2026 yılı dolayısıyla -2

HARUN ÜNAL

Bundan önceki yazımızı, aşağıda göreceğiniz gibi üç ayet mealiyle bitirmiştik. Önce o iki ayetin mealini bir görelim, peşinden de konumuzu devam ettirelim. Allah Teala o iki ayet mealinde şöyle buyuruyordu:

Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir grubun sözünü dinlerseniz sizi imanınızdan vazgeçirip yeniden küfre döndürürler. Size Allah’ın âyetleri okunup dururken, üstelik Allah resulü de aranızda bulunurken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah’a/Kur’an’a sımsıkı bağlanıp sarılırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir. Ey iman edenler! Allah’ın emir ve yasaklarını gereği gibi uygulayarak azabından sakının ve ancak Müslüman olarak can verin.1

Bu ayetlerin açıklaması çerçevesinde, yahudilerin müslümanları hak dinden döndürmek ve tekrar cahiliye dönemine, küfür sistemlerine dönüş yaptırmak için çok ileri yaşta olan azılı İslam düşmanı yahudi asıllı Şas b. Kays’ın yanına bazı yahudi gençleri de alarak, Evs ile Hazrec kabilelerini saptırmak için ne gibi yollara ve tuzaklara başvurduklarından, Resulullah’ın (s) müslümanları o tuzaktan nasıl kurtardığından söz etmiştik. Bu yazımızda Allah’ın izniyle devamındaki bazı ayetleri alarak konuyu sürdüreceğiz. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp dağılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşman idiniz de O kalplerinizi birbirine ısındırmış ve onun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Oysa siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.2

Rabbimiz burada bize şöyle seslenmektedir; Hepiniz toptan, birbirinizden ayrışmaksızın Kur’an’a, Kur’an’ın öğüt ve hükümlerine, İslam Dinine sarılın. Cahiliye dönemlerinde olduğu gibi tefrikaya, ayrılığa düşmeyin, bölünüp parçalanmayın. Oysa sizler cahiliye döneminde birbirinizle savaşıyor, birbirlerinizin kökünü kazırcasına, soykırım yaparcasına, yahudilerin oyun ve tuzaklarına düşerek kanlarınızı heder ediyordunuz. Sakın ola ki dininiz konusunda tartışıp anlaşmazlığa düşmeyin. Küfrün belini kırmanız gerekirken, birbirinizi kırıp dökmeyin.

Bütün bu gerçekleri düşünerek ey müslümanlar aklınızı başınıza devşirin ve kendinize gelin. Kaldı ki Allah Teala, İslam öncesinde nasıl ki Evs ile Hazrec kabileleri hiç düşünmeksizin yahudilerin tuzaklarına düşerek birbirlerini boğazlamışlar idiyse, bu tuzaktan Nasıl ki Allah’ın sunduğu nimet sayesinde birbirleriyle ülfet oluşturup bir arada toplanıp tüm küfür ehlini, başta yahudiler olmak üzere Medine ve çevresinden çıkarıp kovmuşlarsa, siz ey müminler! Ey Müslümanlar! o iman ve inançla, o gayret ve cihad ile toplanıp bir araya gelin, barışık yaşayın. Siyasal akımların sizi bölüp parçaladıkları oyunlara gelmeyin ve onların oyunlarını başlarına geçirin onları kendilerinize veli edinmeyin, onlara velayet yetkisi vermeyin.

Sözüm onlara ayyaşlara, serkeşlere, kumarbazlar düzenbazlara düzeninizi, davanızı teslim etmeyin. Allah Teala’nın sizi, bizi, kısaca hepimizi çağırıp davet ettiği dinine, İslam’a, imana koşun, hem de yapıp ettiklerinizden tevbe ederek adeta birbirinizle yarışırcasına İmana, İslam’a, İslam davasına, koşuşturun. Çünkü siz tam cehennem çukurunun, ateş yarının kenarında idiniz, nerede ise o uçuruma yuvarlanıyordunuz. Yani küfür üzere ölmeniz halinde oraya düşecektiniz. Allah Teala o ateşten, o uçurumun kenarından sizi iman ve İslam’ınız sayesinde kurtardı. Muhammed’i de (s) Nebi ve Resul olarak size gönderdi. Sizleri de onun sayesinde düşeceğiniz çukurlardan kurtardı. Ona, onun gösterdiği yola yönelin. Ramazan ayının gölgesi üzerimize düşmüş iken bu ayda nazil olan Kur’an’a, Allah’ın Kitabına yönelin, yönelelim. Yönelin ve yönelelim ki Rabbiniz, Rabbimiz sizi ve bizi kurtarsın. Çünkü O, şöyle buyurmaktadır:

