ABD iç siyasetinde derinleşen çatlaklar ve Joe Kent istifası

Selçuk Türkyılmaz, Joe Kent’in istifasının ABD-İsrail ilişkisinden öte Amerikan içindeki ideolojik ve jeopolitik ayrışmaların açığa çıkması anlamına geldiğini ifade ediyor.

Yeni Şafak / Selçuk Türkyılmaz

İstifa eden Amerikalı Joe Kent kimleri temsil ediyor?

Hadiseler, ABD’nin İran’a karşı açtığı savaştan sonra inanılmaz bir hızla gelişiyor. Saldırının ilk gününde ABD ve İsrail bütün dünyayı şaşkına çeviren bir hız ve güçle İran’ı adeta hareketsiz bırakmış ve Ali Hameney de dâhil olmak üzere üst düzey isimleri katletmişti. Peşinden kız öğrencilerin okuluna saldırdılar. İran’ın hayat damarlarına yönelik saldırılar da çok yıpratıcıydı. ABD ve İsrail, açıkça, İran’ı felç etmek istedi. Fakat süreç onların istediği gibi ilerlemedi. Çok kısa zamanda İran cevap vermeye başladı.

Üç hafta gibi bir zaman geride kaldıktan sonra baştaki manzaradan farklı bir durum ortaya çıktı. Özellikle Avrupa ülkeleriyle ABD-İsrail arasında ciddiye alınması gereken sorunlar başladı. Savaşın ilk günlerinde ABD-İsrail’in ezici üstünlüğünden hareketle Avrupa ülkelerinin durumdan vazife çıkarma isteği, liderlerinin gözlerinden okunabiliyordu. İngiltere hem lojistik ağları hem de teknolojisi ile ABD-İsrail’e açık destek verdi fakat şimdi Trump, İngiltere’nin değişimi karşısında rahatsızlığını açıkça ifade etti. Şaşırtıcı bir şekilde Almanya da İran’a karşı saldırılara soğuk baktığını gösterdi. Fakat en azından bunlar kadar önemli olan bir gelişme ise ABD’nin kendi içinde yaşadığı gerilimlerdir. ABD’de Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, ahlaki gerekçelerle görevinden istifa ettiğini açıkladı. Joe Kent’in istifa yazısı, Avrupa ülkelerinin tereddütlü yaklaşımlarından çok daha güçlü bir yankı uyandırdı.

Joe Kent istifa yazısında “İran’ın ABD için yakın bir tehdit olmadığını” ifade ettikten sonra ABD’nin “bu savaşa İsrail ve Amerika’daki güçlü lobisinden gelen baskıyla” girdiğini söyledi. Bu ifadeler, ABD’deki Siyonist Yahudileri harekete geçirdi ve Joe Kent’i antisemitizmle suçlamaya başladılar. Fakat anlaşıldığı kadarıyla çok daha önceden ok yaydan çıkmıştı. Çünkü Joe Kent, “İsrail ve Amerika’daki güçlü lobisi” ile Türkiye’de de zaman zaman gündeme gelen bir ayrışmayı işaret etti. Peki, bu ayrışmanın tarafları kimlerdir? Hakikaten Kent’in ifadeleri İsrail ve Amerika ayrışmasını mı işaret ediyor yoksa asıl kutuplaşma ABD’nin iç dinamiklerinde midir? Soruyu biraz daha açık ifade edebiliriz: ABD’nin İsrail’le ilişkileri mi sorgulanıyor yoksa ABD kendi içinde ideolojik bir ayrışma ya da kutuplaşma mı yaşıyor? İstifa eden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü, istifa yazısına yansıdığı gibi İsrail ve lobilerinin ABD’yi yönettiğini mi düşünüyor yoksa içeride bunlarla ilişkili beyaz üstünlüğüne inanan ideolojik grupları mı işaret ediyor? Bu sorunun cevabı iki şıktan biri değildir. Çünkü İsrail ABD’den ya da İngiltere’den bağımsız ayrı ve farklı bir yapı değildir. Bu soruları sistemli bir şekilde cevaplayabilmek için İsrail’i Anglosaksonların koloni yapısı olarak düşünmemiz gerekir.

Amerikalılar ve İsrailliler Gazze ve Filistin’in tarihî topraklarına yönelik yayılmacı kolonyal saldırılarını dinî kavramlarla bezemeye özel bir önem atfetmişlerdi. “Beyaz ve Hristiyan olmayanlara” karşı ABD ve İsrail’in zafer kazanması için katıldıkları dua seanslarından görüntüler paylaştılar. Kuşkusuz bu ABD propagandasının hangi yönde seyredeceğinin bir işaretiydi. Bu propaganda, Anglosakson evanjelikler ve Siyonist Yahudilerin birlikteliğinden doğdu. Amerika’nın İsrail adına savaşa girdiğini söyleyenler ise “sağcı Hristiyanlardır”. ABD solunda yer alan güçlü isimler de Amerika’nın İsrail adına savaşa girdiğini söylüyorlar. Aslen Filistinli bir aileye mensup olan Joseph Massad ise “ABD-İsrail emperyalist saldırısını, onu tamamen destekleyen savaşçı Amerikan milyarder sınıfına hizmet eden bir eylem” olarak tarif ediyor. 7 Ekim 2023’ten itibaren yayımlanan yazılarımda ben de aynı yönde bir görüşe sahip olduğumu birçok defa ifade etmeye çalıştım. “İsrail’in savaşçı politikaları ABD stratejisinin bir parçasıdır ve ondan bağımsız düşünülemez”.

İngiltere ve ABD tarihi, Avrupamerkezci bakış açısına göre okunduğu ve bilindiği için “beyaz, Anglosakson ve Protestan (WASP)” dünya hakkında “öteki”nin ihtiyacı olan bilgiler ya da “anlatı” ortaya çıkmıyor. Hâlbuki bugün tam da bu yönün bilinmesi gerekiyor. Francesca Albenese Gazze’de ve Batı Şeria’da kolonyal yayılmacılık suçlarına ortaklık eden şirketleri ve devletleri iki ayrı raporda göstermişti. Bugün İran’da ortaya çıkan yeni tablonun işte bu şirketler ve devlet arasındaki ayrışma ve de çatışmayı tetiklediğini söyleyebiliriz. Avrupa devletlerinin tutum değişikliği bu çerçeve içinde anlamlıdır. İsrail’in ve Yahudilerin ABD ve Avrupa’ya hâkim olduğunu düşünenler, herhâlde, bu hâkimiyetin iki günde yıkıldığını söylemeyeceklerdir.

Yorum Analiz Haberleri

“İran’ı kim yönetiyor?”
“ABD ve İsrail’in dayattığı savaşa karşı İran halkının yanında durmanın günüdür”
Ekranlar üzerinden yürütülen değer aşındırma süreci
Avrupa’nın enerji geleceği: Rusya gazından çıkış ve Hürmüz krizi
Şüphe çağında yakîn arayışı