Sedat Yenigün

Burhaneddin Kayhan

Sedat'ın bence iki büyük vasfı vardır: Birincisi sarsılmaz imanı; ikincisi ise, örnek ahlakı. Onun imanı o kadar kuvvetli idi ki İslam için vermeyeceği hiç bir şeyi yoktu. İnsanın en büyük varlığı olan canını verebilmesi müslüman için ancak iman zirvesine ulaşmakla mümkün olur. Sedat bu iman zirvesine ulaştığı için ölümsüzlüğü göze almıştı. Bunun mükafatı olarak Cenab-ı Allah O'nu şehitlik mertebesine ulaştırmıştı.

Sedat çok okuyan, ne okuyacağını bilen ve okuduğundan istifade edebilen nadir kardeşlerimizden biri idi. O, bilgisiz İslam'a hizmet olunamayacağını, İslami kültür ve şuurun okumakla elde edileceğini iyi biliyordu.

Liseyi bitirdiği senelerde kendisini tanıdım. MTTB'de devamlı bulunur ve kütüphanesinden, kitaplığından hiç çıkmaz, nereye gitse elinde mutlaka bir iki kitap-dergi olurdu.

MTTB'de yetişmişti, fakat son bir kaç sene içinde MTTB'nin önünden bile geçmek istemiyor, tesadüfen geçse bile üzüntü ile MTTB'ye bakmadan geçiyordu. Çünkü hayatının en aktif dönemlerinde MTTB'de er olarak hizmet etmiş, basın yayın ve kültür işlerinde bulunmuştu. Böyle hizmet ettiği, çok sevdiği ve büyük hizmetlere müsait bir teşkilatın atıl kalması, bütün İslamcı gençlere kapalı bulunması hepimizi olduğu gibi onu da içten sarsmıştı.

Şimdi hatırlayabildiğim kadarıyla bir kaç hatıramızı anlatmak istiyorum:

Bir gün bir konu üzerinde oldukça varlıklı ve varlıklı olduğunu da hissettiren bir ağabeyin evinde toplantı yaptık. Dönüşte Sedat şunu söyledi, "ağabey bu dava kurtulmaz" dedi. Niçin Sedat diye sorduğumda "bu müslümanlar bu saltanata dalar böyle lüks içinde yüzer, benim Anadolu'dan gelen kardeşim yurt bulamaz, fakr-u zaruret içinde mücadele ederse bu İslami bir düzene manidir" demişti.

Başka bir hatıramda 1979 Aralık ayında olmuştur.

Afganistan mücahidlerini temsilen Cemaati İslami Genel Sekreteri bir heyeti Ankara'dan bana getirmişti. İstanbul'da bir basın toplantısı yapacaklar ve ertesi günü de Ankara'ya döneceklerdi. Ben aynı gün Ankara'ya gideceğim için eve götüremeyeceğimden otelde yer ayırmıştım. Sedat onların geleceğini daha önceden duyduğu için biraz para toplamış onlara vermek için benim yayınevime uğradı. Ben tanıştırdım. Misafirlere otelden yer ayırttırdığımı, ben Ankara'ya gitme zorunda olduğumu söyledim. Derhal otelde ayırtılan yeri iptal ettirtip, üç Afganlı misafiri evine götürmüştü. "Müslümanlar kardeştir prensibini burada göstermeyeceksek ne zaman ve nerede göstereceğiz. Onları eve götürmek İslami görevim" demişti.

En son ölümünden bir ay önce Çemberlitaş'tan Beyazıt'a doğru giderken rastlamıştım. Selamlaştıktan sonra "Nasılsın ne yapıyorsun?" diye sorduğumda ve böyle tek başına gezmemesini söylediğimde O'da bana "ağabey zaten cemiyette bir şey yapamıyoruz, yaşamamızla ölmemiz arasında ne fark var ki" diye cevap vermişti.

Sedat şu cemiyette çok nadir yetişen örnek kardeşimizdi. Ona kıyan kim olursa olsun O'nun şansına değil O'nun her hali ile temsil ettiği İslam'a düşmandır.

O'nu komünistler öldürdü demek, ucuz ve basit bir izah olur. Şu anda katillerin hüviyeti meçhul, belki de meçhul kalacak. Fakat İslam davası ilelebet ilerleyecek. İslam düşmanı, düşünce ve ideolojiler yıkılıncaya kadar savaşımız devam edecektir.