ABD Neden PYD’ye Terör Örgütü Diyemiyor?

Merve Şebnem Oruç

YPG, Azez'de Türkiye'nin kırmızı çizgilerini zorlamayı sürdürünce, Türkiye sınırdan sınırlı müdahaleyle Suriye'nin kuzeyinde yapılan yeni dizayna engel olmak için harekete geçti. Azez çevresinde şiddetli çatışmalar devam ederken, ABD gibi Batılı ülkelerden de Türkiye'nin müdahaleye yönelik açıklamalar gelmeye başlayınca, “ABD'nin PKK'yı terörist kabul ederken PYD/YPG'yi niye kabul etmediği” tartışması da alevlendi. Sahada PYD ve rejim işbirliği artık kör göze parmak denilecek hale gelmişken, Rus savaş uçaklarının muhalif saflarına ve IŞİD'in bulunmadığı Arap köylerine saldıran PYD'yle ortak çalıştığı artık gözle görülür vaziyetteyken ve Esad rejiminin dün medyaya da yansıdığı şekliyle PYD'yi desteklediklerini açıklamakta artık bir sakınca dahi görmezken, Obama yönetimi hala “Bize öyle gelmiyor”açıklamalarına devam ediyor.

Rusya'nın Lazkiye'deki Hmeymim havaalanına gelip yerleştiği, savaş uçaklarının Suriye semalarında uçmaya başlamasının an meselesi olduğu, Kasım Süleymani'nin Moskova'yı ziyaret ettiği, binlerce İran destekli Şii milisin Hizbullah'la beraber Halep çevresine yerleşmeye başladığının CIA raporlarında yer bulduğu günlerde, ABD'nin “Suriye Türkiye için artık bir tehdit içermiyor” açıklamasıyla NATO kapsamında Türkiye'de bulunan patriotlarını geri çektiğini hatırlarsak, Obama yönetiminin PKK'ye terör örgütü derken PYD'yi sahadaki müttefiki olarak görmesine şaşırmıyoruz elbette. Yine de bu irrasyonelliğin ardındaki Amerikan stratejisini somut veriler üzerinden tartışıp ABD'nin nihai politikasını nesnelleştirmeye çalışabiliriz.

ABD'nin El Kaide'yi, Haqqani örgütünü, hatta hatta Pakistan Talibanı'nı terör örgütü olarak niteleyip Taliban'ın kendisine terör örgütü demiyor olması, bize bu manada ışık tutabilir. Yıllarca Sovyetler'e karşı silahlandırdıkları, Beyaz Saray'da ağırladıkları Afgan mücahitlere 'terörist' demeleri normal şartlarda 'saçma' olabilir; ama Amerika, bildiğiniz gibi, bu ve benzeri saçma politikaları, uygun bir diplomatik kılıfa sokarak, medyayı kullanarak ve CIA'in çevirdiği bazı oyunları da işin içine katarak sıkça uyguluyor. Kendisine doğrudan tehdit oluşturmayan PKK'yi, İRA'yı, ETA'yı, FARC'ı terör örgütü listesine almış olup, üstelik de iki yıl önce öldüğü birkaç ay önce doğrulanan Taliban lideri Molla Ömer'in yerini bildirene 10 milyon $ ödül vereceğini açıklamışken, ABD 15 yıldır savaştığı Taliban'ı niye terör örgütü olarak kabul etmedi, etmiyor?

Geçtiğimiz yıl, ABD ve Taliban arasında Katar'ın arabuluculuğuyla yapılan Esir Takası Anlaşması nedeniyle bu konu ABD'de ve dünyada uzunca bir süre yankı uyandırmıştı. Başını Cumhuriyetçi Senatör John McCain'in çektiği grup, ABD'nin 'teröristlerle müzakere' etmesini sert dille eleştirirken, Obama yönetimi Taliban'ın 'silahlı isyancılar' olduğunu iddia ediyor; öte yandan da, Ürdün'ün aynı dönemde kaçırılan pilotuna karşı IŞİD'le esir takası için müzakere etmesini sert şekilde kınıyor, “Bizimki farklı, biz teröristlerle müzakere etmiyoruz” diyordu.

Söz konusu takas, Taliban'ın 2009 yılından beri elinde esir tuttuğu tek Amerikalı asker olan Bowe Berghdal'e karşı ABD'nin elinde olan ve Guantanamo'da tutulan beş üst düzey Taliban yöneticisinin salıverilmesini kapsıyordu. Eğer Taliban terör örgütü değilse, söz konusu Taliban yöneticilerinin ABD'nin Gulag'ı Guantanamo'da bulundurulmasının gerekçesi ne idi? Dahası, söz konusu Taliban üyelerinin sadece Molla Ömer'le değil, aynı zamanda Usame bin Ladin, dolayısıyla El Kaide'yle de yakın ilişkisi olduğunu iddia eden ABD'nin kendisi idi. Daha da ötesi, ABD, Bowe Berghdal'in terör örgütü listesinde tuttukları Haqqani şebekesi tarafından kaçırıldığına inanıyor ve söylüyordu.

Üstelik Taliban Obama yönetimi tarafından terör örgütü listesinden çıkarılmış değildi; Bush yönetimi de Taliban'ı terör örgütü listesine hiçbir zaman almamıştı. George W. Bush, Taliban'ın, 'ABD Bin Ladin'in suçlu olduğuna dair delil ortaya koyarsa onu teslim ederiz,' demesine rağmen ne bu sözlere kulak astı ne Taliban'ı 'Bin Ladin gibi bir teröristi koruyor teröristtir' diyerek terör örgütü listesine aldı ne de Afganistan'ı bombalamaktan geri kaldı.

ABD'nin tutarsızlık içerisinde tutarsızlık barındıran bu politikalarının bir rasyonelliği olmasa da, hastalıklı dış politikası açısından bir mantığı var. Taliban'ın, Afganistan'ın yönetiminde beş yıl boyunca söz sahibi olmuş olması, gelecekte bunun yeniden olma ihtimali ve olursa bunun önüne geçemeyeceklerini bilmeleri nedeniyle, Washington'ın Taliban'ı terörist olarak listelemiyor olması mümkün. Hamas'ın seçim kazanmasına rağmen Gazze'nin statüsü nedeniyle terör örgütü listesinde yer alması, ancak el Fetih'in artık kimse tarafından terörle ilişkilendirilmemesi gibi... Yani ABD'nin bu coğrafyadaki her ülke için bir hesabı, buna uygun bir yönetim dizaynı ve bunlara paralel oluşturduğu bir terörist listesi var.

Buradan yola çıkarak ABD için meselenin sadece sahada efektif bir grup aramak ve bulmak olmadığı sonucuna varabilir ve Suriye'nin geleceğinde PYD'nin var olacağını, YPG'nin Suriye ordusunun bir parçası, PYD'nin Kuzey Suriye'nin yönetici olacağını öngördüğü yargısını kesinleştirebiliriz. Washington Suriye'nin geleceğinde Esad'ın yerine kimi koyacağını kara kara düşünür, bu yüzden Esad'dan hala vazgeçemez ve bu sırada sefil olmuş milyonlarca insana 'bekleyin biraz' derken, koskoca yapbozun bulduğunu sandığı ve 'seküler' diye sıkı sıkıya yapıştığı tek bir parçasına çaresizce tutunmuş durumda. Ama o parça ne yazık ki, bu yapboza ait değil, bunu henüz anlamıyor.

YENİ ŞAFAK