Siyonizm, Faşizm ve İsrail Devleti'nin Kuruluşu

Ali Rıza Şeyhülislami

Uluslararası mücadelede siyonizmin başarısı onun global güç dengesindeki değerinin artışı ve doğrudan bir ideoloji ya da ahlak anlayışına bağlı kalmaksızın güç merkezlerini kendi yararına politik amaçlı sömürmesiyle doğrudan alakalıdır. Filistin'de güç kazanmak için harcadıkları bu ahlak dışı çaba, siyonistleri geçmişte Çarlık Rusyası, Almanya Nazileri, İtalyan Faşistleri, emperyalist İngiltere ve şimdi de Amerikalılar'la işbirliği içine sokmuştur. Bunun sonucunda bu emperyalist toplumlar içindeki temelde ırkçı ve aynı zamanda da yahudi düşmanı olan unsurlar siyonistlerle İşbirliği yapmışlar, onların yardımına baş vurmuşlardır. Kendini egemen güçlerin çıkarlarının savunucusu olarak gösteren siyonist propaganda özellikle süper gücü elinde tutan gruplar arasında oldukça başarılı olmuştur.

Üstelik Siyonistlerin Batı medyası üzerindeki kontrolü ve Hitler'in barbarlığıyla eşlenebilir suçları oldukça ileri gitmiş, hatta yahudi olmayan her bir siyonizm eleştiricisi yahudi düşmanı [anti-semitist] olmakla suçlanırken, İsrail'i eleştiren yahudiler vatan haini ilan edilmiştir. Duygusal anlamda yoğunlaşan bu atmosferde mantıklı bir konuşma yapmak mümkün değildir. Siyonizm kendisini yahudilikle başarılı bir şekilde özdeşleştirirken; siyonizmin ılımlı eleştirileri bile uygar bir toplumda kabul edilemeyecek yahudi karşıtı, yahudi düşmanı ve ırkçı gibi ifadelerle itham edilmiştir.

Siyonistler ayrıca düşmanları olan Araplar'ı serkeş, bağnaz, şiddet yanlısı ve nefret dolu sıradan bir kitle olarak kamuoyuna yansıtmayı başarmıştır. Bu yüzden İsrail'in Lübnan'ı işgal edip yaklaşık 20.000 insanı katletmesi dünyada çok az tepki uyandırmıştır. Gerçekten, sıradan bir insan için siyonist terörün katlettiği isimsiz kitlelerden haberdar olmak imkansızdır. Oysa Kilinghoffer adındaki felçli bir yahudi turist öldürülüp denize atıldığında, ki bu olayı ben de kınıyorum ve Filistinlilerin davasına zarar verdiğine inanıyorum, bu olay siyonist propaganda için kolay bir alet olarak kullanılmıştı. Kilinghoffer'in adı birden tanınırken, televizyonları başındaki herkes onun karısı, çocukları, yaşamı ve hobileri konusunda bilgilendirildi. Buna karşın Lübnan'da katledilen 20.000 insanı kimse tanımamaktadır. Bu insanların bilinmesi istenmiyormuşçasına yaşamadıkları, hiç insanca sevinçler taşımadıkları kabul ediliyor.

Siyonizmin tarihine bir göz atarsak; 1896'da Theodor Herzl Yahudi Devleti adlı kitabında siyonizmin kapsamlı bir ideoloji olarak ilkelerini belirtiyordu. Herzl kitabında yahudilerin Fransız, Alman ya da Rus kökenli olmayıp aksine farklı bir etnik unsur olduğu konusundaki yahudi karşıtlarının fikirlerini açıkça benimsemişti. Buna göre Yahudiler diğer milliyetler arasında farklı bir ulus olarak sürekli anlaşmazlık ve bozulma sebebi olmuştur. Herzl yahudi düşmanlığına karşı mücadelenin boş olduğuna inanmış ve yahudilerin Avrupa'dan çıkarılmasını isteyen yahudi düşmanlarıyla ilişki içine girmişti.

