Yargıtay’ın Eğitim-Sen Kararı ve Düzenin Kürtçe Tabusu

Haksöz

Yargıtay Genel Kurulu 24 Mayıs'ta açıklanan kararıyla Ankara 2. İdare Mahkemesi'nin Eğitim-Sen'in kapatılmaması kararını esastan bozdu ve on binlerce eğitim emekçisinin üye olduğu ve uzun mücadeleler neticesinde kurulmuş bulunan sendikanın kapatılması yönünde karar verilmesine hükmetti. Sendika tüzüğünde yer alan ve ülkede yaşayan farklı etnik gruplara mensup insanların kendi anadillerinde eğitim görme hakkının savunulduğu madde Eğitim-Sen hakkında kapatma davası açılmasının gerekçesini oluşturuyor.

Bu kararıyla Yargıtay uyum yasaları adıyla yapılan tüm düzenlemelerin göstermelik olduğunu ve devletin 80 yıldır uyguladığı Kürt sorununu inkar politikasının devam ettiğini göstermiştir. Kapatılmak istenen, yasaklanan aslında Eğitim-Sen değil, ırkçı ve inkarcı resmi ideolojiye karşı geliştirilen insan hakları ve özgürlük savunusudur. Bu ülkede anadilleri Türkçe olmayan farklı etnik kökenli vatandaşların en temel insan haklarından yararlanmalarını engelleyen, üstelik bunun talep edilmesine dahi tahammül edemeyen zihniyet yasakçı, baskıcı mantığını tüm topluma dayatmayı sürdürmektedir.

Yasakçı mantık aynı zamanda açık tutarsızlık ve çelişkiler içindedir. Ne enteresandır ki, Türkiye'de farklı etnik kökenli insanların eğitimde kendi anadillerini kullanabilmeleri konusunu bir tabuya dönüştürenler örneğin, Türkiyeli vatandaşların yoğun olarak yaşadığı Almanya gibi ülkelerde okullarda Türkçe eğitim yapılmasına izin vermeyenleri Nazi yanlısı ve ırkçı olmakla suçlayabilmektedirler. Yine bir sendikanın kapatılmasına gerekçe teşkil eden anadilde eğitim konusu adeta tartışılmaz bir yasak konumuna taşınırken, diğer yandan sayısız okulda İngilizce, Fransızca ya da Almanca eğitim yapılmakta ve bu olgu hiç tartışılmamaktadır.

Bu noktada kapatma kararının Eğitim-Sen açısından da mutlaka sorgulanması gereken noktaları var. Kapatma davası Genelkurmay'ın suç duyurusuyla açılmış ve 28 Şubat süreciyle birlikte bürokratik oligarşinin en muhkem mevzilerinden biri olduğu kesinleşmiş bulunan hukukdışı yargı mekanizmasınca sonuçlandırılmıştır. Oysa son dönemlerde başörtüsü sorunu, imam hatip liseleri ve benzeri konularda yaşanan tartışmalarda Eğitim-Sen hep konuyu "irtica-laiklik" ikileminde ele alma eğiliminde olmuş ve özgürlüklerin genişletilmesi aleyhine tavır koymuştur. Ne var ki, bu tartışmalarda genelde Kemalist oligarşiden yana sergilediği tutuma rağmen, Eğitim-Sen yine de kırmızı çizgileri aştığında rejimin gadrine uğramaktan kurtulamamıştır. Yaşanan bu tecrübeden ülkede tüm muhalif kesim ve örgütler tutarlı bir düzen karşıtlığı anlayışı geliştirme ve özgürlükleri pazarlıksız savunma konusunda ders çıkartmalıdırlar.