyaletindeki Müslüman bir köyün yakınında bulanan bir kadın cesedinin faili olarak yakalan üç Arakan Müslümanından biri dövülerek öldürülmüş diğer ikisi de idam edilmiştir. Bu olaylardan sonra Budistler çok büyük bir Müslüman karşıtı propaganda başlatmışlardır. 3 Haziran 2012’de Arakanlı hacıları taşıyan bir otobüs Budistler tarafından durdurularak 8’i hacı 10 kişi Budistler tarafından linç edilmek suretiyle öldürülmüştür.

Bu durumu protesto etmek için Maungdav şehri Merkez Camii’nde toplanan Müslümanlar polis ve Budist rahipler tarafından saldırıya uğramıştır. Hükümet bu gösteriyi kendisine bir isyan sayarak Arakanlıların cezalandırılmasını emretmiş ve bundan sonra Müslümanlara karşı sistematik bir sürek avı başlamıştır. Bu insan avı sonucunda binlerce Arakanlı ölürken, üç yüzden fazla köy yakılmış ve yüzbinlerce Arakanlı ülkeden kaçmak zorunda kalmıştır.

2012 yılı Mayıs ve Haziran aylarında Rakhine eyaletinin başkenti Sittwe ve civarında başlayan ve bölgede yaşayan Budist rahipler eliyle gerçekleştirilen şiddet ve zulüm bu tarihten sonra düşük profilli bir yoğunluk gösterirken Myanmar’ın 2016 yılının Ekim ayında eyaletin Bangladeş sınırı boyunca, karakollara gerçekleştirilen saldırıları bahane ederek gerçekleştirdiği askeri operasyonlar ile iyice tırmanmıştır. Bu dönemde bir takım dahili ve harici faktörlerin zorlamasıyla ülkede görünürde askeri cunta geri çekilme emaresi göstermiş ve sivilleşme yönünde bir geçiş süreci başlamıştır. Arakanlı Müslümanlar da gerek bölgede gerekse de diasporadaki önde gelen unsurlar olarak bu dönemin sağladığı imkanları değerlendirmek üzere çeşitli zeminlerde toplantılar yapmıştır. Bugünkü ARSA (Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu) örgütünün temelleri de o dönemde atılmış ve Yakin Hareketi kurulmuştur. 2016’daki karakol saldırılarını üstlenen örgüt, bu vesileyle İslam dünyası ülkeleri ve uluslararası toplumun dikkatlerini bölgeye çekmeyi amaçlamıştır. Bölge, 2017 yılı Ağustos ayında, yine karakollara gerçekleştirilen saldırılar bahane edilerek onlarca kişinin öldüğü ve göç eden kişilerin üzerine ateş açıldığı haberi ile yeniden dünya gündemine oturmuştur.

Sadece 2016’da başlayan olaylar sonucunda ülkeden kaçan Arakan Müslümanlarının sayısının 170 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Myanmar’da 2012 yılında başlayan baskı ve zulüm nedeni ile ülkeden zorunlu olarak ayrılmak zorunda olan kişi sayısı Dünya Bankası verilerine göre 664.000’dir. Zorunlu göçe maruz kalan bu insanların bir kısmı ülke içinde mecburi yer değiştiren kişilerden oluşmaktadır. Ülke dışına göç etmek zorunda kalan insanların 231.948’i Bangladeş’te, 106.349’u Tayland’da ve 88.637’si Malezya’da yaşamaktadır. Ayrıca Sri Lanka, Hindistan, Endonezya ve Avustralya gibi bölgesel komşu ülkelere de göç yaşanmaktadır. 25 Ağustos 2017’de başlayan son kitlesel kıyıma kadar Bangladeş’te 600 bin, Pakistan’da 350 bin, Suudi Arabistan’da 250 bin, BAE’de 20 bin civarında Arakanlı Müslümanın yaşadığı tahmin edilmektedir. 25 Ağustos 2017’de başlayan kitlesel kıyımın net bilançosu ise tam olarak henüz tespit edilememiştir. Bölgeye gazetecilerin ve uluslararası gözlemcilerin girmesine izin verilmemektedir. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Sözcüsü Leonard Doyle’nin 12 Eylül 2017 tarihinde yaptığı açıklamada 25 Ağustos’tan bu yana Bangladeş’e geçen Arakanlı sayısının 370 bine ulaştığı kaydedilmiştir. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Sözcüsü Joel Millman ise 19 Eylül 2017 tarihinde yaptığı açıklamada Arakan’dan Bangladeş’e geçenlerin sayısının 421 bine ulaştığını belirtmiştir.

