Tarihe Gömülen (!) Yoksulluğun Adresi: G-8 Zirvesi

Murat Kirişçi

Günümüzün hayat belirleyicisi, kendini zengin ve gelişmiş olarak niteleyen/kategorize eden ülkeleri, tüm dünyayı denetimleri altında tuttukları değişik kurum ve organizasyonlarla1 her sene dünyanın değişik bölgelerinde toplanıyor ve dünyanın gidişatına yön veriyorlar. Genelde gündemleri, gelişmemiş (!) olan, yani Batılı bir hayat tarzıyla yaşamayan halklar oluyor.

Gelişmiş (!) ve dünyanın en zengini olduğu iddia edilen2 ülkeleri bu yılda G-8 zirvesinde bir araya geldiler. Her yıl değişik gündem maddelerinin tartışıldığı zirvede, bu ülkeler, kendi aralarındaki sorunları çözümlemek ve kendi iç ve dış ilişkilerini belirlemek dışında, aşağıladıkları, hafife aldıkları, sömürdükleri ve adına geri kalmış dedikleri ülkelerin de sorunlarını babacan (!) bir edayla tartışıyor ve kendilerine göre çözüm önerileri üretiyorlar. Böylece dünyanın sorunlarının çözümleyip bir uzlaşı metni hazırlayarak, dünyaya çare olmanın verdiği mutlulukla ülkelerine geri dönüyorlar.

İskoçya'nın Gleneagles kasabasında bir araya gelen dünya liderleri, çeşitli konularda görüş birliğine vardılar. Aynı zamanda yoğun protestoların da yaşandığı zirveye kamusal destek toplamak amacıyla Live-8 konseri düzenlendi. Bu konserin merkez şahsı şövalye unvanlı ünlü şarkıcı Bob Geldof'du. Ayrıca birçok ünlü şarkıcı ve grubun da sahne aldığı konserde aralara serpiştirilen siyahi şarkıcılar, göz boyamaktan ileri gitmeyecek düzeydeydi. Afrika'daki yoksulluğa dikkate çekmeyi amaçlayan bir konserin merkezindeki isim Bob Geldof, deniz aşrı yapılan işgallerle ilgili kendisine yöneltilen soruları cevapsız bıraktı. Ama, Bush'tan bahsederken yoksulluğu önlemedeki istek ve samimiyetine hayran kaldığını bildirmekten geri durmadı.

Zirvenin Gündemi ve Yoksulluk

Dünyada yayınlanan değişik gazetelerde zirveye övgüler yağdırılırken, London Observer gazetesi, zirveyi "Milyonların zaferi", Christian Science Monitor, "Afrika'nın, dünya gelişimine ayak uydurma çabası", Los Angeles Times, "Reform ve iyi yönetim" gibi tanımlamalar yaptılar.3

Zirvede konuşulan konular ana başlıklar halinde şunlardır:4

-           Afrika ülkelerine 50 milyar dolarlık yardım yapılması

-           Fakir ülkelerin borçlarının ertelenmesi

-           Afrika için yeni barış gücünün oluşturulması

-           Afrika'nın özel sektör gelişimi, yabancı sermayenin önündeki engellerin kaldırılması

-           Yeni ticaret anlaşmalarının yapılması

-           AIDS tedavisinin, başta Afrika olmak üzere, tüm dünyada yaygınlaştırılması

-           İklim değişikliklerine karşı önlem alınması

-           Afganistan'ın yeniden yapılandırılması

-           İran'ın nükleer programı

-           Ortadoğu barış sürecinin hızlandırılması

-           İsrail'in Gazze'den çekilmesi

-           Filistin'e her yıl 3 milyar dolar yardım yapılması

-           Alternatif enerji çareleri üzerinde görüşülmesi.

Zirvenin kamuoyuna yansıtılan en önemli konusu Afrika'daki yoksulluğun giderilmesiydi. Medyada, Bob Geldof öncülüğünde konu aşırı derecede gündemde tutulurken diğer başlıklar es geçildi.