Herzl, Haziran 1895'de Paris'te bulunduğu sırada Dreyfus adındaki yahudi asıllı bir Fransız memura yöneltilen haksız suçlamaları ve onun mahkum edilmesini isteyen bir grubun gösterisini gözlemlerken, "yahudi düşmanlığına karşı mücadele etmenin gereksizliğini ve boşluğunu fark etmişti."1 Bu olay gerçekte Fransa'yı bütünüyle iki kampa ayırmıştı. Liberaller ve solcular Dreyfus'un tarafında yer alırken; Herzl ideolojik anlamda kendini, liberallerden çok muhafazakarların yanında görüyordu. Bu olaydan sadece yedi ay sonra, Herzl Avusturya Başbakanı'na, daha önce İmparator'un göreve atamayı iki kez reddettiği yahudi karşıtı Viyana Valisi'ni görevine başlatmasını tavsiye etti.2

Herzl'in yahudi karşıtları, muhafazakarlar ve sömürgecilerle yaptığı işbirliği, onun yaşamında önemli bir yere sahip olmuş; sonuçta siyonizmin temel taşları oluşturulmuştu. Herzl Alman Kaiser Wilhelm ile görüştüğünde, Siyonistlerin muhafazakar Kaiser'in hizmetinde olduğunu belirtmişti. Herzl günlüğünde bunu şöyle anlatır: "Kaiser'e bizim Filistin'de sömürge kurarak yahudileri Avrupa'daki devrimci partilerden uzaklaştırmaya çalıştığımızı açıkladım."3 Ancak bazı siyonistleri bile kızdıran şey, Herzl'in yahudilerin katili olan Çar yandaşı İçişleri Bakam Vyaçeslav von Plevhe ile işbirliği içine girmek konusunda istekli olmasıydı. Zira radikal yahudi etkinlikleri etkisiz hale getirilip, Filistin'e yahudi göçüne yardım etmeksizin Herzl'in bu kişinin siyonizm adına sempatisini kazanması sağlanamazdı.4

Herzl tekrar tekrar siyonist devletin emperyalist ve muhafazakar grupların çıkarlarına hizmet edeceğini belirtiyordu. Herzl özellikle İngilizler'e, Filistin'de kurulacak bir siyonist devletin "barbarlığın yayılmasına karşı bir set" görevi göreceğini belirtmiştir. Siyonist liderler hiç bir milletin kendi içinde bir devlet kurmalarına izin vermeyeceğinin farkındaydılar ve bu ancak emperyalizmin koşulları içinde gerçekleşebilirdi. Siyonist lider Herzl şöyle diyordu: "Hiç kimse ortalarında bir devlet kurmamıza izin vermeyecektir. Fakat bize eziyet eden bu insanlar bize yardım edecekler. Emin olmalısınız ki, biz kendi vatanımıza yerleşirken; onlar bu hareketimizden büyük memnunluk duyacaklar."5

Gerçekte emperyalist koşullar Siyonistlerin Filistin üzerinde iddia ettikleri haklarının resmi anlamda tanınmasını sağlamıştı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Balfour henüz İngiliz hakimiyetinde olmayan Filistin'deki isteklerini gerçekleştirmeyi umarak ve Süveyş'in doğusunda kendisine bağımlı ve dost bir topluluğa sahip olmak için 1917'de Filistin'i yahudilerin anavatanı olarak vermeyi garanti etti.

İki savaş arası dönem Siyonistler ırkçı ve emperyalist bir dilde propaganda ve söylemlerini sürdürdüler. Kullandıkları slogan olan "toprağı olmayan bir halk halk için halkı olmayan bir ülke" ise tam anlamıyla ırkçı Avrupalı jargonunu ifade ediyordu. Gerçekten bir Avrupa ırkının oturmadığı herhangi bir toprak parçasının boş ya da Avrupa sömürgeciliğine uygun bir toprak olduğu kabul ediliyordu. Siyonistlerin dili beyaz Amerika ve Avrupa'yla aşina bir dil ve onlar için kabul edilebilir özellikteydi. Bu arada genelde dünya için özelde ise yahudiler için zararlı olacak iki korkunç hareket Avrupa boyunca yayıldı: Faşizm ve Nazizm. Fakat Siyonistler her iki hareketi de müttefik ve kendi çıkarlarına uygun buluyordu.

