TC-İsrail İlişkilerinde Yeni Bir Dönemeç

Abdullah Sayar

Geçtiğimiz ay Türkiye, Ortadoğu dış politikası açısından bir hayli yoğun günler yaşadı. Öncelikle ilan etmeyi düşündüğü Filistin Devleti için Türkiye'ye gelerek destek arayan Arafat'ın Türkiye'nin menfi cevabını aldığı görülüyordu. TC, ilan edilmesi düşünülen devleti tanımayacağını ifade ediyordu. Türkiye, Yaser Arafat'ın barış görüşmelerinde Filistin tarafının arabulucusu olma teklifi ile de muhatap olacaktı.

Arafat'ın ziyaretinin hemen ertesinde İsrail Dışişleri Bakan Vekili Solomo Ben Ami ve ABD'nin Ortadoğu sorumlusu Edward Walker Ankara'ya geldiler. ABD sorumlusu Walker yaptığı açıklamada açıkça Türkiye'ye arabulucu rolüne soyunmamasını, "barış süreci"nde tek arabulucunun ABD olduğunu söylüyordu. Ancak gelişen süreç, Türkiye'nin ABD tarafından barış sürecinde arabuluculuğa yönlendirildiğini ortaya çıkaracaktı. Ne var ki, Türkiye'ye Arafat'ın istediği üzere Filistin tarafının değil, Filistinlileri başta Kudüs olmak üzere ihtilaflı meselelerde ikna etmek üzere İsrail tarafının arabuluculuğu görevi verilmişti.

Türkiye'nin tek başına Ortadoğu politikasında etkili olmasını mümkün kılmayacak kadar cılız bir dış politikası olduğu düşünüldüğünde bu husus daha da belirginlik kazanmaktadır. İşte Ehud Barak'ın Türkiye ziyareti böyle bir gündeme denk geliyordu. Barak, Türkiye-İsrail Stratejik Savunma İşbirliği'nde, yeni gelişmeler sonucu ortaya çıkan çatlaklarla ilgili olarak, başta savunma ihaleleri olmak üzere önemli bir dizi dosyayla Ankara'ya geldi. Diğer yandan ABD'nin teşvikiyle Türkiye'nin soyunduğu rol de, Barak'ın gündemini yoğunlaştırıyordu.

Ehud Barak'ın Türkiye ziyareti sıradan bir dış gezi olmanın ötesinde TC-İsrail ittifakının geldiği nokta ve geleceği ile ilgili olarak önemli bir köşe taşı oluşturdu. Türkiye'de 28 Şubat dinamiklerinin bir gereği ve ABD'nin Ortadoğu politikası doğrultusunda, hormonlu bir gelişim yaşayan TC-İsrail ilişkileri uzunca bir dönemdir tıkır tıkır işlemekteydi. İsrailli yetkililerin sık sık Türkiye'ye, Türkiyelilerin de sık sık İsrail'e ziyaretlerde bulunması artık rutinleşmişti. Kurulan stratejik savunma işbirliği üst düzey temaslara gerek bırakmayacak bir düzende işliyordu.

Ne var ki, stratejik işbirliği konseptinin en önemli maddelerinden birini oluşturan "askeri ihaleler" meselesi bu düzen için ilk çatlağı oluşturdu. Türkiye uzunca bir dönemdir süregelen, askeri ihalelerini İsrail'e verme kararlılığına rağmen artık ihalelerle ilgili bazı şeylerin değiştiği ortaya çıktı. İhalelerde İsrail teker teker elenmeye başlandı. Olağanüstü bir nedene dayanmaktan çok normalleşmenin ifadesi olan bu gelişme Türkiye'nin tekrar Ortadoğu'da normalleşmiş bir dış politika eksenine oturma gayretleriyle de destekleniyor. Ehud Barak'ın ziyaretinin İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Muhsin Eminzade'nin Türkiye ziyaretinin hemen ertesine rastlaması sadece bir tesadüf oluşturmuyor. Benzer şekilde Türkiye'nin Irak'la Ankara'da temsilcilik düzeyindeki ilişkisini Büyükelçilik düzeyine çıkarttığı; Türkiye'yi ziyaret eden Arafat'ın Çankaya'ya kadar kabul edilebildiği; Cumhurbaşkanı'nın Esed'in cenaze törenine katıldığı görülüyordu. Tüm bunlar Türkiye'nin Ortadoğulu komşuları ile ilişkilerini 28 Şubat'ın konjonktürel politikalarından sonra normalleştirme çabaları olarak yorumlanıyor. Bu "beklenmeyen" gelişmelerin Türkiye'nin iç politikasındaki değişimlerden ve başta AB üyeliği çabası olmak üzere dış politikalardaki yönelimlerden etkilendiği görülmekte.