Aslında bu zirve Afrika'daki yoksulluğa bir çare bulma gayretini anlatmıyor. Zengin olarak tabir edilen bu sekiz ülkenin dünya üzerindeki kolonyalist projelerinin detaylarını içeriyor. Çünkü bu ülkeler yıllardır, önceleri sömürge şimdi ise küreselleşme adı altında tüm dünyanın kaynaklarını hesapsızca ve sadece kendileri için tüketti. Fakiri daha fakir yaparken, orta halli insanları da fakirleştirdi. Küçük esnafları kendi büyük şirketleri içinde yok etti.

Az bir nüfus dünya kaynaklarının yarısından fazlasını tüketirken, dünyanın çok büyük bir bölümü açlık ve sefalet içinde, sağlıksız ortamlarda ve dünya kaynaklarının büyük bir bölümünden mahrum bir şekilde yaşıyorlar. Bu sefaletin kaynağı ise, dünya coğrafyasının nüfus yoğunluğu veya kaynakların yetersizliği değil, adaletsiz bir bölüşüm ve düzendir. Bu adaletsizliği müsebbibi ise, G-8'e üye ülkelerdir. Bu ülkelerde tüketim bir hayat biçimidir ve bu hayat biçimini kendilerince geri kalmış olarak tanımladıkları ülkelere de yerleştirmek istemektedirler.

G-8 zirvesinde Afrika'nın borçlarının silinmesi ve yardım yapılması tamamen şov niteliği taşıyan bir balondur: "Yoksul ülkelerin borçlarının silinmesi işleminin, ancak 'brüt yardım gelirlerini silinecek borç oranında ayarladıkları' zaman gerçekleştirileceği ifade ediliyor: Yani başka bir deyişle, aldıkları yardımlar, silinecek borçlar oranında azaltılacak. Böylece ellerine hiçbir şey geçmeyecek... Dolayısıyla verilecek 50 milyar dolarlık yardım eksile eksile 18 ülkenin hepsi için toplam 1 milyar dolara kadar geriliyor. Bu da büyük bir ihtimalle yarıya düşürülecek..."5 Bu durum yanlı-yönlü medyada ve Bob Geldof'un konserinde hiç dillendirilmedi. Çünkü gerçekler ortaya çıktığında zirvenin umut tacirliğinden başka bir şey olmadığı ortaya çıkacaktı.

Verilen para birimleri için Blair, IMF'nin kendine ait olan altınlarını satmasını istedi. Ancak Bush buna kesin olarak karşı çıktı. Aslında satılması istenen altınlar, yardım yapılması düşünülen Afrikalılardan çalınmış altınlardan başkası değil. Çaldıkları altınlarla bile yardım yapmaya niyetli değiller.

Bu arada yoksulluğun ortadan kaldırılması bir başka açıdan da palavradan başka bir şey değil: Bu ülkeler 70'li yıların ortasında biraraya geldiklerinde, yaşanan krizlerin kendi ekonomilerine getirdiği sıkıntıları atmanın yollarını aradılar. O günden bugüne durum hiç değişmedi. Ne açlık ne sefalet ne de çevre umurlarında bile değil. Eğer bu ülkeler çok fakirleşir ve bir şey alamayacak düzeye gelirlerse, gelişmiş (!) ülkeler buralara bir şey satamaz hale gelecek. O halde "yoksullar disconnect"6 olmadan bu işe bir çözüm bulunmalı!

Konuyla ilgili George Kennan'ın şu sözleri çok önemlidir: "Dünya nüfusunun %6'sını oluşturmamıza rağmen dünyadaki zenginliğin %50'sini tüketiyoruz. Bu durumda, önümüzdeki dönemde temel hedefimiz bu pozisyonun korunması olacaktır."7

İşte bu anlayış, biz %6'nın içinde olmayanların bugününü ve yarınını çok net anlatıyor. Bizlere ait yerüstü ve yeraltı zenginlikleri onlar tarafından talan edilecek, buna karşı olanlar terörist olarak damgalanacak ve yok edilecek, insanların ellerine belki kelepçeler vurulmayacak ama bedenleri, zihinleri, akılları onlar için hem de çok az ücretlerle çalışacak... Bu arada %6'lık dilimde bulunan insanlar ise, sıkıntı çekmeden, ölçüsüz ve pervasızca tüketecekler, tüketecekler... Yani kolonyalist sistemleri sürecek ve her toplantılarında yeni paylaşım alanlarını masaya yatırarak pastadan alınacak pay miktarlarını ölçecekler. Bu arada yapılan Afrika açlığı propagandası, işledikleri insanlık suçlarını örtmek için bir kılıf olacak.

