Sessiz Yara

Gülnur Aşcı Yetkin

Gelincik ağızların karanfil saydamlığı vardı üstümüzde

Hep besmele çekip inadına tevekkül eden çocuk

Kaynıyor şimdi fokurdayan dünyanın yitik avuçlarında

Bitmez sanıp acılardan sıyrıldığım alnıma kara çalınan

Mendili düşüyor terini sildiğim dünyanın

Ezber bozulmuyor yine yeniden önce çocuklar ölüme 

Ki onlar ki saklambacın ardına gizlenen insanlığın utancı

Derim geriliyor her bakışımda gözüme batıyor insansız

Kızım soruyor anne dünyada insan olmasaydı ne olurdu?

Huzur olurdu diyemedim sorunun derinliğinde kayboldum

Kaybolduk bilmediğimiz naraları attığımız o içten iki bakışa

Esrik yaralara savurduk çileli bakışları anaların

Bilemedik bildiğimizi sandık bu kalu beladan kalma yemini

Ve bir bela ki üstümüzde unuttuk unuttuk yeminleri, hakemleri

Mutlak bilmek gerekirdi yükün omzundan kesilen yerini

Mutlak sevmek gerekirdi kesilen yerini ve karanfili

Ben dualı anaların ilmine inanırım, dualı ağızların saydamlığına

Ve ben çocukların bakışlarına inanırım gözyaşlarının gerçek olduğuna

Ve ben inanmam artık sabırdan sonra gelen bu konuşan bakışlara

Ve ben inanmam artık siz bayım sizin attığınız bu imansız çığlığa

“Çünkü iniltimiz ekmekten önce geliyor” diyor Tevrat

Kulakları sağır eden bu rüzgâr esir ediyor ruhumuzu

Oysa biz biliyoruz kötünün zafer çığlığının kısa

Ama korkusunun uzun olduğunu biz biliyoruz!

Ve aslında hiçbir haltı bilmediğimizi yaşlandıkça öğreniyoruz.

İşte o vakit ne gam ne keder kalıyor, gülüp geçiyoruz

Çocuğumuzun dert sandığı küçük yaraları

Eğilip öpüyoruz geçmediğine inana inana

Ta ki gözlerimizdeki mezarlıklar çiçek açana

O güzel iki yanak öpülene kadar