Arakan Müslümanlarının Konumu Açık Hava Hapishanesi’nin Bile Gerisinde!

Myanmar devleti 1962 askeri darbesinden önceki geçiş sürecinde Arakan Müslümanlarını azınlıktan sayıp mecliste temsil hakkı da tanımaktaydı ancak görece bu teorik olumluluk hiçbir zaman pratikte bir karşılık bulmadı. Darbeden hemen sonra ise Arakan Müslümanları İşgalci İngilizler tarafından getirilen göçmenler olarak tanımlanarak yoğunlaştırılmış bir şiddet cenderesine sokuldu. Ayrıca Arap atalardan geldikleri iddia edilerek yabancı oldukları ve Myanmar’a ait olmadıkları iddia edildi. Bu Budist propagandanın resmi karşılık bulmasıyla ülkeden kovulması gereken bir topluluk olarak kabul edildiler. Yazı dizisinin bir önceki bölümünde üzerinde durduğumuz Bengal ve Burma etnik kökenleri arasındaki tarihî çatışma yüzünden Arakanlıların Müslüman olan Rohingyaları tarihsel olarak Bangladeşli görülür ama kendileri gibi Hint-Avrupa kökeninden gelip Aryen olan Rakhineler (daha doğrusu Maghlar) ise el üstünde tutulur. Ayrıca İngiliz İşgali döneminde özerklik veya bağımsızlık elde etmek için emperyalistlerle ve Pakistan/Bangladeş’le işbirliği yaptıkları iddia edilerek hain olarak lanse edilir. Yeni Vatandaşlık Kanunu ile vatansız durumuna düşen Müslüman Rohingyaların maruz kaldıkları sorunlar insan hakları kuruluşlarının aktardıkları raporlarda şu şekilde özetlenmiştir:

-Köylerin ve Müslümanların ibadet mekânlarının yakılması: Yanlışlıkla yansa bile ev devletin sayıldığı için Müslüman cezalandırılır.

-Sivil halkın işkence görmesi ve öldürülmesi: Bir şey ile suçlandığında savunma hakkı verilmez doğrudan hapse atılır.

-Seyahat yasağı uygulanması: Pasaporta sahip olamazlar ve bir köyden başka bir köye gitmek için bile izin almak zorundadırlar.

-Sağlık hizmetlerinden yoksunluk: Devlet hastanesine gidemezler.

-Çalışma yasağı: Devlet dairelerinde çalışamazlar.

-Eğitim hakkının engellenmesi: Liseye kadar okuyabilirler.

-Özel mülkiyet hakkının engellenmesi: Müslüman beton ev yapamaz. Bir işyeri açmak istediğinde bir Budist ortağı olmak zorundadır. Tabi ona da yanaşan Budist bulunursa!

-Evlenmeleri halinde mali kısıtlama uygulanması, evliliklerin engellenmesi: Evlilik için vergi ödenir. Yanı sıra her doğan ve ölen kişi için de vergi ödenir. En fazla iki çocuk yapmalarına izin verilir.

-Askeri kamplarda ve yol yapımlarında zorunlu işçi olarak çalıştırılırlar.

-Nüfus sayımına dâhil edilmeme: Vatandaş sayılmazlar. “Yabancılara aittir” yazan ve resmi bir değeri bulunmayan bir vesika verilir.

-Ağır vergi, haraçlar ve taşınır taşınmaz mallara el konulması

-İnanç özgürlüğünün ihlali: Son yirmi yılda yeni cami, mescit ve medrese yapımına izin verilmemiştir.

Tüm bunlar bir araya toplandığında Arakan için ‘Açık Hava Hapishanesi’ tabiri bile hafif olur!

*

Yazı dizimizin bir sonraki bölümünde sorunun kaynaklarına ve nedenlerine inmeye çalışacak; bu bağlamda öne sürülen büyük güçlerin enerji rekabeti, Myanmar’da görece harekat alanı daralan askeri cunta / derin devletin kışkırtması  gibi iddiaları ve özellikle de Türkiye’de bir takım Sol-Sosyalist ve Muhafazakar yazar ve camianın ARSA örgütü üzerinden günah keçisi arayan komplocu yaklaşımlarını irdelemeye çalışacağız inşallah.