Dünya Siyonist Kongresi'nin bir dönemdeki başkanı Nahum Sokolow faşizmi "yahudi düşmanı önyargılardan uzak" buluyordu. Kendisi Mussolini ile yaptığı bir görüşmede şöyle diyordu: "Geçmişte bazı yanlış anlaşılmalar olabilir, fakat şimdi biz faşizmin asıl yapısını anlamaya başladık... Gerçek yahudiler asla size karşı savaşmayacaktır."6 Diğer önde gelen birçok siyonist yetkilileri siyonizm ve faşizm arasında bir yakınlık olduğuna inanmış ve yahudi aleyhtarlığı dışında hiç bir anlamı olmayan bu hareketle işbirliği içine girmişti. Buna karşın siyonistleri ilgilendiren şey bir ideoloji ya da ahlaklılıktan ziyade her araca meşruiyet sağlayabilecek olan amaçlardı.

Sonuçta Siyonistler enerjilerini boşa harcamadılar. Kendilerine doğrudan yardım etmeyecek her türlü çatışmadan kaçındılar. Onlara göre asıl amaç devleti oluşturmaktı. Bu amaç için yardım edecek her şeyi değerlendirdiler, güçlerini engelleyecek her şeyden vazgeçtiler. Böylece faşistler güçlerini kendileriyle birleştirmek istediği zaman, koyu radikal siyonist Vladimir Inbotinsky İtalya'daki siyonistleri şöyle uyarıyordu:

"İtalya'yı ilgilendiren herhangi bir parti tartışmasına karışmayın. İtalyan politikası hakkında herhangi bir fikrinizi açıklamayın. İtalya'daki ne şu anki mevcut rejimi, ne de önceki rejimi kesinlikle eleştirmeyin."7

Siyonistlerin Naziler'le girdiği işbirliğinin hikayesi ise daha da utanç vericidir. Naziler ve Siyonistler yahudilerin Alman ırkından olmadığı konusunda hemfikirdiler. Her ikisi de yahudilerin Almanya'yı terk etmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden iki taraf arasında bir mutabakat vardı. Nazi yetkilileri siyonist yetkililerle işbirliği içine girmiş ve onlar üzerinde geniş otoriteye sahip olmuştu. Üçüncü Reich'in düşmanı olanlar sadece anti-siyonist yahudilerdi.

1933'de Alman Siyonist Federasyonu'nca Nazi partisine gönderilen bir mektupta Siyonistler Naziler'in idealleriyle kendilerininki arasında bir uyum olduğunu açıklıyordu. Mektupta, "Nasyonel uyanışın bir sonucu olan yeni Alman hükümetinin ilkelerinin Yahudiler'in mevcut varlığının durumunda yeni bir düzenleme sağladığı" ifade ediliyordu. Siyonistler "yahudi sorununa nasyonel devleti memnun edecek bir çözümün ancak kültürel, sosyal ve ahlaki yenilenmeyi sağlayacak yahudi hareketiyle yapılacak işbirliğiyle sağlanacağını" vurguluyorlardı. Olabildiğince iğrenç ırkçı Nazi ilkeleri siyonistlerce de benimsenmişti, çünkü "onlar da yahudi ırkının bozulmasını önlemek için karışık evliliklere karşıydılar." Belge siyonizme propaganda savaşında başarı yolunu gösterecek bir ilkeyle son buluyordu: "Pratik amaçları adına siyonizm temelde yahudilere düşman bir hükümetle bile işbirliğinde kazanabilmeyi ister, çünkü yahudi sorunuyla mücadelede duygusallığa yer yoktur."8

Duygusallıktan çok politik çıkarları adına geçici endişelerden uzak uzun vadeli ve objektif bir bakış açısıyla Siyonistler adeta şeytana pabucunu ters giydirmişti. Adeta Nazi Almanyası kabusunu başarılı bir şekilde Filistin'de bir devlet kurma hayaline çeviren Siyonistler düşmanlarını potansiyel bir müttefik haline getirmişlerdi. 28 Ocak 1935'de Bavyera Gestaposu polise şu emri veriyordu: "Siyonist organizasyonların üyelerinin etkinlikleri Filistin'e göç yolunda teşvik edilmeli ve bunlara Alman yahudi organizasyonları üyelerine uygulanması gereken sıkılıkta davranılmamalıdır."9

Bundan başka Filistin Yahudi Ajansı ve Naziler arasında yahudilerin mal varlıklarını Almanya dışına çıkarmayı yasallaştırmak için bir anlaşma imzalandı. Siyonistler yahudi gençlerini Filistin'e göç için toplayacak yetiştirme kamplarının kurulmasını sağladı. Bunun için işbirliği içine girdikleri Eichmann'ı 1939 yılında Filistin'e davet ettiler.10 Siyonistler Nazi hükümetinin sevgilisi gibi göründükleri için çaresiz birçok yahudi yaşamlarını kurtarmak için siyonist saflarında yerini almıştı.