Türkiye'nin hem ticari hem de stratejik boyutlara sahip "askeri ihaleler" konusundaki değişen tavrı İsrail'in endişelenmesine neden olacak boyutlara ulaşmıştı. Barak'ın Türkiye ziyaretinin İsrail'in bu konulardaki endişesinin bir yansıması olarak, neden uzun bir zaman sonra iki ülke arasındaki ilk üst düzey temas olduğunu böylece anlayabiliyoruz.

TC Askeri İhaleleri

İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın geçtiğimiz ay gerçekleşen Türkiye ziyaretinin en önemli yönünü Türkiye ile İsrail arasındaki askeri ihale pazarlığı oluşturuyordu. 28 Şubat ile birlikte geliştirilen ve olgunlaştırman Türkiye-İsrail Stratejik Savunma İşbirliği'nin en önemli boyutunu karşılıklı savunma ihaleleri oluşturmakta. Çünkü yüksek teknolojili savunma sanayii, İsrail'i ayakta tutan sacayaklarından biri. Üretimin yaklaşık % 70'i ihraç ediliyor. Oysa son zamanlarda gerek Türkiye'de gerekse Çin, Avustralya ve Tayvan'daki ihaleleri de kaybeden İsrail'in siparişleri bugün için % 25-30 oranında azalmış durumda. Medyada konuşulduğu kadarıyla bunun anlamı 6 bini bu yıl sonuna kadar 13 bin İsrailli işçinin işini kaybetmesi demek. Böyle giderse, İsrail'in 10 yıl sonra savunma alanında satıcı değil, alıcı konumuna düşmesinin gündeme geldiği konuşuluyor. Oysa İsrail halen ABD hariç hiçbir ülkeden savunma ithalatı yapmıyor.

Türkiye İse Stratejik Savunma İşbirliği'nin neticesi olarak uzun bir dönem askeri ihalelerde İsrail'e öncelik vermekteydi. Bu çerçevede açılan askeri ihaleler için öncelikle İsrail'den fiyat alınmakta hatta projeler Türk Silahlı Kuvvetleri'nce ihale açılmadan İsrail'e sunulmaktaydı. Bu bir yandan İsrail-TC ittifakını güçlendirirken diğer yandan ise Türkiye aleyhine bir maliyet oluşturmakta idi. Türkiye'nin tercih ettiği bu uygulama; ihale yaparak fiyat düşürme imkanı ve zaman, para, kalite unsurlarında daha uygun teklifler alabilmek şansına sahipken, ekonomik ve siyasi açıdan çok da rasyonel bir tercih oluşturmamaktaydı.

Türkiye son dönemlerde İsrail ile arasındaki bu ihale politikasından vazgeçmiş görünmekte. Örneğin yakın bir zamanda, Türkiye'nin açtığı "casus uydu ihalesi" iptal edildi ve yenilendi. Oysa ihale iptal öncesinde İsrail'e verilmekteydi. Diğer bir örnek olan 4 milyar dolarlık Erdoğan-K isimli helikopter ihalesi, Amerikan Bell firmasına veriliyor ve bu İsrail'de şok etkisi yaratıyordu.

İşte Barak'ın ziyaretini savunma ihaleleri açısından bu derece önemli kılan şey, İsrail'in Türkiye ile kurduğu stratejik işbirliğinde çatlak oluşması konusunda duyduğu kaygılardı. Ehud Barak aynı zamanda ülkesinin Savunma Bakanı olarak, Savunma Bakanlığı'nın önde gelen yetkililerinden oluşan bir heyetle Ankara'ya geliyordu. Heyette İsrail'in Savunma Bakanlığı Dış İlişkiler Başkanı, Genel Kurmay Başkanı, Savunma Bakanlığı Genel Müdürü ve Savunma Dışsatımlar Sorumlusu kişilerin bulunması dikkat çekiyordu. Barak'ın Ankara'daki öncelikli gündem maddesini son dönemde gerginleşen ve zaten doğal şartların zorlanması ile oluşan suni bir ittifak olmasından dolayı, şartların değişmesi ile çıkmaza giren Türk-İsrail savunma işbirliğini bir yoluna koymak oluşturdu.

