Savaşı Kazanmak ya da Kaybetmekten Öte Suriyeliler 2011 Yılında Özgürlüklerini Kazandılar!

Muhammed Hüsam Hafız

Muhammed Hüsam Hafız, önceden Şam Barosuna kayıtlı bir avukattı ve Tahran, Londra, Erivan elçiliklerinde çalışmış Suriyeli bir diplomattı. Hafız, 2014 yılında Suriye muhalif delegasyonunun bir üyesiydi ve 2016-2017 yıllarında Yüksek Müzakere Komitesi bürosunun başkanlığını yaptı. Şu anda ise İstanbul’da bulunan QCM enstitüsünün başkanlığını yapmaktadır.

Bu yılın başlarında yazar Nikolaos Van Dam, Viyana’da Bruno Kreisky Uluslararası Diyalog Forumu’nda “Suriye’de dış müdahale: Suriye rejimine karşı yürütülen savaşın kaybedildiğini itiraf etmenin vakti gelmedi mi?” başlıklı bir sunum yaptı. Dikkatlice hazırlanmış bu konuşmadaki görüşlerin birçoğuna, bilhassa muhalefetin rejimden çok daha az etkili ve profesyonel olduğu hususuna ben de katılıyorum. Bizim gibi devrimin yanında olanlar daha fazla etkinlik ve profesyonellik hususunda çaba harcadılar. Devrimci olmakla gerçekçi olmak arasındaki hassas dengeyi korumak için gayret ettiler.

Dam’ın mantığındaki çarpıcı olan husus şuydu: Onca insan ve mal mülk kaybından sonra muhalefet bir de devrimin sona erdiğini itiraf etmeliymiş. Şu andan itibaren muhalefet, taleplerinde daha ılımlı olursa, rejim daha saygılı olurmuş ve kan dökmekten, intikam duygusuyla hareket etmekten uzak dururmuş! 

Vahşi İşkence

Bu mantık on binlerce Suriyelinin Esed’in toplama kamplarında işkenceye maruz kaldığını ve acılar içinde can verdiğini göz ardı ediyor. Eğer bunlar da yetmezse ‘Sezar’ dosyasında mevcut bulunan vahşi işkence fotoğraflarına bakılsın. Bu dosyada rejimin uygulamalarının çapı ve kapsamı detaylıca ele alınıyor. Bütün bunlara ek olarak rejimden kaçan sayısız Suriyeli, rejim güçleri tarafından takip edildi, yakalandı ve infaz edildi.

Dam’ın şu tespitine katılıyorum: Devrimcilerin ilkel silahlarıyla rejime karşı zafer kazanmalarına imkân yoktu, özellikle rejim İran ve Rusya tarafından desteklendikten sonra. Geçen 7 yıl esnasında muhalefet, can kayıplarını sona erdirmek ya da azaltmak için rejimi devirme taleplerinden vazgeçseydi de Esed ve müttefikleri anlamlı siyasi bir çözüme yanaşmayacaklardı. Müttefiklerinden inanılmaz destek alan Esed ne uluslararası oyuncularla ne de Suriyelilerle pazarlık ederdi. Ayrıca, rejim hiçbir uluslararası güç tarafından da kendisini tehdit altında hissetmiyordu.

Evet, rejim şu ana kadar hiçbir uluslararası güç tarafından tehdit edilmedi ve edilmiyor. ABD Başkanı Barak Obama’nın kırmızı çizgisi çiğnendiğinde bile bu tehdit gerçekleşmedi. Rejimin politika yapıcıları biliyorlar ki herhangi bir pazarlık yaptıklarında hem destekçileri hem de uluslararası toplum nezdinde yanlışları su yüzüne çıkacak.

Devrimciler içinse iki seçenek vardı: Ya savaşarak öleceklerdi ya da vahşi işkenceler ve açlık içerisinde daracık hücrelere tıkılacaklardı.

