ABD, NATO aracılığıyla, ‘dünya jandarmalığı'na devam ederken...

SELAHADDİN E. ÇAKIRGİL

ABD Başkanı Trump'ın Venezuela'dan sonra, şimdi de Kuba'ya göz dikmesi ve 'acınacak durumda olduğunu' söylediği Kuba'ya yardımcı olmaktan söz etmesinin yarınlarda neler getireceğini kestirmek kolay değil.. Rüyasında gördüklerini bile siyasetine yansıtan bu kişinin, insanlığın başına yeni musibetler getireceği tahmin edilebilir.

Hatırlayalım, Kennedy Amerikası, ABD'nin Florida eyaletine 150 km. mesafede, Orta Amerika'da, 110 bin km.kare (Türkiye'nin 7'de biri) büyüklüğündeki Kuba adasında, 'Fulgencio Batista diktatörlüğüne karşı yıllarca gerilla mücadelesi verdikten sonra, 1959 yılında marksist bir rejim kuran ve Sovyet Rusya'nın desteğine de mazhar olan Fidel Castro rejimikapitalist emperyalizmin lideri durumundaki Amerika'yı tehdit ettiği gerekçesiyle, Ekim-1961'de Amerikan Başkanı J. F. Kennedy tarafından kuşatma altına alınmıştı.. Kennedy Amerikası, Kuba adasında, ABD'ye yönelik olarak rampalara yerleştirilmiş olan Sovyet füzelerinin derhal sökülmemesi halinde, gereken müdahalenin yapılacağını dünyaya kesin olarak ilan edince, dünyanın bir nükleer savaşın eşiğine geldiği korkusu dünyayı sarmıştı..

Öyle bir savaş patlak verirse, okkanın altına ilk ve en çok girecek ülkelerin başında da, Sovyet Rusya'ya o zaman en yakın NATO üyesi ülkenin Türkiye olacağı açıktı ve bu yüzden Türkiye'de de ülke çapında bütün şehirlerde her tarafta, tedbirler alınmaya başlanmış ve ülke çapında şehirlerde sığınaklar ve kum torbaları arkasında siperler hazırlanmıştı. (Bu satırların sahibi de o yüksek gerilim döneminde Konya'da idi ve Konya'nın her tarafında kum torbalarından oluşturulan siperlerin hazırlanışına bizzat şahit olmuştu..)

Gerilim, tam bir nükleer savaş hazırlığı havasında devam ederken, Kruşçef liderliğindeki Sovyet Rusya, Kuba adasındaki Rus füzelerinin sökülebileceğini, ama mütekabilen; Amerika'nın da, Sovyet Rusya'ya fırlatılmak üzere Türkiye'nin kuzey sahillerinde rampalara yerleştirilmiş olan Amerikan füzelerinin sökülmesini şart koşmuştu.. Bu Sovyet Rusya talebine karşı, Amerikan Başkanı Kennedy, 'Kuba'daki füzeler sökülecek, Türkiye'dekileri ise, biz sökmeyeceğiz; sökecek olan vara buyursun, söksün..' diye bir meydan okuma havasıyla karşılık veriyordu.. Kennedy'nin bu meydan okuması, bir nükleer tehdit altında olan Türkiye efkâr-ı umûmiyesine yansıdığı zaman, o gerilim balonunun sönüverdiğini, bir anda nasıl bir rahatlama oluştuğunu o zamanı yaşayanlar bilirler.

Ama, aradan 25 yıl geçtikten sonra, 1986'da bazı gizli Amerikan belgelerinin üzerindeki gizlilik şartı kalktıktan sonra ortaya çıkan gerçek ise çok daha başkaydı. Çünkü, ABD Hükûmeti o zaman, Sovyet Rusya'ya, 'Türkiye'deki, füzelerin artık miadını doldurduğunu ve paslandığını ve istense bile kullanılamayacak durumda olduğunu' bildirmişti!!!

Evet, zâhire bakılırsa, Amerika'nın ve özellikle de ABD Başkanı (Kasım- 1963'de ABD içindeki bir suikasd sırasında, Amerika içinde öldürülecek olan) Kennedy'nin meydan okuması karşısında Rusya geri adım atmıştı..

Gerçek ise, evet, çok daha başkaydı..

*

Bu hatırlama / hatırlatma, niçin mi yapılıyor?

Hele de, ilk örneğine 1914'de rastlanan 'Dünya Savaşı' uygulamaları artık bugünkü dünyada daha bir kaçınılmaz durumdadır. Ve dünya çapındaki bir kapışma ve boğuşmada, hattâ savaşın içindeyken bile bazı devletlerin saf değiştirip karşı tarafa iltihak edebileceklerine dair nice örnekler de olmuştur. Yani, uluslararası andlaşmalara sonuna kadar bağlı kalınamayacağına dair çok başka örnekler de vardır. Eski Sovyet Rusya lideri Kruşçef'in deyimiyle, 'uluslararası andlaşmalar, bir pastanede önünüze getirilen 'kek' gibi, kesilip parçalanmak içindir.'