Ey İman edenler! Hepiniz toptan, hem açıktan ve hem de kalpten iman etmiş olduğunuz halde İslam’a ve barış alanına girin. Sakın şeytanın ve şeytanlaşmış olanların adımlarına ve tuzaklarına uymayın. Doğrusu şeytan ve aveneleri sizin apaçık düşmanınızdır.3

Bu ayet, Yahudi Abdullah b. Selam ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Yahudi Abdullah b. Selam, yanındaki arkadaşlarıyla birlikte Resulümüz Muhammed’e (s), onun getirdiği İslam’a, İslam şeriatına iman ettikten ve ona taziminden sonra aynı şekilde Musa’nın da (a) şeriatına aynı tazimi sürdürmeye devam edip yahudilik inançlarını da sürdürmek isterler. Örneğin cumartesi gününe tazimi devam ettirmeyi, geceleyin kılacağı namazlarında, yapacağı ibadetlerinde Tevrat ayetlerini okumayı sürdürmeyi, deve etini yememeyi, sütünü içmemeyi gibi benzeri bazı yahudi inançlarını devam ettirmeyi istemeleri sebebiyle bu ayet nazil olmuştur.

Ayet, bu sebeple İslam’a bir bütün halinde, tüm ahkamını kullanmak ve kendi inanç ve geleneklerini terk ederek Allah’ın hükümlerine tabi olunması kaydıyla ancak mümin ve müslüman olunacağı belirtilmektedir. Onun için tefsirlerdeki İsrailiyat gibi rivayetlerin bu şekilde İslam’ı kabul ettiklerini söyleyenler eliyle girmiş olduğunu dile getiren epeyce ulemamız da bulunmaktadır. Burada bu konuya da dikkat çekmek isterim. Çünkü ayetin açıklamasında da dile getirildiği gibi Abdullah b. Selam, Cumartesi gününün tatilini, yani o gün çalışmanın haram olduğunu, deve etini yememeyi, sütünü içmemeyi sürdürmekte ısrar eder. Kısaca yahudilik dönemlerinde adet haline getirdikleri bazı adet ve geleneklerini İslam dinine girdiklerini söylemelerine rağmen yine de devam ettirmek isterler. Hatta bu konuda Resulullah’tan (s) izin bile istemeye kadar işi vardırırlar. Kısaca bir İşin içerisinde yahudi varsa herhalde biraz durup düşünmek icap etmektedir.4

Dolayısıyla ayet, İslam’ın bir bütün olduğunu, onun bazı hükümlerini ve emirlerini yerine getirmek, bazılarını ise terk etmek caiz olmadığını, bunun İslam olmayacağını bu ayet açıkça dile getirmektedir. Ya tamamen İslam dairesinin içine girersin, ya da böyle yaparak müslüman olamazsın, küfürde ısrar etmiş olursunuz, şeytanın yolunu izlemiş olursunuz. Eğer haktan başka yöne meylederseniz, apaçık ayetler size geldikten ve belgeler ortaya konduktan sonra İslam’dan uzaklaşmış olursunuz. Şunu bilmelisiniz ki, Allah’ın emri egemendir ve onun emri her güce galebe çalacak güçtedir. Hiçbir kimse, Allah’tan intikam alacak güçte olmadığı gibi, onu aciz de kılacak değildir. O, bu bakımdan davasının, iş ve emrinin galibi olduğu gibi aynı zaman da O, Hakîm’dir, hikmet sahibidir. Bu itibarla hiçbir güç Allah’ı, günahkâr olandan hesap sormayı terk ettirmez, ettiremez. Hiçbir kuvvet Onu, hikmeti gereği, suçluyu hesaba çekmekten alıkoyamaz.

