Srebrenitsa’nın Hayaleti Suriye’de

Refik Hodzic

Mülteciler, gittikleri yerlerde dışlanıyor, tutuklanıyor ve kaçtıkları rejime geri dönmek zorunda kalıyorlar. Gittikleri bölgelerde suçlu ilan edilen ve radikallikle suçlanan mültecilerin çok fazla bir seçenekleri görünmüyor.

Aralarında profesörler, işçiler, eski memurlar, aktivistler ve mühendisler olan kadın, çocuk ve erkekler sınır dışı ediliyor. Mülteciler, gittikleri ülkelerde konuştukları dil ve görünümleri yüzünden güvenlik güçleri, devlet yetkilileri ve sıradan vatandaşlar tarafından ayrımcılığa uğruyorlar ve sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar.

Mülteci kamplarına gizlice giren rejim yanlıları ve yerel müttefikler çok sayıda kişiyi kaçırıp işkence ediyor, gözaltına alıyor ve ölüme gönderiyorlar. 

Aileler ya da ailenin erkekleri, gecenin bir yarısı çocuklarının gözü önünde, gözyaşları içinde zorla kaçtıkları rejime teslim ediliyorlar. Rejimin bu sözde ‘vatanseverlik’ misyonunu mazlum ailelerin çığlıkları, bazı aktivistlerin uyarıları ve uluslararası kurumların cılız protestoları durduramadı.  

Medya aracılığıyla yapılan insanlık dışı uygulamalar normal karşılanıyor. Devletler, bekaları ve refahları için mültecilerin nefret ikliminden zehirlenmesine göz yumuyor.

Rejime teslim edilen mülteciler ölüme gönderiliyor. Zorla yakalanıp teslim edilen 18-60 yaş aralığındaki erkeklerden bir daha haber alınmadı. Böylelikle uluslararası hukuk ve insanlık değerleri de vasfını yitirdi.

***

Bu girişi okuduğunuz zaman bahsedilen mültecilerin Suriyeli olduğunu, gönderildikleri ülkenin Lübnan gibi bir ülke olduğunu ve bahsedilen rejimin de Beşşar Esed rejimi olduğunu düşüneceksiniz. Bu metin 1992 yılında Bosnalı mültecilere kötü muameleyi anlatan Karadağlı gazeteci Seki Radonciç’in “Ölümcül Özgürlük” adlı kitabından bir alıntı.

Radonciç kitabında, Bosnalı mültecilerin nasıl toplandıklarını ve daha sonra soykırım suçundan mahkûm olan Radovan Karadziç liderliğindeki Sırp rejimine nasıl teslim edildiklerini ayrıntılı olarak belgeliyor. Yazar ayrıca, o dönem yerel medyada Bosnalılara hakaret eden ırkçı ve insanlık dışı sloganları da irdeliyor.

Neredeyse 30 yıl geçmesine rağmen Karadziç’in rejimine teslim edilen erkekler ve çocuklardan hâlâ haber alınamadı. 2010 yılında Sırbistan’ın Karadağ sınırına yakın bir gölde bazı ceset kalıntılarına rastlandı. O gün teslim edilen mültecilerin akıbetleri belki hiç bilinmeyecek.

Bu ırkçılık ve nefret söylemi İslamifobya akımını güçlendirirken, Andres Breivik ve Brenton Tarrant gibi suçluları doğurdu.

Bir Bosnalı olarak çatışmalarda zarar gören savunmasız insanların Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği ilkeleri gereğince korunmasını umut ediyordum. Ancak kâğıt üzerinde anlatılanlar hayata geçirilmedi.

Tüm bunlara baktığım zaman sivilleri korumak için kurulan uluslararası mekanizmaların 70 yılık faaliyetleri ve iddia ettikleri insan hakları söylemlerini sorgulamama neden oldu. Ayrıca, bu kurumların gözü önünde savunmasız ve çaresiz insanlar kaçtıkları baskıcı ve zorba rejimlerin insafına terkedildi.

Lübnan bir milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu durum ülke ekonomisine büyük bir yük olmakla birlikte toplumda karmaşık ilişkileri de getiriyor. Üstelik Lübnan’daki Hizbullah, Esed rejiminin en önemli müttefiklerinden birisidir ve Suriyeli mülteci meselesini olduğundan daha karmaşık hale getiriyor.