Bu arada Siyonistler kendi çıkarları adına İngilizler'i ikna etmeyi başarmışlardı. Sir Ronald Stars anılarında Filistin'de kurulacak bir siyonist devletin "potansiyel bir tehlike olan Arapçılık denizinde sadık bir yahudi Ulsteri" olarak tngilizler'e hizmet edeceğini yazıyordu.11 "Küçük Ulster" Siyonistlerin düşündükleri şey değildi. Çünkü onlar kendi mirasları olarak gördükleri Filistin'in tamamını istiyorlardı. David Ben Gurion 1937'de siyonistleri Filistin'in paylaştırılmasının siyonizmin amacına aykırı olduğuna inandırmıştı.

"Bize önerilen bu yahudi devleti; bizim yararımıza telafilere ve ilerlemelere sahip olmasına rağmen siyonizmin amacı değildir. Bu toprak parçasında kinişe yahudi sorununu çözemez... Tek bir birliği oluşturacak bu ülke taksim ile verilemez..."

Daha sonradan İsrail'in ilk başbakanı olacak olan Weizmann, Winston Churcill'in özel sekreterine şöyle diyordu: "Filistin küçük bir ülke, fakat bir taşla iki kuş vurmak mümkün." Weizmann'a göre onun kendi kuşağı gelecek için bir temel kurmuştu. Gelecek kuşaklar ise Filistin'in tamamına hakim olacaklardı. Böylece Siyonistler taksim kararını kabul ederek esnek, barışsever ve lütufkar izlenimi bırakmışlardı. Ancak Siyonistlerin BM'nin taksim kararına bağlı kalmayacağı açıkça biliniyordu. Kral Hüseyin'in büyükbabası Kral Abdullah ile gizlice anlaşan Siyonistler bir Filistin devleti oluşturabilecek her şeyi başından yok ediyorlardı. Siyonistler ve Kral Abdullah arasındaki bu anlaşma şimdi daha net bilinmektedir.13 Filistin devletinin kurulmasına izin verilmediği gibi, taksim kararını onaylamayan Filistinliler eleştiriliyordu. Pastanın ikinci dilimi Weizmann'ın tahmin ettiği gibi 1967'de ikinci kuşağın çabaları sonucu kazanılmıştı.

Başkan Nasır'ın militan açıklamaları İsrail'e propaganda imkanı vermişti. "Küçük İsrail'in güvenliği tehlikedeydi. Nasır askeri açıdan hazırlıksız olduğu için hava gücü yerde bulunuyordu. Bu yüzden hava gücü savaşın ilk saatlerinde yerdeyken imha edildi.

Emperyalist ve ırkçı güçlerin yardımıyla siyonist devlet kurulurken ABD yeni süper güç olarak yerleşmişti. İsrail eski argümanı olan "varlığının Amerikan çıkarlarına hizmet edeceğini" tekrarlayarak köklerini ABD içinde derinleştirmeyi başardı. 1958 tarihli bir Ulusal Güvenlik Konseyi belgesi, İsrail'in Arap radikalizmini engellemek için en iyi umut olduğu konusunda Amerikan hükümetini ikna etmeyi başardığım ortaya koyuyordu. Amerika "Yakın Doğu'da tek başına kalan Batı yandaşı bir güç olarak İsrail'i desteklemek zorundaydı."14 İsrailliler daha sonra kendi yükselmelerini gerçekleştirme çabasına girdiler. Uyguladıkları politikalar ise, Araplar'ı radikalleştirdi ve adeta çileden çıkardı. Siyonist ordusu ise Amerikalılarca desteklenerek Amerikan aleyhtarı hareketleri bastırmaya çalıştılar.