Bir toplum düşünün ki bir tatil girdiğinde veya bir fırsat eline geçtiğinde, inançlı olanı olmayanı da hemen tatilimi nerede geçirmeliyim, Çocuklarımla, ailemle kışın bu kar fırsatında nerede kayak yaptırırımın hesabını yaparken, kendi asli dünyasını, ebedi hayatı olan ahiretini, kısaca kendi gerçek çıkarını düşünmez. Sonuç -Allak korusun- otellerde yanmakla neticelense yine de orayı terk etmez. Hani derler ya hancı sarhoş, yolcu sarhoş, böyle bir gecenin sabahından hayır beklenir mi hiç?

Öncelikleri ahiretleri olmayanların akıbetlerinin ateş olacağından hiç kuşkuları olmasın. Allah Resulü (s) Ebu Hureyre’den rivayetle gelen bir hadislerinde şöyle buyuruyor:

Ey İnsanlar! Allah, tayyibtir, her türlü eksikliklerden uzak ve beridir, her noksan da münezzehtir, pirüpaktir, tertemiz ve lekesizdir. Bu itibarla tüm bu manaları içeren tayyib olandan bakasını asla kabul etmez. Doğrusu Allah, resullerini/elçilerini her ne ile emir buyurmuş ise, müminlere de onları emretmiştir. Kaldı ki Allah Teala Resullerine yönelik olarak şöyle buyurmaktadır:

[Ey resuller! tertemiz, helal, mubah ve lezzetli olan, iğrendirmeyen şeylerden yeyin. İster farz olsun, ister nafile olsun şeriate uygun olan salim ameller işleyin, iyi işler görün. Çünkü ben sizin her türlü amellerinizi, işlerinizi en ince detaylarına dek bilirim. Yapıp ettiklerinizden hiçbir şey bana gizli kalmaz, hepsinden de haberdar olurum.5]

Nitekim Allah Teala müminlere yönelik olarak şöyle buyuruyor: [Ey Müminler! Tayyib olandan, tertemiz helalinden, bol ve bereketli olan hayırlı şeylerden yeyin. Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi kendinize haram kılmayın. Eğer siz, Allah’tan başkasına kulluk etmiyorsanız Allah’ın size sunduğu tertemiz nimetlerden yeyin ve bunlardan dolayı Allah hamd ile şükredin. Haram olanların dışında bir başka şeyi asla haram kılmaya kalkışmayın.6]

Allah Resulü (s) bu ayetleri okuyup aktarmasından sonra şöyle devam ediyor: “Bir adam düşünün ki Allah’a itaat ve ibadet adına haccetmek, müstahap olan birtakım ziyaretler yapabilmek, yakın ve uzak akrabalarının hatır ve gönüllerini yapmak ve benzeri nice güze işler ve hizmetlerde bulunmak için bu uğurda kirlenmiş, toza toprağa bulanmış halde yorucu ve bitkin bir vaziyette yolculuğa çıkar. Bu halde iken ellerini semaya, göğe uzatır, ey Rabbim, ey Rabbim diye yakarır! Oysa adamın yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kısaca adam tamamen haram ile besleniyor. Böyle birisinin dua ve yakarışı için Allah katında nasıl bir karşılık bulunacak ki?7

Nitekim Ebu Hureyre’den gelen rivayete göre Nebimizin (s), bir oturumunda yanında bulunanlarla konuşmakta iken birden içeriye bir bedevi çıkagelir ve kendisine: “Kıyamet ne zaman kopacaktır, diye sorar? Ancak Nebimiz (s) sanki onun sorusunu hiç duymamış gibi konuşmasını sürdürür. Orada bulunanlar, Resulullah (s) adamın sorusunu işitti ama, bu sorudan pek de hoşnut kalmamış olacak ki cevap vermedi, dediler. Kimileri de Resulullah (s) adamın dediklerini belki de işitmemiş olabilir, dediler. Nihayet Resulullah (s) konuşmasını tamamladığında, -ravi, anladığım kadarıyla- Allah Resulü (s): “Kıyametin ne zaman kopacağını soran kişi nerde?” diye sorar. Bedevi de: “Ey Allah’ın Resulü! Buradayım, diye cevap verir. Bunun üzerine Resulullah (s): “Emanetin değeri kaybedildiğinde, kimsenin emaneti önemsemediğinde, işte o vakit kıyameti bekle!” buyurdular. Bu defa Bedevî: “Emanet ne zaman kaybedilir? Emanetin kaybı da ne demektir?” diye sorusunu tekrarlayınca, Resulullah (s): “İş/görev ehil olmayanların eline geçirildiğinde, işte kıyametin kopmasını o zaman bekle!8 buyurur.