Peki, Barak bu konuda başarılı oldu mu? Dilerseniz bu konuda İsrail kamuoyunun ne dediğine bakalım. Medya kaynaklarından aktarıldığına göre İsrail basını bu konuda olumlu bir hava takınacaktır, Jarusalem Post konu ile ilgili yaptığı haberde "Savunma İhaleleri Yoluna Girdi" başlığını kullandı. Gazete Türk yetkililerin 4 milyon dolar değerindeki savunma ihalelerinden İsrail'in elenmediği güvencisini verdiğini yazdı. Diğer bir İsrail gazetesi olan Yedihot Aharonot ise "Barak Türkiye'ye Kur Yaptı" başlığı altında İsrail'in ihaleleri alabilmek için Türkiye'ye üç cazip seçenek teklif ettiğini belirtti. Gazete bu teklifleri şöyle sıralıyordu:

1- İsrail'in Türk uçak ve tank modernizasyon ihalesini tümüyle Türkiye'de yapması.

2- İsrail'in diğer ülkelerle yaptığı silah satışına TC'nin de dahil edilmesi.

3- Türk firmalarına İsrail'deki sivil ihalelerde öncelik verilmesi.

Türkiye'nin Arabuluculuğu

Barak'ın Ankara siyaseti ile gündemleşen diğer bir konu da İsrail-Filistin pazarlığı oldu. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri her ne kadar başlangıçta yalanlasalar ve "yapmaya çalıştığımız arabuluculuk değil" deseler de Türkiye'nin "barış süreci"nde arabulucu bir konuma getirildiği görülmekte. Ne var ki, söz konusu diplomatik atağın İsrail Türkiye ilişkilerinde ya da Ortadoğu politikasında "stratejik silah ihaleleri"ne oranla pek de fazla bir önemi bulunmuyor. Bu nedenle bazı dış politika yorumcularında TC-İsrail ilişkilerinde oluşan son gelişmeleri gizlemek amacıyla böyle cılız gündemlerin öne çıkartıldığı izlenimi bile oluşuyor.

Camp David görüşmelerinde tıkanan barış sürecinin temel antlaşmazlık maddelerini Kudüs'ün statüsü ve Filistinli mülteciler oluşturuyor. Bu noktada kamuoyunda Türk planı olarak Türkiye'nin İsrail'e sunduğu iddia edilen Mescid-i Aksa'ya "Aya-sofya Modeli"ni ele almak gerekli. Eğer bu plan gerçekten gündemde ise, söz konusu plana göre Lozan'da Ayasofya'ya dayatılan müze statüsünün bir benzeri Türkiye tarafından bir uzlaşma teklifi olarak taraflara sunuldu. Oysa ki bu statü gerek Kudüs, gerekse başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal yerler konusunda Filistinlilerin bugünkü konumundan çok daha geri bir konumu ifade ediyor. Plan gerçekleşmiş olsa Filistinli müslümanlar Mescid-i Aksa'da ibadet edemeye­cekler. Oysa bu hak bugün bile İsrail tarafından engellenememekte. İsmail Cem'in Arafat'ı ziyaretinde sunduğu öneri Filistin tarafınca reddediliyordu. İsrail tarafının ise söz konusu arabuluculukla ilgili pek de fazla önemsemeyen bir tavır takındığı görülüyor. Gerek Barak'ın ziyareti sırasında İsrail basının bu konuya olan ilgisizliği gerekse görüşme ve tekliflerin gizliliğine gerekli hassasiyetin gösterilmemesi bu kanaati pekiştiriyor.

Diğer yandan Türkiye'nin ABD'nin direktifleri doğrultusunda Filistin tarafını yumuşatma çabalarına devam ettiği de görülüyor. Çeşitli teklifler sunarak kulis faaliyetlerini devam ettiren Türk Dışişlerinin bu faaliyetlerine İKÖ ve Vatikan temsilcilerinin de katıldığı haberleri duyuluyor. Amaçlanan ise Arafat'ın Filistin Devleti ilanından önce görüşmelerde mesafe kat edebilmek olarak sunuluyor.