Zirvenin Diğer Maddeleri Üzerine

Afrika'nın borçlarının silinmesi ve yardım gibi ciddi konularda getirilen şartlar zirveye yön veren başlıklar. Borçların silinmesinin temel şartları arasında, Afrika ülkelerinde özelleştirmelerin acilen yapılması ve bu arada tüm ülkelerin anayasasında yabancı yatırıma karşı olabilecek kanunların değiştirilmesi istenmekte. Böylece ülkelerin kendi şirketleri yabancılar tarafından satın alınarak hem ucuz iş gücü hem de yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin rahatlıkla sömürülmesi gündeme gelmiş olacak.

Aslında Batı ülkelerine ait birçok şirket, halihazırda zaten Afrika kıtasını istila etmiş durumda. Ama konunun yasal boyutları konusunda ortaya çıkabilecek her tür sorunu ortadan kaldırıp kendilerini garantiye almak istiyorlar.

Bu konuya ait bazı örnekler verilebilir:

-           Bir Amerikan şirketi olan Monsonto, Güney Afrika'nın mısır üretiminin %52'sini elinde bulunduruyor.

-           İngiliz Unilever firması Afrika'da, mesela Mozambik'in GSMH'nın üçte biri kadar daha fazla kazanca sahip.

-           Gana'da, su kaynaklarının özelleştirilmesinde, bu kaynaklar İngiliz şirketlerinin lehine sonuçlandırılmıştır.

-           Mineral zengini bir ülke olarak bilinen Kongo'da, halk yoksulluğun pençesinde çırpınırken, bu ülkede G-8'e ait 32 şirket bulunmakta ve verdikleri komik ücretlerle Kongo halkı bir nevi ekonomik kıyımdan geçirilmektedir.

-           Fildişi sahillerinin kakao üretiminin %95'i G-8'e ait üç şirket tarafından idare ediliyor.

-           Malawi'de halkın %15'i HIV taşıyıcısı olmasına rağmen dış borç faizine ödenen para sağlığa ayrılan paydan kat kat fazladır...

Bu örnekler sadece Afrika için verildi. Bu örnekleri çoğaltmak ve dünyanın çeşitli ülkeleri için de benzer örnekler vermek mümkün. Ancak bu kadar örnek bile, UNICEF Liberya temsilcisi Angela Kearney'nin, "Zengin ülkeler söz verdikleri yardımları gerçekleştirmiyorlar. Bu yıl, UNICEF'in Liberya için öngördüğü yardım miktarının yarısına bile yetişilemeyecek." derken dikkat çekmeye çalıştığı yardım mantığını anlatmaya yetecek düzeydedir.

Şu anda Afrika' da yeni bir askeri barış (!) gücü oluşturuluyor. Batı, kendi menfaatleri ve şirketlerini bu güçle koruyacak, ama hangi askerle? Tabi ki yardım ettiği, sömürdüğü ülkelerin insanı ile. Barış gücündeki bölge askerleri, halkın ayaklanmasına karşı kendi kardeşlerine, arkadaşlarına, ailelerine, yani bölgenin insanına silah çekecek. Ne adına? Batılı şirketler ve Batılıların hile ile elde ettikleri topraklarını korumak adına.

