Şeyh Ahmed Yasin’in Şehadeti ve Şehidlerin Diri(ltici)liği

Abdullah Yıldız

Ve Şeyh Ahmed Yasin de "Allah yolunda" öldürülen "diriler" kervanına katıldı.

"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz" (2/154). "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler" (3/169).

'Allah yolunda' şehid olan aziz, onurlu, tertemiz ölüler, gerçekte ölü değil, aksine diridirler. Onlar bizzat Allah'ın şahitliği ile "canlı"dırlar ve kesin olarak yaşarlar; ama hayatlarının, diriliklerinin mahiyeti, sınırlı ve yetersiz insan idrakinin ötesinde ve üzerindedir.

Hayatın ve ölümün mahiyetini bir türlü kavrayamayan insan idraki, elbette şehidlerin diriliğinin ve Allah katında "rızıklandırılmalarının" (3/169, 22/58) mahiyetini de anlayamaz; fakat onların diriltici etkilerini görebilir. Şehid Seyyid Kutub, 2/154. âyeti şöyle tefsir eder:

"Hayatta olmanın, diriliğin başta gelen belirtisi etkinlik, büyüme-gelişme ve sürekliliktir. Ölümün başta gelen belirtisi ise pasiflik, durgunluk-donukluk ve kesintidir. Allah yolunda öldürülenlerin, uğrunda öldürüldükleri hakk davayı destekleme konusundaki etkinlikleri belirgin bir etkinliktir. Uğrunda can verdikleri düşünce onların kanları ile sulanarak süreklilik kazanır. Bu fedakâr insanlar ölümü seçmekle kendilerinden sonra gelecek olanları güçlü ve devamlı bir etki altında bırakırlar. Buna göre şehidler; hayatı değiştirme ve yönlendirme konusunda aktif, sürükleyici ve etkin birer unsur olmakta devam ederler ki, hayatta olmanın başta gelen niteliği budur."

Evet, onlar yaşıyorlar!.. Yaşadıkları için de diğer ölüler gibi yıkanmazlar. Şehit düşerken giydikleri elbiseler aynı zamanda kefenleri olur.

Evet, onlar yaşar ve yaşatırlar... Bu yüzden, "Allah yolunda" can vermeleri ailelerine, dava arkadaşlarına, din kardeşlerine ağır gelmez; aksine onların inancını, direncini, teslimiyetini pekiştirir. Onların şehadeti, arkada bıraktıklarına can verir, hayat verir. Dolayısıyla da onların bu yolda kendilerini fedâ etmeleri, kesinlikle boşa gitmez:

"Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz." (47/4) Şehidlerin yaptıklarının karşılığı hem bu dünyada hem de öbür dünyada görülür. Onlar Rabbleri katında itibarlı birer konuk olarak ağırlanır, en üstün ve bol nimetlerle ödüllendirilirler:

"Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duyarlar. Ve onlar, Allah'tan bir nimeti bir fazlı/bolluğu ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler." (3/170)

İşte bütün bunlardan dolayıdır ki şühedâ, cennette enbiyâ, sıddîkîn ve salihînle birliktedir; ne güzel arkadaşlıktır onlarınki! (4/69)

Allah'a Verdiği Sözü Değiştirmeyen Erlerden Bir Er
Allah yolunda can veren "diri" şehidlerin "diriltici" etkilerine her gün ve her ân tanık olduğumuz Filistin, Hamas lideri Şeyh Amed Yasin'i ve yedi arkadaşını daha şehid verdi. Ahmed Yasin ve beraberindekiler ne ilk şehidleridir Filistin'in ne de son şehidleri! Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getirip şehid olan, şehadet için sıra bekleyen ve sözünü asla değiştirmeyen yiğit erler kervanının sayısız yolcularından sadece birkaçı:

"Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir." (33/23)

Bu âyetin, Uhud Savaşı'nda şehid olan ve vücudunda seksen küsur ok, mızrak, kılıç yarası sayılıp kız kardeşinin ancak parmaklarından tanıyabildiği Enes b. Nadr (r.a) ve arkadaşları hakkında indiği rivayet olunur (Müslim, Tirmizi ve Nesâî).

Şehid Yasin de Siyonist katillerin havadan attıkları füzelerle paramparça oldu ve şehid kardeşlerinin parçalanmış bedenleriyle birlikte "diriler" arasına katıldı.

Ve Ahmed Yasin'in şahsında, şehidlerin "diriltici" etkilerine bir kez daha tanık olduk: Onun şehadeti, geride kalan müminlerin tevhîd mücadelesine hız verdi; ümmetin vahdetini pekiştirdi; intifada ateşini daha da alevlendirdi. Ümmet, onun Rabbi'ne şikayetini yüreğinde hissetti:

"Allah'ım! Sana şikayette bulunuyorum… Sana şikayette bulunuyorum… Sana şikayette bulunuyorum… Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum…

Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum…

Gücümüz dağıldı… Birliğimiz bozuldu… Yollarımız ayrıldı… Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikayet ediyoruz…"

Ve ümmet, onun tavsiye ettiği şu duayı hep birlikte tekrarladı.

"Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et!"

Evet, şimdi zaaflardan kurtulma ve vicdanları harekete geçirme zamanı… derlenip toparlanma zamanı… Ümmetin vahdet zamanı… Diriliş ve direniş zamanı…

İnanıyoruz ki, sadece Müslüman ümmetin değil, bütün dünyanın, -insanlık vasfını kaybetmiş aşağılık canavarlar sürüsünün yönettiği İsrail ve en az onun kadar ruhsuz ABD'nin dışında- tüm insanlığın vicdanı Filistin'le birlikte kanıyor. Hatta bizzat İsrail'in içinde yaşayıp Filistin'i bombalamayı, onlarla savaşmayı reddeden vicdanlar, tâ Amerika'dan çıkıp Filistin'e gelerek Siyonist paletleri altında can veren Rachel Corrie gibi temiz fıtrî vicdanlar da için için kanıyor.

İnanıyoruz ki, Ahmed Yasin'in diriltici kanı duyarlı vicdanların kanlarıyla birleşip katı ve ölü kalpleri/vicdanları da harekete geçirecek ve Siyonist zulüm düzeni bu kan selinde boğulacaktır.

Ve inanıyoruz ki, Şeyh Yasin'in şehadeti, ancak kan içerek beslenen, korku ve terör üreterek ayakta kalabilen katil Şaron'un ve "çöküşün telaşı"yla azgınlaşan Siyonizm'in sonu olacaktır!

"Ve zulmedenler göreceklerdir nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını!" (26/227)