İsrail'e Su Satışı

Barak'ın Ankara'daki diğer bir gündemini de Türkiye'nin uzunca bir süredir olur verdiği Manavgat suyunun İsrail'e satışı oluşturmaktaydı. İsrail bu yıl Filistin'le birlikte büyük bir kuralık yaşıyor. Zaten Ortadoğu'daki her ülke için altın mesabesinde olan su, bu yıl ki kuraklık nedeniyle Barak'ın ajandasında önemli bir yer işgal ediyordu,

Barak yaptığı temaslarda Manavgat suyunun satışı ile ilgili önemli gelişmeler sağladı. Türkiye'nin "Barış Suyu Projesi" adı altında planladığı satışın gerçekleşmesi için önemli adımlar atılıyor. Nitekim İsrail Başbakanı'nın ziyareti sonrasında suyu İsrail'in Aşkelon'daki boşaltma tesislerinden Nohora'ya taşıması planlanan 13 km'lik boru hattının ve su deposunun yapımına başlandı. İsrail'e 20 milyon dolara mal olması beklenen inşaatın 2001 yılı ortasında tamamlanması öngörülüyor.

İsrail'de yayınlanan Ha'aretz gazetesinin verdiği bilgiye göre Türkiye, İsrail'in su fiyatının düşürülmesi teklifini de kabul ederek, birim fiyatını 23 sentten 8-10 sente düşürdü, Konu ile İlgili antlaşmayı gerçekleştirmek üzere içerisinde bulunduğumuz ay bir İsrail heyetinin Türkiye'ye gelmesi bekleniyor. İsrail, ilk aşamada Türkiye'den yılda 45 milyon metreküp su almayı planlıyor.

***

Ehud Barak'ın Ankara ziyareti Türkiye'nin Ortadoğu politikasında bir süredir yaşanan değişimleri daha açık bir şekilde ortaya çıkardı. Türkiye-İsrail ittifakının mihverini oluşturduğu geçmiş dönemin yerine, artık bölgesel dengelerin daha çok gözetileceği kanısı kamuoyuna hakim görünüyor. Ne var ki, Türkiye'nin Siyonist devlet ile kan kardeşliğine varan işbirliği stratejisinin tamamen ortadan kalkması beklenmemeli. Barak'ın ziyareti İsrail'in kendisi için stratejik olarak bu kadar önemli bir "dostu" kaybetmeye niyetli olmadığını gösterdi. Zaten Türkiye'nin de böyle bir müttefikten pek şikayeti yok. Ancak İsrail-TC evliliğinin cicim ayları sona ermiş görünüyor. Artık bu evlilik normal seyrine giriyor.

Diğer yandan "barış süreci"nde TC'nin faal konuma getirilmesi gerek İslam dünyasına örneklik konumunda sunulmasından gerekse siyonist devlete bağlılığı açısından takip edilmeli. Ortadoğu politikalarında Türkiye'nin bağımsız bir ülke olarak pek bir etkisi olmadığı bilinse de ABD'nin 53. eyaleti olarak etkinlik kurmaya çalışmasını garipsememek gerek.

Ekler:

Tablo:1

Türkiye İsrail Stratejik Savunma İşbirliği

1-    Ortak Askeri Tatbikatlar

a)    Bilgisayar simülasyon tatbikatları

b)    Askeri tatbikatlar

c)     Hava kuvvetlerinin eğitimi

d)    Hava sahalarının ortak kullanımı

2-    Stratejik İşbirliği ve Saldırılara Hazırlık

a)    İran ve Irak'tan gelebilecek füze tehditlerine karşı askeri hazırlık

b)    Gizli askeri tatbikatlar

c)     Türkiye sınırında ortak istihbarat çalışmaları

3-    Savunma İhaleleri

İsrail savunma sanayine Türk silah ihalelerinde öncelik

Tablo:2

TC Askeri İhaleler

İhaleler

İhale Bedeli

İhale Edilen Firma/Ülke

1-M-60 Tanklarının (170 adet) modernizasyonu

350 Milyon Dolar

Amerikan General Dynamics Firması

2-Erken uyarı sistemi (erken uyarı uçağı)

5 Milyar Dolar

3-Anti-tank füzesi ihalesi

200-300 Milyon Dolar

4-Casus uydu ihalesi

274 Milyon Dolar

İhale İsrail'e verilmek üzere iken ABD'nin ve Fransa'nın araya girmesi ile ihale iptal edildi.

5-Saldırı helikopteri (Erdoğan-K ihalesi)

5 Milyar Dolar

Amerikan Bell Firması aldı

6-Türk F-4 ve F-5 uçaklarının modernizasyonu ihalesi