Siyasi Yanlışlar

Muhalefet samimi olarak ciddi görüşmeler başlatmaya hazırdı. İşin aslı muhalefet her aşamada açık bir zihin ve yüksek umutlarla hareket etti. Ben bunu çok yakından biliyorum çünkü ben de oradaydım. Rejim delegasyonu ise bu görüşmeleri maalesef sirke çevirdi. Muhalefet muhakkak ki birçok siyasi yanlış yaptı ancak bu rejimin yaptığı kanlı politikaları meşrulaştırmaz. Şayet muhalefet daha akıllı davransaydı bazı uluslararası aktörlerin Suriye meselesinde daha farklı hareket edebileceği muhtemeldi. Ancak devrim taleplerini sona erdirseydi de uluslararası toplum Esed’in katliamlarına yine kör kalmaya devam edecekti.

Birçokları gibi ben de devrime karar verilen anın 2011 yılı olduğuna inanıyorum. Bu tarihte Suriye halkı özgürlük ve onur sloganlarıyla ülkenin caddelerine, sokaklarına çıktı. Suriyeliler tam bu anda özgürlüklerini kazandılar. On yıl önce kim hayal edebilirdi ki ülkenin ticari kalbi Şam’da Şamlılar özgürlük ve onur sloganlarıyla yürüyecekler? Zalimliği ve vahşiliği ile bilinen rejime karşı yürümeye kim cesaret edebilirdi? Suriye devriminin kazandığı zafer ahlaki bir zaferdir. Ülkenin gardiyanı olan rejimin imajı onur savaşını kaybettiğinde artık Suriye halkının zihnini kontrol edemediği ortaya çıktığında çökmüştü.

Neden Ayaklanma Oldu?

Yeterli imkânlara sahip olunmadığı halde kanlı bir diktatöre karşı insanları ayaklanmaya iten ne olmuştur? İsyan edildiğinde ülkenin insan hakları açısından daha kötü bir noktaya geleceği belliyken insanlar neden ayaklandı?

Şu nokta çok önemlidir: Suriye devrimi normal siyasi ölçütlerle ele alınamaz. Suriye devrimi şeytani bir diktatörlüğe karşı istisnai bir ahlaki karşı koyuştur. 2000-2011 yılları arasında Esed yönetimine katlanıldı. Suriye halkı ve Suriyeli olmayan insanlar rejimin ne yapacağını bilmiyorlardı. Suriye’de yaşayanlar ve dışarıdaki Suriyeliler Esed’in babasından farklı olacağını düşünüyorlardı ve rejimin gerçeğin, adaletin ve mantığın sesine bağlı kalacağına inanıyorlardı. Bu iyimserliğin sebeplerinden bir tanesi de gençlerin birçoğunun Hafız Esed’in gerçekleştirdiği Hama katliamından habersiz oluşuydu. Ancak Suriye halkı rejimin baskısından kurtuldukça cehennemi yaşamaya başladı.

Önümüzdeki Yol

Ayaklanma Suriyelileri sonsuza değin değiştirdi. Vurdumduymazlıkları gitti, farkındalıkları ve daha iyi bir gelecek arayışları gelişti. Onlara hitap ettiğimde şunları söylüyorum: Oyunun sona erdiğini ve şeytan cephesinin kazandığını söylemek tarihin ve ahlaki ilkelerin doğasına aykırıdır.

Şu unutulmamalıdır ki rejim ve Ruslar özellikle kuşatma altındaki insanlara karşı psikolojik bir savaş yürüterek onları zayıflatmak istiyorlar. Yetersiz donanıma sahip devrimci kurumlar ise medya ve sosyal medyada büyük bir kampanya yürütmek için gerekli deneyim ve imkâna sahip değiller.

Her ne kadar akademik düzeyde birçok yazar rejimin ve müttefiklerinin terörle mücadele söyleminden etkilenmiş olsa da bu savaş henüz sona ermiş değil. Ve nihayette rejimin bu savaşı kazanması ihtimali çok çok zayıf!

----------

Middle East Eye / 8 Mayıs 2018 / Çeviri: Murat Yürükoğulları