Tanksever Sol Kemalizm ve Darbe Turnusolü

Ahmet Mayalı

Tank paletlerinin, arkalarında derin izler bırakarak Sincan asfaltını çiğnemeleri sonrasında, müslümanlara yönelik darbe tehditleri daha somut bir çerçeve kazanmış oluyordu. Silahlı Kuvvetler, tehlikede olan rejimi koruyup kollamak adına, -bu kez kısa sürede geri dönmek üzere de olsa- kışlasından çıkmıştı. Rejim, başta Sincanlılar olmak üzere, kendisini tehlikeye sokan halka karşı korunup kollanacak, bu vesileyle iç düşmanların nicedir hak ettikleri 'gözdağı dersi' de verilmiş olacaktı.

Halka karşı yürüyen tankların motorlarından çıkan homurtuyu bir 'kurtuluş senfonisi" kıvamında algılayıp, yağları eriyerek dinleyenler için kaçırılmaması gereken tarihi bir fırsat daha doğmuştu. Motor gürültülerine eşlik etmekten geri durmayan bu tank sever güruhun başını "demokrat", "sol" ve tabii ki "kemalist" sıfatlarla politika yapan 'muvazzaf'lar çekmekteydi. Tankların açtığı gedikten kafalarını uzatıp sağa sola naralar savurmanın; tank egzostlarından çıkan ve lâik şovmenler için mükemmel bir dekor malzemesi oluşturan duman dağılmadan bir kaç şova daha imza atmanın keyfini çıkarmalıydılar. Herhalde 'kemalistlik' ve 'solculuk' aynı bünyede mezcolduğunda ve 'demokratlık' da avantür kabilinden bunlara eklendiğinde fırsatçı olmak, kaçınılmaz bir gereklilik halini alıyordu. Fırsat bu fırsat diyerek kollan sıvayan kemalist solcular, Tuzsuz Deli Bekir'e rahmet okutacak delikanlılıkla nutuklar irad eylediler:

"Artık meydanlar sizin değil, çoğunluğun olacak. Toplumdaki demokratik örgütlenme, başınıza balyoz gibi inecek. Sıkıyorsa çıkın meydanlara ve bağırın "şeriat gelecek, laikler geberecek" diye. Çıkın da boyunuzun ölçüsünü alalım, ödlekler!.." (Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet, 12 Şubat 1997).

Yazıdaki vurgular H. Çetinkaya'ya ait. Belki kendi yandaştan arasında bile ciddiye alınmayan bu yazardan alıntı yapmamız pek isabetli bulunmayacaktır. Ancak, türünün en gelişmiş ve son örneklerinden olması hasebiyle ve de kemalist solculuğun varacağı noktayı göstermesi açısından tahlile mazhar gördüğümüz bu paragrafı gözardı edemedik. Üstelik, liberal-demokrat takılmakla birlikte, bu paragrafın muhtevasına içtenlikle şapka çıkartan nice tanksever kalemşorun varlığı da yukarıdaki hezeyanları kayda değer kılmaktadır.

Silahlı Kuvvetlerin tankşov'u, Cumhuriyetin numunelik yazarını o kadar gönendirmiş ki, palet ve postallar tarafından çiğnenmedik meydan kalmamasını arzu ediyor. Meydanlarla birlikte, başlarımızın da balyozlarla çiğneneceğini öngörüyor. Bu arada tankları yürütenlere de "demokratik örgütlenme" payesi vermeyi ihmal etmiyor. Demokratik balyozları tercih ediyor sayın yazar ve "sıkıyorsa çıkın" diyor, "çıkın da boyunuzun ölçüsünü alalım".

H. Çetinkaya'nın neye güvenerek böyle dayılandığını merak etmiyoruz tabii. Biliyoruz ki onun, tank yürüten ve insanların boyunun ölçüsünü alan kara bir dayısı var. Ve teslim ediyoruz ki. koca koca tankların arkasından sağa sola tehditler yağdırmak kemalist solcuların şânındandır. Hep yapmışlardır bunu ve yapmaya da devam edeceklerdir.

Tankların geçişine Cumhuriyetteki Pencere'sinden selam çakan bir başka yazar da, aradan yirmi gün geçtikten sonra, palet seslerine duyduğu özlemi şöyle dile getiriyor: "Askeri darbe olur mu? Düşünelim: Siviller istemeden askeri darbe olur mu?.. Hem yaşadığımız tarihsel olay öylesine kökten bir sorunu içeriyor ki, askeri darbenin lafı bunun yanında önemsiz kalır" (İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 26 Şubat 1997). Yaşadığımız tarihsel olayın ve bunun içerdiği kökten sorunun ne olduğunu ise yazının gidişatından çıkartıyorsunuz: Köktenci bir dinsel felsefenin Türkiye'yi Batı'dan kopartması. İlhan Selçuk, bu durum karşısında askeri darbenin lafını bile önemsiz buluyor. Bu satırlardan, yazarın, var olduğunu iddia ettiği 'kökten' tehlikenin giderilmesi için bir değil, birden çok askeri darbenin gereğine işaret ettiğini çıkartırsak, herhalde ıskalamış olmayız.