AIDS'le mücadele için kolların sıvandığı belirtilen zirvede, AIDS'in tüm Afrika'da tedavi edilebilir hale gelmesi görüşüldü. Ama bu soruna getirilen çözüm de çok masum değil. Bu madde ile, Afrikalı insanlar üzerinde bilimsel deneyler yapılacak, hazırlanan ilaçların yan etkileri ve tedavi edilebilir olup olmadıkları sınanacak ve sonuçta Afrikalı insanlar bu deneylerde ölürken, sapkınlıkları sonucu bu hastalığa yakalanan Batılılar, daha uygun şartlarda tedavi edilebilir hale gelecekler.

Zirvenin diğer gündem maddelerinden Afganistan için ise, Afrika ülkeleri gibi yeniden yapılandırılarak yönünü Batıya çevirebilir hale getirilmesi, çok uluslu şirketlerin Afganistan'ın yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürebilmesi, dünya uyuşturucu trafiğinin belli bir bölümünün güvenli bir biçimde bu topraklardan geçişinin sağlanması gibi başlıklarda üstü kapalı, belki de adı konulmadan konuşulan konulardandır. Ayrıca İran'ın nükleer programının durdurulması için neler yapılması gerektiği de zirvede tartışılan konular arasında yer aldı.

İklim Değişiklikleri ve Faturası...

Fransız Cumhurbaşkanı Chirac, zirve sonunda "kısmi bir zafer"den bahsetti. Bu zafer, Bush'un küresel ısınma konusunda kısmen uzalaşı sinyalleri vermesiydi. Kyoto Protokolü olarak tarihe geçen ünlü anlaşma, küresel ısınmaya karşı alınacak tedbirlerin gündeme alınıp, belli taahhütler verilmesini içeriyordu. Sera gazları olarak bilinen Karbon dioksit, Metan, Nitro Oksit, Hidroflorokarbon, Perflorokarbon, Sülfür hekzaflorid gazları ozon tabakasının delinmesine neden olmaktadır. Ayrıca endüstriyel atıkların ve endüstriyel yakıt dumanlarının, ozon tabakasına, çevreye ve insan sağlığına etkilerini en düşük seviyeye getirmek için imza atılmıştır. Ancak gerçekte anlaşmaya bakıldığında, ozon tabakasının delinmesine sebep olan her durum dünya zenginlerinin, dünyaya yaymaya çalıştıkları kendilerine ait tüketim kültürlerinden kaynaklanan kuruluşlar, fabrikalar ve sanayilerden başkası değildir. Bu anlamda Japon hükümeti bu anlaşmaya imza atmayan ABD için, "en çok gaz yayan ülkenin hala bize katılmamış olması üzüntü vericidir" demesi Kyoto'da anlaşmanın imzalanmasından dolayı yapılan törene damgasını vurmuştur.

Bilim adamları müdahale edilmezse 10 yıl içinde dünyanın geri dönülemez bir yok oluş sürecine gireceğini söylüyorlar. Ama Kyoto Protokolü'nün, bu geri dönülemezliği ne kadar önleyeceği konusunda ciddi endişeler de var. Oysa daha çok yakın bir zamanda Etiopya ve Sudan'daki kıtlık, açlık ve kuraklığın getirdiği çölleşme nedeniyle ölen insanlar, bu zengin ülkeleri hiç ilgilendirmemişti. Çünkü bu durumun sadece o bölgede kalacağını düşünecek kadar umursamazlar. Ölenlerde onlar için insan değildi, çünkü Batılı olmayanları zaten inan olarak görmüyorlardı.

Bugün ise veriler, yerkürenin ısınmasının getirdiği sorunlarla karşı karşıya gelindiğini söylüyor ve bu durum zengin ülkeleri de tehdit eder konumda duruyor. Kuzey kutbundaki buzulların erimesi en çok Avrupa'yı ve Rusya'yı etkileyecek. Afrika'daki kuraklık yine Batılıları etkileyecek, çünkü, kuraklık bu toprakların zenginliklerini sömürmeye engel olacak. Bununla beraber ABD ise, bilim adamlarının verdiği raporları kabul etmeyerek, bu verilerin küresel ısınmanın insan eliyle olduğunu kanıtlamadığını iddia ediyor. Ama 1995 yılında yapılan Hükümetler arası İklim Değişimi Paneli (IPCC)'nde verilen raporda, bu ısınmanın doğal nedenlerden değil, insanlar tarafından meydana geldiğini çok daha net ve kararlı bir şekilde ortaya koydular. Tabi bu raporda, "insan tarafından yapıldı" diye iddia edilen kısmı gerçekçi bir şekilde yorumlarsak, burada bahsedilen tahrip edici insan, kapitalist sistemin umursamaz bir şekilde üretim şeklini kullananlardır.