Şurası açık ki Lübnan’ın, Suriye’deki sorun siyasi bir çözüme kavuşuncaya dek mültecilere destek vermek, haklarını korumak ve güvenle ülkelerine geri dönmek noktasında uluslararası bir desteğe ihtiyacı var. Lübnan halkının neredeyse tüm Batı ülkelerindeki mülteci sayısına denk gelen Suriyeliye ev sahipliği yapmasından rahatsızlık duymaması lazım.

Lübnan medyası ve önde gelen politikacılarının Suriyeliler aleyhinde yaptıkları karalama kampanyası ülke içinde ve dışında çok korkunç sonuçlara yol açabilir. 

Bosnalılarla aynı kaderi yaşayan Suriyeliler, bulundukları Lübnan’da çok kötü bir muameleyle karşı karşıya ve hiçbir gerekçe gösterilmeden geri gönderilebilirler. Suriyeli mültecilere yapılan ikinci sınıf insan muamelesi, nefret söylemini normalleştirip bir vatanseverlik eylemi olarak öne çıkarıyor.

Bu karalama kampanyasının temel amacı, Suriyelileri zorla Esed rejiminin hâkim olduğu bölgelere göndermeyi sağlamak ya da onları kovarak sahip oldukları yaşam olanaklarını ellerinden alarak hiçbir seçenek bırakmamaktır. Bu politika yalnız uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmekle kalmaz, mültecilerin daha iyi bir yaşam elde etmek için Avrupa ülkelerine göçetmeye de zorlayabilir.

Suriyelilerin haklarını savunan ve güvenli bir geri dönüş için mücadele eden Suriyelilerin Haklarını Savunma Derneği (The Syrian Associationfor Citizen’s Dignity) Esed’e ait bölgelerin henüz güvenli olmadığı konusunda kamuoyuna bilgi verdi.

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü, Esed rejimine ait bölgelere erişimin kolay olmadığını ve sivillerin geri dönmesi için güvenli olmadığını belirtti. Rusya’nın garantörlüğü ve Esed rejimiyle “uzlaşma anlaşması” kapsamında Lübnan’ın Rukban kampında bulunan mülteciler, sistematik bir şekilde tutuklanma, dayak, işkence ve tacize maruz kalarak İdlib ve Hama’da ön saflarda savaşmak üzere ölüme gönderiliyorlar.

Suriyeli mültecilerin uluslararası bir güvenceyle onurlu ve güvenli bir şekilde geri dönüşünü sağlayan şartlar oluşmadan Esed rejimine teslim etmek, Bosnalıların Karadziç’e teslim edilmesi anlamına geliyor.

Bildiğim kadarıyla şu an Lübnan’da geri gönderilme durumu olan Suriyeli mülteciler, Esed rejimine teslim olmak yerine denizleri aşarak Avrupa’ya gitmeyi tercih ediyorlar.

Kuşkusuz Avrupa’ya yapılacak olası bir göç yeni bir kaos oluşturacaktır. Şu an Lübnan’da Suriyelilere karşı yapılan insanlık dışı muamele ileride hem Lübnan hem de Avrupa için sorun haline gelecek.

BM, Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun Suriyeli mültecilere yapılan insanlık dışı muamelelere karşı tavır alması ahlaki bir zorunluluk olmasının yanında aynı zamanda politik bir görevdir.

BM’nin koruması altında Sırplar tarafından katledilen (çoğu köylerinden ve kasabalarından ayrılmak zorunda kalmış) binlerce Bosnalının ölüm yıldönümünde Suriyeli mülteciler aynı kaderi yaşıyor. Görüldüğü kadarıyla Bosnalılara karşı işlenen insanlık suçlarının aynısını Suriyelilerde yaşıyor.

Bosnalı Müslümanların yalnız bırakılması ve uluslararası toplumun kayıtsızlığı Karadziç’in soykırım yapmasına olanak verdi.

Bu miras bugün Bosna’yı şekillendirmekle birlikte Avrupa ve dünyayı da etkiledi. Eğer Lübnan’da ve yakın zamanda Türkiye’de gördüğümüz gibi yerlerinden edilmiş Suriyelilere yönelik dışlayıcı tavırların sergilenmesine devam edilirse bunun sonuçları gelecek nesiller için ağır olacaktır.

Al Jazeera / 11 Temmuz 2019 / Çeviren: Fırat Taşdemir