ABD'de başarılı bir şekilde yaygınlaştırman siyonist argümanı 'İsrail'e güvenmek Amerika'yı güçlendirir" şeklindeydi. Siyonist lobisi yoğun bir şekilde, "Orta Doğu'daki ABD çıkarları tehlikeyi girerse, ABD'nin bölgede etkili bir varlık oluşturabilmesinin aylar sürebileceği, oysa İsrail ile işbirliğine girdikleri takdirde bu işin bir kaç gün içinde gerçekleşeceği" tezini işliyordu.15 Gerçekte Siyonistler Orta Doğu'daki hizmetlerini sadece ABD ile sınırlı tutmadılar. Zaire'deki Mobuto rejiminden, Somoza'nın Nikaraguasına, El Salvador'a, Honduras'a kadar birçok çürümüş rejim askeri açıdan desteklendi ve Amerika'daki siyonist gruplar Amerikan kamuoyunu bu kanlı ve acımasız diktatörlükler lehinde hareketlendirdi.

İsrail'in sürdürdüğü hizmetler Amerikan sevgisi adına yapılmıyordu. Siyonistler sağcı diktatörlüklerin İsrail'in çıkarlarına hizmet edebileceğini fark etmişlerdi.16

İsrailliler süper güçlerin hırsını kendi lehlerine itina ve başarıyla çevirmeyi başardıkları için, propaganda savaşında oldukça başarılıydılar. Ayrıca Batı'nın gerçek yüzünü yansıtan ırkçılığın avantajlarını da kullanmışlardı. Siyonistler Orta Doğulu insanları şiddet yanlısı, güvenilmez ve anti-demokratik göstermeyi başarmış, Batı'nın bu konudaki eski önyargılarının tazelenmesinde oldukça etkili olmuşlardı. İsrail propagandasıyla Batı, tutumunun haklılığına bir kere daha inandırılmıştı.

Dipnotlar:

Bu makalenin hazırlanmasında, siyonist olmayan yahudilerin yazılan esas olarak alınmıştır. Onlara özel minnettarlığımı sunarım.

1-Marwin Lowenthal, (der.), The Diaries of Theodor Herzl, [Theodor Herzl'in Günlüğü], s. 6.

2-A. g. e., s. 7.

3-Raphael Patir, (der.), The Complete Diaries of Theodor Herzl, [Theodor Herzl'in Günlüklerinin Tamamı], Cilt III, s. 729.

4-A. g. e., Cilt IV, s. 1525.

5-A. g. e.

6-Michael Ledeen, "İtalya Yahudileri ve Faşizm", Judaism, (Yaz 1969), s. 286.

7-Vladimir Jabonitsky, "Pluqat Civitavecchia'ya Mektuplar", Selected Writings , [Seçilmiş Yazılar], tarihsiz.

8-Lucy Dawdowicz, (der.), A Holocaust Reader, tBir Soykırım Kitabı), a. 148.

9-Kurt Grossman, "1930'larda Nazi Döneminde Siyonistler ve Siyonist Olmayanlar", Herzl Yearbook, Cilt VI, s. 340.

10-Hannah Arendt,Eichmann in Jerusalem: A Report on the Banality of Evil, [Kudüs'te Eichmann: Kötülüğün Bayağılığı Üzerine Bir Rapor,], 1963, s. 55-57.

11-Ronald Storrs, Oriantations, [Yönelmeler], s. 405.

12-The Voices of Zionism, [Siyonizmin Sesi], (Shahak Yeni Basım), s. 18. Nazi ve faşistlerle Siyonist işbirliğinin detaylı bir tartışması için bkz,; Lenni Brenner, Zionism in theAge of Dictators, [Diktatörler Çağında Siyonizm], 1983.

13-Avi Shlaim, Collusion Across the Jordan: King Abdullah, the Zionist Movement and the Partition, [Ürdün Boyunca Çatışma; Kral Abdullah, Siyonist Hareketler ve Bölünme], 1988.

14-"İsrail için 2,6 Milyar Dolarlık Yabancılara Yardım Planını Senato Onayladı", Washington Post, 18 Aralık 1982.

15-New York Times'a tam sayfa reklam, NAT PAC tarafından verilmiş; Noam Chomsky'nin The Fateful Triangle: The United States, Israel and the Palestinians, [Kader Üçgeni: ABD, İsrail ve Filistinliler] içinde zikrediliyor, 1983, s. 22. [Bu kitabın Türkçesi için bkz.: İletişim Yayınları, İstanbul, 1993.]

16-A. g. e., s. 20-27.