Bütün bunların dışında Kyoto Protokolü'nün dikkat çekici bir noktası da; bu vahşi, gözü dönmüş, sadece kâra ve kazanacakları güce bakan sömürgenlere, kirli teknolojilerini başka (!) ülkelere de transfer edebilme haklarını verilmesiydi. Böylece hava kirliliği ve sağlık problemleri az gelişmiş ülkelere taşınmış olacak, ama üretim durmayacak ve daha gelişmiş, kirlilik üretmeyen ya da az üreten teknolojilerin alt yapıları gelişmiş ülkelerde hazırlanacak ve oralarda kalacak.

Kyoto Protokolü'nden de görülen odur ki, kapitalist şirketlerden maaş alan bilim adamları, bu şirketlerin isteklerine uygun bir şekilde çözümler önerecek ve bu önerilere göre kapitalist şirketler zarar görmezken sözde çevre, doğa koruma altına alınacak.

Son Söz

İnsanın fıtratına uygun bir hayatla, dayatılan bir hayat arasındaki bu acı çelişki maalesef, bugün Batılıların tüm dünya ve dünyadaki tüm halkların üzerinde at oynatmasına sebep oluyor. Hayatla ilgili ifadelerin ne ile temellendirildiğine bakmadan, sorgulamadan, sadece hedonist bir tutkuyla, adına yaşamak denilen bir sürecin ağır bedellerini ise hem bugünün hem de yarının insanları ödeyeceklerdir. Yoksulluktan, fakirlikten, çevrecilikten, barıştan, sağlık ve eğitimden bahsedenlerin, G-8, Kyoto Protokolü gibi zirveleri/zırvaları, sadece yaptıkları ahlaksızlığı, vahşiliği, işgalleri, talanı, vahşeti, insanlık dışılığı örtmek için kullandıkları araçlardan birkaçıdır. Bu zırvalara karşı gösterilen tepkiler ise, Bob Geldof'unki gibi olmamalıdır. Bu dünyanın barışa, huzura, güvene ulaşması ve küresel ısınma gibi problemlerinin en kolay çözümü, dünyanın kapitalist vahşilerin, sömürgenlerin elinden kurtarılması, insanlığın fıtrata döndürülmesinden geçmektedir.

Dipnotlar:

1- Birleşmiş Milletler, NATO, AB, Dünya Bankası, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü, IMF, G-8 vs.

2- Bu iddia zayıftır. Çünkü, G-7'ye dahil olarak, örgütü G-8 yapan Rusya; halkının yaşam şartları düşünüldüğünde çok zengin bir ülke değildir. Ancak eski Sovyetlerin bakiyesi ve üstün silah gücü Rusya'yı bu birlik içinde bulundurmaktadır.

3- www.voanews.com/turkish; Amerika'nın Sesi Radyosu web sitesi.

4- www.ntv.com.tr/news/330250.asp; Yeni Şafak, 9 Temmuz 2005; www.ozgurpolitika.org/2005/07/06/alldis.html ; www.-voanews.com/turkish; Amerika'nın Sesi Radyosu web sitesi.

5- John Pilger, "G8 Zirvesi: Bir Sahtekârlık ve Sirk"; http://www.islamdunyasi.com/cgi-bin/index.pl?mod=news;op=-author_id;id=96

6- Sadık Çakıcı'nın www.evrensel.net adresindeki bir yazıdan mülhem. Disconnect: Bağlantının kopması anlamına gelmektedir.

7- Akif Emre, "Protesto etmek muhalif olmak mıdır?", Yeni Şafak, 7 Temmuz 2005