ABD savaş düzenine geçti

MUSTAFA ÖZCAN

Pentagon, Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçisi Adil Cübeyr’e yönelik suikast ve komplo iddiasıyla alakalı artan gerginliği yorumlarken İran’a yönelik alınacak tedbirlerin askeri değil diplomatik olacağını ilan etti.

Bugüne kadar her baharda ABD’nin İran’ı vuracağı akla getirildiğinde belki Pentagon’a inanmak icap eder. Hatta İran ile ABD arasında bölgede bir rol dağılımı yapıldığına inananlar bir hayli çok. Bu algı Saddam’la alakalı olarak da vardı. Lakin ABD sonunda Irak’a saldırdı ve işgal etti. Dolayısıyla savaş seçeneğini göz ardı etmek mümkün değil. Nitekim, İran eski cumhurbaşkanlarından Hatemi muhtemel bir Amerikan saldırısına karşı ülkesini ve yetkilileri uyarmış ve hazırlıklı olmalarını istemiş ve savaş ihtimalinin hafife alınmamasını istemiştir. Ülke liderliğini de konu hakkında dikkatli olmaya davet etmiştir. Hatemi dışında da ABD’nin İran’a karşı savaş düzenine geçtiğine dair değerlendirme yapanlar var. Bunlardan birisi olan El Kuds El Arabi gazetesi Yayın Yönetmeni Abdulbari Atvan da yazısında savaş kokusu aldığını ifade etmektedir (http:// www.alquds.co.uk/index.asp?fname=data201110101212z999.htm&arc=data20111010-1212z999.htm). ABD komplo iddiasını bir kampanyaya çevirmiştir. İranlılar komplo iddialarını ‘şeytan işi’ olarak nitelendiriyorlar. Lakin komplonun gerçek olup olmaması önemli değil. Bir ayrıntıdan ibarettir. Abdulbari Atvan’ın da yazdığı gibi velev komplo iddiası gerçek bile olsa ABD umursamayabilirdi. Şöyle ki, Atvan’ın yazdığı gibi devrik Libya Lideri Kaddafi, Suud Kralına yönelik olarak bir suikast tertibinde bulunmuş lakin ABD oralı olmamıştır. Lakin teknik olarak komplo senaryosunun Amerikan toprakları üzerinde yaşayan bir büyükelçiye yönelik olduğu ve ABD’nin buna bigane kalamayacağı varsayılabilir. Buna binaen durumdan vazife çıkardığı söylenebilir. Yine de ABD’nin niyeti tırmandırmak olmasa komplo gerçek bile olsa onu örtbas eder veya bu kadar ciddiye almazdı. Yani burada komplonun geçekliğinden ziyade niyet önemli.

Komplo doğru veya gerçek; ABD bunu İran’a yönelik bir kampanyaya dönüştürmüştür. Hillary Clinton İran’a yönelik bir cephe kurmanın altyapısını hazırlamaya matuf çabalarına hız vermiş ve Meksika, Suudi Arabistan ve İsrail olmak üzere bir dizi ülkeyle ittifak çatısı kurmak üzere harekete geçmiştir. Suudi Arabistan da bu defa kampanyaya bütün gücüyle iştirak etmektedir. Suud basını komplo üzerine adeta seferber olmuş ve İran’a yönelik kampanyanın parçası haline gelmiştir. Tarık Humeyyed gibi yazarlar İran’ın teröre başvurmaktan çekinmeyeceğini ve Adil Cübeyr ve benzerlerine yönelik bir suikastın gerçekleştirilmesi halinde bunun pekala Kaide’ye mal edebileceğine dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yıllarda da Pakistan’da bir Suudi diplomat öldürülmüş ve fail-i meçhule gitmişti. David Ignatius da Kudüs güçlerinin Taliban’dan Beşşar’a kadar birçok harekete ve lidere destek verdiklerini savunmaktadır. Filistin asıllı yazar Yaser Zeatire gibi içten yazarlar da en azından Kudüs Güçlerinin Beşşar rejimini desteklediğini ifade etmektedir. Körfez ülkeleri kendilerinin çift cepheden İran tarafından kuşatıldığına inanmaktadırlar. Basra Körfezi üzerinden İran’ın iyice kendilerine doğru abandığını düşünmekte ve bu abanmanın Bahreyn’e kadar geldiğini tasavvur etmekte ve paniklemektedirler. Son günlerde Suudi Arabistan’ın doğu bölgelerinde de Şiiler harekete geçmiş ve bu Suudi Arabistan’ın korkularını daha da depreştirmiştir.

Suudlulara göre, Basra Körfezi ve Hürmüz gergefindeki kuşatmanın bir de öteki cephesi vardır. Kuzey’de de İran 2003 sonrasında Irak’ta elde ettiği nüfuzla birlikte; Suriye ve Lübnan üzerinden Körfez’i çembere almıştır. Bu çember Türkiye ile aralarına da fiziki bir sınır koymuştur. İran Türkiye ile Orta Asya arasında tampon bir bölgeyi temsil ederken keza gelinen noktada Suriye ve Irak’taki dost rejimlerle birlikte Türkiye ile Körfez ülkeleri arasına girmiştir. Burada da tampon bir kuşak (Suriye-Irak) oluşturmuştur. Dolayısıyla Hubar saldırılarından sonra Riyad meselenin üzerine yatsa ve olayın İran aleyhine kullanılmasına karşı çıksa da durum bugün çok farklı bir aşamaya gelmiştir. Lakin bugün sözbirliği etmişçesine basın ve yetkililer komplodan dolayı İran’ı suçluyor ve cezalandırılmasını istiyorlar. Özellikle de Suudi Arabistan’ın bu hususta gemileri yaktığı gözleniyor. Amerikan basınıyla birlikte Suud basını da komployu Nejad ve Hamaney’e kadar uzatıyorlar. Bilindiği gibi, İranlı ajanlar 17 Eylül 1992 tarihinde Berlin’de Dr. Kasımlo’yu öldürmüşlerdi. Buna benzer suçlamalar geçmişte Arjantin tarafından da yapılmıştı. Fakat bu olay en azından şeklen daha farklı gözüküyor. Kral Abdullah’a yakın Adil Cübeyr adı Wikileaks belgelerinde ABD’yi İran’a saldırmaya özendiren diplomatlar arasında geçmişti. İran Devriminden beri Sudi Arabistan’la İran’ın yıldızları hiç barışmadı. Bunda en temel faktör ve amil iki ülke yöneticilerinin kimyalarının tamamen farklı olmasıdır. Son yıllarda Pakistan Cumhurbaşkanı Zerdari iki ülkenin arasını bulmak için devreye girmişse de çabaları akim kalmıştır. Suudi Arabistan Adil Cübeyr’e yönelik komplo iddiasıyla birlikte yeni bir moda ve havaya girmiştir. Soğuk savaş havası yerini sıcak savaş dalgasına bırakmıştır. Şüphesiz 2012 daha sıcak olmaya aday.

YENİ AKİT