1 Mayıs ve Taksim fetişizmi

Özellikle Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu KESK ve Türk-İş için 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak bir çeşit 'fetiş' midir? Evet, kesinlikle öyledir!

Peki, bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti dahil son 28 yıldır gelmiş geçmiş bütün hükümetler, onların İstanbul'daki sıkıyönetim komutanları, valileri ve emniyet müdürleri için, emekçilere 1 Mayıs'ı mümkünse hiç kutlatmamak, bu mümkün değilse Taksim'de kutlanmasını engellemek bir 'fetiş' midir? Evet, kesinlikle öyledir!

***

Hayatta 'fetiş'lere sahip olmak çok da sağlıklı bir davranışın ifadesi sayılmaz. O bakımdan her iki fetiş de sağlıklı değil, doğru değil.

Ancak öte yandan, emekçilerin 1 Mayıs bayramını Taksim'de kutlamak istemesi şeklindeki 'fetiş' bana bunu engellemeye çalışanların sahip olduğu 'fetiş'ten çok daha masum, çok daha anlamlı geliyor.

Geçen hafta Radikal'de haberini yayımladık, kendisine 'uygar ülke' sıfatını uygun gören, 'demokratik' sıfatını uygun gören ülkelerin hiçbirinde, hele hele Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hiçbir tanesinde, bizdeki 'Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası' benzeri bir yasa yok. Böyle bir yasa olmadığı için valilikler tarafından önceden ilan edilmiş 'mitinge yasaklı alanlar' diye bir şey de yok.

İsteyen bu ülkelerde parlamento binasının önünde veya şehrin en işlek alışveriş caddesinde eylemini yapıyor, mitingini, toplantısını, yürüyüşünü düzenliyor. Mesela Atina'da parlamentonun önündeki meydanda gösterinin yapılmadığı gün yok gibi bir şey. Mesela Washington'da Beyaz Saray'ın önünde hep bir şeyleri protesto eden göstericiler var. Bazen milyonlarca kişi burada toplanabiliyor.

Ama bizde maalesef bazı konularda tabular yıkılamıyor. Tabu yıkmaya en yatkın hükümet olduğu öne sürülen AKP hükümetinin kendisi bile tabuların etkisi altında, herhangi bir mantıklı gerekçe gösteremeden 'Hayır' diyor, 'Taksim'de olmaz.' Peki neden olmaz? Dedikleri, 'Biz de isterdik ama bize başka alanlar gösterdiler, biz gidip oralarda yaptık, işçiler de kanuna saygılı olsun, valinin dediği yerde yapsınlar kutlamalarını.' Tamam bu cümleyi anlıyoruz ama bu cümle 'Neden Taksim'de olmaz?' sorusunun cevabı değil ki. Bu soruya cevap vermeye en yakın önerme Başbakan'ın 'Gündelik hayat etkilenmesin' cümlesi. Evet ama gündelik hayat etkilenmeyecekse gösteri yapmanın, miting yapmanın anlamı ne? 1 Mayıs herhangi bir bayram olsa işçiler o günü piknik yapıp dinlenerek geçirirdi ama bu öyle herhangi bir bayram da değil ki... 1 Mayıs işçi için bir fırsat: Sorunlarını dile getirme, daha yüksek bir dayanışmaya erişme gerekliliğini konuşma, ülkeyi yönetenlere taleplerini iletme fırsatı. Ve bunu da elbette seslerini en iyi duyurabilecekleri alanda yapmak istiyorlar.

Kaldı ki Taksim alanı sadece işçilere kapalı. Daha üç gün önce İstanbul'da, Gatasaraylı on bine yakın taraftar Mecidiyeköy'deki Ali Sami Yen Stadı'ndan çıkıp Taksim'e kadar yürüdü, sloganlar attı, marşlar söyledi, kimse de bir şey demedi. Ama aynı şeyi siyasi mesajı da olan bir grup yapsaydı, polis elinde copu, onları dövüyor olurdu. İşçinin ve sendikanın bir görevi de özgürlükleri talep etmek, özgürlük eksikliğine işaret etmek, bundan şikâyetçi olmak. Taksim'in yasak olduğu bir ülkede 'gösteri özgürlüğü'nden söz edilebilir mi? 'Kanunen yasak'mış. Peki ama bu kanunlar insan yapımı değil mi? Kaldı ki Taksim'e yasak koyan kanun değil, İstanbul valisi.

***

Tabii bütün bu söylediklerim, şiddetin hiçbir türlüsünü içermeyen, çevreyi kirletmemek dahil hiç kimsenin zarar görmemesini teminat altına alan düzgün bir gösteri ve miting için geçerli.
Şimdi sendikalar hükümetin Taksim'i açmama konusundaki kararlı tutumuna rağmen 1 Mayıs günü Taksim'e çıkmak istiyorlarsa, eskiye göre on kat daha dikkatli, on kat daha sorumlu davranmak, provokasyonun hiçbir türlüsüne fırsat vermemek, ajitasyonun hiçbir türlüsüne gelmemek zorundalar.

Radikal gazetesi