Teröre Karşı Tedbir Bahanesiyle Haklar ve Özgürlükler Kısıtlanamaz!

Hülya Şekerci

Geçtiğimiz günlerde Londra'da gerçekleştirilen bombalama eylemlerini gerekçe gösteren emperyalistler, Irak'ta on binlerce insanın katledilmesinin, Guantanamo hukuksuzluğunun ve daha nice vahşetin doğrudan sorumluları olduklarını görmezden gelecek şekilde dünyayı terör tehdidi ile korkutmakta ve abartılı önlemlerle insan hakları ihlallerini sistematik hale getirmeye yönelmekteler.

Örneğin "demokrasinin beşiği" olarak nitelendirilen Londra'daki 7 Temmuz bombalama eylemlerinden sonra tartışılan güvenlik önlemleri o kadar abartılıdır ki; İngiltere'yi demokrasinin büyütüldüğü değil uyutulduğu beşik olarak tanımlamayı haklı kılmaktadır. İngiltere'de terörist avına çıkan polis, şüphelendiği Brezilyalı bir genci metroda öldürmüş ve "pardon" diyerek olayı kapatmaya çalışmıştır. Ne yazık ki, bu vahim olay bomba şokunu atlatamamış güvenlik teşkilatının bir paranoyası olmaktan ibaret kalmamış, bütün adalet sistemine hakim kılınmaya yönelmiş durumda. Örneğin şiddeti övmekle suçlananların müebbet hapisle yargılanmaları gündeme gelmektedir. Bu suç kapsamına "Terörün kaynağı işgal politikalarıdır" diyen İngiltere'deki Müslümanların ve her kesimden muhalifin girme ihtimali yüksektir. Yine uzun gözaltı süreleri, gizli terör mahkemelerinin kurulması gibi pek çok tedbir yürürlüğe girdiğinde seyreyleyelim demokrasi beşiğinin gıcırtılarını.

ABD ise terörle suçladığı insanları uluslararası hiçbir kurala bağlı kalmadan gizli veya açık tecrit merkezlerinde işkenceyle sorguluyor. Diğer Avrupa ülkelerinde de benzer önlemler alınırken öncelikli hedef, bu ülkelerde yaşayan Müslüman göçmenler oluyor.

Dünyayı çekip çeviren bu ülkelerde artırılan güvenlik önlemleri yüzyılların sancılarıyla bir merhaleye gelmiş olan insan hak ve özgürlüklerini bir çırpıda siliverecek nitelikte. Emperyalist ülkelerde gelişmeler bu yönde olursa elbette Türkiye gibi Batı taklitçisi bir ülkedeki egemenlerin de "teröre karşı İngiltere'deki kadar yetki" istemeleri şaşırtıcı sayılmaz.

Son zamanlarda PKK tarafından yükseltilen şiddet olayları sebebiyle açıklama yapan Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ TMK'nın 8. maddesinin AB'ye uyum kapsamında kaldırılmasıyla ortaya çıkan boşluğa atıf yaparak TMK'nın gözden geçirilerek, ihtiyaca cevap verecek hale getirilmesi talebinde bulunmuştu. Ayrıca Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Genelkurmay'ın konuyla ilgili isteklerini detaylı biçimde kendilerine ilettiğini açıkladı. Ve yapılması istenilen değişiklikler 10 Ağustos'ta Adalet Bakanlığı'na gönderildi.

Başlangıçta "askerin bizden herhangi bir talebi yok" diyen hükümet yetkilileri brifing almışçasına hızlı bir şekilde teröre karşı güvenlik önlemleri bağlamında Terörle Mücadele Kanunu tasarısını hazırladılar. Başbakan'ın 'güvenlik mi özgürlük mü' ikileminde özgürlükten yana tavır alacağını açıklamasının hemen ardından basına yansıyan zehir zemberek tasarı, güvenlik sendromunun ağır bastığını ve Başbakan'ın sözleri ile yapılanlar arasındaki çelişkiyi ortaya koydu.

Tasarıyla ilgili ilk taslaklar istihbarat bilgileri veri alınarak şüphelilerin bir mekana girmesinin engellenmesi, haberleşme imkanlarının kısıtlanması, örgüt propagandası yapmak, rozetini ya da simgelerini taşımak gibi eylemlere 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmesi, şüphelilerin gözaltına alınmaları durumunda yakınlarına 12 saat bilgi verilmemesi gibi çok ağır ve istismara açık maddeler içeriyor.

Geçtiğimiz günlerde açıklanan adli sicil istatistikleri bu ülkede TMK'dan 13 yılda 27 bin kişinin yargılandığını ortaya çıkardı. 1991'de yasalaşan TMK'dan yılda iki bin sanığın yargılandığı düşünüldüğünde yeni taslakların yasalaşması halinde bu sayının daha da artacağı, yazıp çizen ve düşüncelerini ifade eden muhaliflerin üzerine karabasan gibi çökeceği aşikar.

Bu tasarının yasalaşması hükümetin uyum yasaları çerçevesinde attığı adımların anlamını kaybedeceği, hak ve özgürlüklerin güvenlik önlemlerine kurban edileceği anlamına gelmektedir. Zorluklarla, ağır bedellerle elde edilen haklar ve özgürlüklerimiz "terör öcüsü" öne sürülerek bir çırpıda gasp edilmek isteniyor. İşgal ve baskıcı uygulamaların sahiplerinin terörden yakınmaları sadece bir kandırmacadır. Terörü üreten devletlerin "teröre karşı önlem" aldığı küresel zihniyete yaşadığımız ülkenin de eklemlenmesine karşı kamuoyu oluşturmak ve engel olmak için çaba sarfetmeliyiz.