12 Eylül kimi mağdur etti?

Ali Bayramoğlu

Her kim ki kendisini 12 Eylül'ün tek mağduru ilan eder, açıkçası kimilerinin yaptığı gibi ahlaken "halt" eder.

Her kim ki 12 Eylül Anayasası'ndaki her hangi bir ilerlemeye, iptale karşı çıkar, kimilerinin yaptığı gibi siyaseten "halt" eder. Belirleyiciliği itibariyle Türk Cumhuriyet tarihinin en kara, en keskin günüdür 12 Eylül 1980...

12 Eylül 1980 askerî müdahalesi yasal sonuçları itibariyle hem devletin işleyişinin her yönüyle militerleşmesini, hem askerî otoritenin etkileri, hem askerî özerkliğin adeta mutlaklaşmasını ifade eden bir aşamayı oluşturur.

Bu dönem gelişmelerinin tam yansıtıcısı olan 1982 Anayasası'nın üç özelliği vardır.

Anayasa "anayasa yasaları belirler" ilkesinin tersine bir mantıkla hazırlanmış; üç yıl süren bir askerî cuntanın, yani Millî Güvenlik Konseyi'nin çıkardığı, temel hak ve özgürlükleri iyice kısıtlayan, yargı denetimini daraltan, yürütmeye, idareye ve kolluk güçlerine hak sınırlamak ta dahil olmak üzere aşırı yetkiler veren yasalar anayasa hükmüne dönüştürülmüştür.

Devlet Denetleme Kurulu, YÖK, Devlet Başkanı'nın atama ve denetleme yetkilerine ilişkin kanunlar bunlar arasındadır.

İkinci olarak; 1982 Anayasası, Millî Güvenlik Konseyi çıkışlı mevzuat yanında kaynak olarak kabul ettiği diğer iki belgeyi, 1961 Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni tamamen tahrip ederek ve tersine çevirerek kullanmış bir anayasadır.

Her iki belgenin içerdiği temel hak ve özgürlükler listesi, yeni çıkan bazı uluslararası metinlerden de yararlanarak geliştirilmiş ancak getirilen özel yasaklarla ve istisnalarla başta verilenler bizzat anayasa tarafından geri alınmıştır.

Örneğin, özgürlüklerin kötüye kullanılmasının engellenmesi için; anayasa düşünsel, sanatsal, bilimsel çalışmaları bile içerikleri bakımından kısıtlama ve sınırlama yetkisini elinde tutmuştur.

En nihayet bu anayasa, sadece biçimsel kaynakları açısından değil, içeriği açısından da, yani devletin kutsanması, otoriter bir yönetim mantığının meşrûlaştırılması açısından bir ilkler anayasasıdır.

Örneğin, "özgürlük kural, sınırlama istisnadır" ilkesini tersine çeviren ilk Batı anayasasıdır 1982 Anayasası, yasamaya görülmedik bir şekilde bütün hak ve özgürlükleri genel olarak sınırlama yetkisini vermiştir. Bununla da yetinmemiş; her bir temel hak ve özgürlüğü kendi maddeleri içinde "özel" olarak sınırlamıştır. O da yetmemiş, özgürlük ve hakların kötüye kullanılmasını ifade eden yasakları tek tek sayarak yeni bir sınırlamaya daha başvurmuştur.

Bu sınırlamaları sağlama almak için 1961 Anayasası'ndaki özgürlüklerin "özüne dokunulamaz" ibaresini kaldırmış, yargı denetimini devre dışı bırakmıştır. Kişi dokunulmazlığı ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti konularında, yargıç ve yargının yetkisi kolluk güçlerine verilmiştir.

Bu sınırlamaların gerekçesi ise, devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması gibi hukukiliği su götüren, yasallık niteliği tartışmalı, muğlak, siyasî ve subjektif, ideolojik yoruma açık unsurlardır.

Sonuç olarak, 1982 Anayasası bireyin ve toplumun, zihni, kültürel, siyasî faaliyetlerini kodlanmaya soyunan ve devleti kutsal sayan, düşünce suçlarını meşrû kılan, bilim ve sanat özgürlüğünü kurallara, koşullara tâbi kılan, özetle askerî otoritenin topluma, bireye ve siyasete bakışının altını çizen bir uygulamadır.

Siz hala 12 Eylül ve kim, neden, nasıl konusunda tereddüt içinde misiniz?

YENİ ŞAFAK