Tank muhibbi kemalist-solculardan, pişkinlik âbidesi bir örnek daha verelim: "Refah Partisi'ne demokrasimizin gereksinimi yoktur" diyebilen yazarımız, bir başka yazısında askere çağrı çıkaranları eleştirerek "bu gibileri iyi tanımak gerektiğini ve ne tür çağrılar çıkardıklarının her fırsatta sergilenmesinin zorunlu olduğunu" yazıyor. (A. Taner Kışlalı, Cumhuriyet, 12 Şubat 1997). Anlaşılan Genelkurmay yetkililerinin kritik konulardaki açıklamalarına sayfalarını açan Cumhuriyet gazetesinin TSK ile ilişkileri epey ilerlemiş. Hatta sarmaş dolaş vaziyete gelmişler ki, başkalarının askere yaptığı çağrıları bir kıskançlık histerisiyle eleştiriyorlar. Yoksa, Refah Partisi'ne demokrasileri içinde yer vermeyip, bir şekilde derdest edilmesini uygun bulanların, asker çağıranları eleştirmesi başka nasıl izah edilebilir. "Ordu rahatsız", "Asker tedirgin" başlıklarıyla Silahlı Kuvvetlerin yıllardır gerçekleştire geldiği örtülü darbelere çanak tutan, bu darbelerin sivil uzantısı olarak hizmet gören kemalist solculara bir uyarıda bulunmak isteriz; "Keser döner, sap döner; gün olur hesap döner" demişler. Hesabın döndüğü gün, tank paletlerinin altında yalnızca müslümanları göreceğinizi ummayın. 12 Mart 71'i unutmayın! Tankın tekerini baştâcı ettiğiniz kadar, tarihin tekerrürünü de göz önünde bulundurun.

Bu arada, kemalist solun aşırı ucu olarak sivrilmeye devam eden Aydınlık'ın tavrına da değinmek gerekirdi. Ancak, okurlarımızın mizah ihtiyacını karşılayacak kalitede dergiler yayınlanmakta olduğu için, Aydınlıkçıları kendi hallerine bırakmayı uygun buluyoruz. Bununla birlikte, "Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın" isteyen Doğu Perinçek için, Genelkurmay Başkanlığı'nda artık resmi bir görev olanı açılmasını, kendisine özel Harp Madalyası takılarak, parlak buluşlarının ve hizmetlerinin devamının sağlanmasını talep ediyoruz.

Kemalistliğin ve solculuğun aynı bünyede buluşmasının bir gereği veya sonucu olarak, fırsatçılık virüsünden azade kalınamadığını belirtmiştik. Aslında bu tablonun, o kadar vahim olmasa da kemalizmden arınmış, "devrimci" vurgusu öne çıkan kimi sol fraksiyonlarda da devam ettiğini gözlemek imkan dahilindedir. Düzen karşıtı bir söyleme sahip olmakta birlikte, fırsatçılık saplantısından kurtulamamış bu grupçuklar, egemen zorbalar tarafından müslümanlara yöneltilen saldırıları, bu saldırılar ekseninde gelişen karşıtlığı ve gerilimi kendi lehlerine yontmaktan geri kalmadılar. Onlara göre; "Ordunun, toplumun önemli bir kesiminin tepki duyduğu dinci-gericiliği hedefe çakmasının bir diğer nedeni de, daha ağır baskı yöntemlerini meşru göstermektir, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin faşist baskılara karşı tepki ve direncinin artmaya başladığı, özgürlük özleminin büyüdüğü bir süreçte, MGK böyle bir perdeleme operasyonuna ihtiyaç duymuştur. (Alınteri, 9 Şubat 1997). Alınteri yazarının fazla terleyip yorulmadan vardığı bu kanaate göre, olup biten her şey aslında işçi sınıfını ve emekçi kitleleri sindirmek için planlanmaktadır! Genelkurmay yetkililerinin tek derdi, sınıf bilincini dumura uğratarak emekçi kitleleri alaşağı edebilmektir! İnsaf sınırlarını hayli aşan bu tespitler, "devrimci" sol grupların da yeri geldiğinde kemalist solcularla fırsatçılık paydasında buluşabildiğine örnek teşkil etmektedir.

Düzen karşıtı solcular keserin sapını kendilerine yontup, müslümanları "toplumun önemli kesiminin tepkisini alan dinci-gericiler" şeklinde tanımlayacaklarına; Milli Güvenlik Kurulu'na bağlı olarak ders veren solcuları hizaya getirmeye ve Genelkurmay açıklamalarındaki sol jargonun kaynağını kurutmaya çalışsalar, "sınıf bilinci" için daha katkılı bir çaba göstermiş olurlardı.

"Darbeye, şeriata geçit yok" afişleriyle tavrını dışa vuran bir başka sol grubun da, bu sloganda ifadesini bulan yaklaşımla, İlhan Selçuk'un Pencere'sinde saksı olmaktan kurtulamayacağını bilmesi gerekiyor. Halka karşı yürütülen tanklara açık yüreklilikle tavır alamayarak "kahrolsun şeriat" devrimciliğine soyunmakla, darbeci generallere önce geçit, sonra paspas olunacağını SİP'liler de bir gün anlayacaklardır.

Şunu merak ediyoruz: Darbeciler karşısında kayıtsız şartsız karşıt bir perspektif geliştirmek, düzen karşıtı olmanın, "devrimci" solculuk iddiasının asgari koşullarından sayılmıyorsa, tankları alkışlayan kemalist sol çizgiden ayrı durmanızın ne anlamı kalıyor? Şeriatı sahiplenen insanların yoksul sofralarını, darbeci generallerin ihtişamlı köşklerine eşitliyorsanız, elinize fırçayı alıp Doğu Perinçek'le birlikte afişleme yapmanızda hiçbir beis yoktur. Müslümanların "Cumhuriyet Devrimi ruhuyla cezalandırılmasını" talep eden Perinçek'i çok mutlu edeceğinizden emin olabilirsiniz.