Sonuç: Bu yazımızdan, ayet ve hadislerden ve bu son rivayetten çıkaracağımız bazı dersler şöyle ki:

- Allah Resulünün (s) “Nerede o soruyu soran?” ifadesinden hareketle, öncelikle bilgi edinmek isteyeni, bilgilendirmek noktasından, onun kim olduğunu sormakla, onu tanımak ister ve bunun öğretilmesine de dikkat çeker.

- Bunun peşinden, adamın sorusunu cevaplar.

- Bir bilgi öğrenmek isteyenin, bir öğrencinin öncelikle bilmesi gereken şeyin, kendisine soru sorulacak olan zatın veya kişin, meşgul iken sözünü kesmemeyi veya herhangi bir işle meşgul iken soru sormayı yöneltmemesi icabeder. Çünkü önceden eğer bir toplulukla bir konuşma var ise, bir iş görüşülüyor ise, bir meşguliyeti bulunuyor ise öncelik onlarda olması hasebiyle, sözün veya işin arasına girilmemeli, herkes sırasını beklemeyi öğrenmeli.

- Kendisine soru yöneltilen kişi, öğretmen, ilim adamı vb. gibi durumlarda öğretici öğrenmek isteyene karşı yumuşak ve güzel bir yaklaşımla yaklaşmalı. Onu, soru sormadaki tavır ve hareketi kaba saba da olsa veya bir şey bilmeyen biri ise ona/onlara karşı bağışlayıcı ve kucaklayıcı olmalı. Dikkat edilirse Resulullah (s) sözünü bitirmeden onu kınamadı ve azarlamadı, sözünü bitirince de onu güzel bir şekilde karşıladı.

- Kişi bilmediği veya anlamadığı bir konuyu ilim ehline sormalıdır, çünkü hadise bakıldığında, bedevî: “Emanetin zayi olması, değerinin düşürülmesi de ne denektir?” diyerek, konuyu iyice anlayabilmek için, Resulullah’a (s) sözkonusu soruyu yöneltmiştir. Kaldı ki bir ayette de Rabbimiz: “Eğer bilmiyorsanız, ilim ehline sorun9 diye buyurmuştur.

- İlim adamı da eğer alanında yetkin biriyse, maslahat gereği, yeri ve ortamı açısından cevabını daha geniş kapsamlı tutabilmelidir, ilgilileri aydınlatmalıdır.

- Soru ve cevap öncelik sırasına göre ele alınmalıdır.

Bundan sonraki yazımızda Emaneti, Ramazanı, Kur’an-ı Kerim ve Mukabeleyi, Kadir Gecesinin bir dönemin sona erdiğini, kıyamete dek devam edecek olan bir dönemin Resulüllah’ın (s) nübüvvetiyle başlayıp kıyamet sabahına kadar devam edecek olan dönemi anlamında değerlendirmek umudu ile Allah’a emanet olun.

Buluşmak dileğiyle.

Dipnotlar:

1- Ali İmran, 3/100-102

2- Ali İmran, 3/103.

3- Bakara, 2/208.

4- Bak: İbn Aşûr, Tefsir, Bakara, 1/939-945. Ayet:208-209. Dr. Vehbe Zuhaylî, et-Tefsir el-Vecîz, Bakar, 2/208. Alûsî, Ruhu’l-Meanî,3/213-214. Bakara, 1/208, Muhammed, Mahmud Hicazî, el-Tefsir el-Vadıh, Bakara, 2/208, c:1/44-46.

5- Müminûn, 23/51.

6- Bakara, 2/172.

7- Müslim, Zekât, bap:19, h:1015/65. Tirmizî, Tefsir, h:2989.

8- Buhari, Sahihu’l-Buharî, İlim, bap:2, hadis:59.

9- Nahl, 16/43.