*

Hatırlayalım, İkinci Dünya Savaşı, Birinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarının kaçınılmaz eseriydi. Bu yüzden, Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Paris'teki ünlü sarayda imzalandığı için, o sarayın ismiyle anılan, 'Versailles (Versay) Barış Andlaşması'yla tesis olunan barış, 'Barışı yok eden barış' diye nitelenir. Çünkü hele de, mağlublar arasında yer alan Osmanlı Devleti başta olmak üzere, birçok ülke derin rahatsızlıklar, acılar ve büyük sosyal sancılar ve patlamaları da beraberinde getirecekti.. Nitekim, o savaşta, Osmanlı'yla müttefik olan Almanya da yenilen devletlerin arasındaydı ve o ağır yenilginin Alman toplumunda meydana getirdiği hayal kırıklığı, ortaya, Adolf Hitler'in lideri olduğu (Nasyonal Sosyalizm (NAZİZM) Hareketi'ni ortaya çıkaracaktı.. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki o ağır yenilgi içindeki perişanlığa karşı, çözüm olarak Adolf Hitler'in sunduğu 'Nasyonal Sosyalist Hareket' 1933 yılında iktidara geldiğinde, Almanya kısa zamanda derlenip toparlanmış ve Birinci Dünya Savaşı'ndaki kayıplarını gidermek ve elinden çıkan yerleri geri almak için hummalı bir çalışma sürecine dönmüştü ve sonunda da 'Eylûl- 1939'da İkinci Dünya Savaşı'nı başlatmıştı..

Ama, 6 yıl süren o savaşın ilk zamanları, Adolf Hitler Almanyası'nı âdeta havaya uçurmuştu, tasavvurları aşan hedeflere ulaşıyordu ve Birinci Dünya Savaşı'nda kaybettiklerini geri alan aldıkça daha bir frenlenemez hale geliyordu..

İki Dünya Savaşı sonunda kurulan yeni dünya dengesi, bugünün dünyasına cevap vermiyor.. Savaş tamtamları da karanlık dehlizlerden gün ışığına çıkmaya hazırlanıyor gibi..

Böyle bir durumda, Amerikan Başkanı Trump, kendisini frenlemek veya kontrol etmek ne kelime; 'Dünya benden sorulur.' ve 'dünya jandarması ' havasında... Hattâ, iki hafta önce, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'in 'başarılı bir siyasetçi olmadığını ve istifa edeceğini' söylemişti, evvelki akşam.. Ve Trump'ın kehaneti, öngörüsü gerçekleşti ve Starmer, ekranlar karşısında gözyaşları içinde yaptığı konuşmayla, istifa etti.. İngiltere yetkilileri, Trump'a, 'Bizim devlet adamlarımızın başarılı olup olmadığı'nın sizinle ne ilgisi var?' diyemediler. Amerikan emperyalizmi 'dünya jandarmalığına soyunma tavırlarından kolayca uzaklaşacak gibi olmadıklarını da hissettiriyorlar.. Düşünülsün ki, NATO ittifakını, sadece Amerikan emperyalizmine hizmet edecek bir ittifak olarak görmek eğiliminden kurtulamıyorlar.. Hattâ, Amerika ve İsrail'in, İran'a yönelik olarak 28 Şubat 2026'da başlattıkları ve 12 gün süren hava bombardımanı sırasında, NATO'nun kendi saldırganlıklarına katılmadığı ve 'mukavvadan bir kale' durumuna düştüğüne ve, NATO'dan çıkabileceklerine dair açıklamalar bile yaptı, Trump..

Esasen, Türkiye de, Stalin Rusyası'nın 1945'lerde Türkiye'ye yönelik tehditlerine karşı, NATO'ya katılmak istediğinde, dönemin İngiltere Dışbakanı , 'Türkiye'nin Müslüman bir ülke olduğunu, NATO'nun ise 'Hristiyan ülkeler arası bir savunma teşkilatı' olduğunu' açıkça belirtmiş ve Türkiye ise, 'Halk, Müslüman olsa bile , rejim olarak laik olduğunu' ısrarla vurgulamış ve nihayet sonunda NATO'ya kabul edilmişti.. Hattâ, 1953'lerde İsmet İnönü, C. Başkanı Celal Bayar'la bir görüşmesi sırasında, Bayar, İnönü'ye, 'Paşam NATO'ya girmekte çok geç kaldık..' demiş ve İnönü de, 'Celâl Bey, aldılar da mı girmedik?' demişti.

NATO bugün de, sadece kendi değerler dünyasının savunma gücü olarak varlığını sürdürüyor. Müslüman bir halkın devleti olan Türkiye'nin, bu ince noktaya, yeni dünya şartları açısından tekrar bakması gerekmez mi? Çünkü, onlar ancak kendilerine hizmet edecek bir 'fedaî' güç olarak görüyorlar Türkiye'yi..

Bugünlerde Ankara'da yapılacak olan NATO Liderleri toplantısı vesilesiyle bu konunun yeniden ve tarihî arka planı göz önünde bulundurularak düşünülmesi gerekmez mi?

*

STAR