Seka’ya Kapatma: Verimlilik Yoksa, İnsanlık da Yok mu?

Haksöz

Aylardır tartışılmakta olan İzmit'teki SEKA işletmesine ilişkin hükümetin almış olduğu kapatma kararı geçtiğimiz ayın en çok tartışılan konularından biri oldu. SEKA işçileri uzun bir süredir kapatma kararına karşı direniyorlar. İşçiler aileleriyle birlikte eylemler düzenleyerek gündem oluşturmaya ve kararın geri alınması için hükümet üzerinde kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışıyorlar. Buna karşın işçilerin ve ailelerinin kamuoyuna yönelik destek çağrıları ancak sınırlı bir karşılık bulurken, hükümetin tutumunda herhangi bir değişiklik gözükmüyor. Bu durum öncelikle Türkiye'de son yıllarda dizginsiz biçimde sürdürülen IMF destekli özelleştirme politikasının adeta ilahi bir buyruk, bir kader şeklinde algılanmasından kaynaklanmakta. Benzeri özelleştirme girişimlerinin tüm karşı görüş ve taleplere rağmen neredeyse tartışmasız biçimde sonlandırılması da kamuoyunda SEKA işçilerinin mücadelesinin baştan yenilmeye mahkum bir çaba olarak algılanmasına yol açmakta. Bu da destek çağrılarının büyük ölçüde boşlukta yankılanmasına getirmekte.

Şüphesiz son kertede ekonomik bir işletmenin verimlilik, kârlılık ve genel bütçeye katkısı ya da külfeti gibi kriterlerle değerlendirilmesi anlaşılabilir bir yaklaşım. Devletin halktan topladığı vergilerle zarar eden kuruluşları finanse etmesi sadece ekonominin gerekleriyle değil, mantıkla da çelişen bir uygulama. Bu yüzden zarar eden işletmeleri elden çıkartma ya da kapatma kararı ekonomik perspektiften yerinde görülebilir. Ne var ki burada yanıltıcı olan şey konuya sadece ekonominin gerekleri perspektifinden bakmaktır. Son yıllarda bir hayli törpülense, hor ve hakir görülse de konunun (sorunun) başka boyutlarının olduğu görmezden gelinemez.

Binlerce insanın işini, dolayısıyla aşını, dolayısıyla bedensel ve ruhsal sağlığını kaybetmesine yol açabilecek bir konu öncelikle insani boyutuyla tartışılmak zorundadır. "Ürettiğiniz karlı değil, haydi sokağa!" yaklaşımı belki kapitalist ekonomi mantığıyla uyuşabilir ama insani değerlerle çelişir. İşçilerin bağlı olduğu Selüloz-İş sendikası SEKA işletmesinin verimsizliğinin temelde işletmenin demode niteliğinden ve uzun yıllardır bu fabrikanın gözden çıkartılmış olmasından kaynaklandığını söylemektedir. Yine 20-25 milyon dolarlık bir kaynak aktarımıyla işletmenin yenilenebileceği ve verimli hale gelebileceği iddia edilmektedir. Kaldı ki kamuya ait bir işletmenin verimsizlik sorunu öncelikle devletin sorumluluk alanına girer. Hesap vermesi gerekenler faturayı çalışanlara çıkartıp, konuyu kapatamazlar.

Batık bankaların finanse edilmesi, mevduat kurumlarında paraları batan binlerce on binlerce rantiyeye adeta kumar oynayarak kaybettikleri paralarının devlet kesesinden ödenmesi gibi uygulamalar söz konusu olduğunda nedense çok fazla gündeme gelmeyen "Halkın paraları nerelere gidiyor?" sorusunun, SEKA tartışmalarında bu kadar çok dillendirilmesi iyi niyetli bir tutumun işareti sayılamaz. Verimlilik, karlılık ve benzeri tüm kriterler dikkate alınmalı fakat öncelikle alınacak kararlardan etkilenecek olanların insanlar olduğu görmezden gelinmemelidir. Bir işletmeyi kapattığınızda makineleri, aletleri kaldırıp depoya atabilir, hurdaya çıkartabilirsiniz ama işçilere, çalışanlara makine ya da alet muamelesi yapmaya kalkışırsanız belki kârlılığınız, verimliliğiniz artar ama insanilik zemininde çok şey yitirmiş olursunuz. Hükümet IMF politikalarını esas alarak zaten delik deşik olmuş sosyal devlet iddiasını tümden kadavraya dönüştürmemeli, konunun insani ve sosyal boyutunu görmezden gelmemelidir.