Sakarya’dan Açık Mavi Bir Selam: Diriliş Saati

Mehmet Sait Çakar

Bir toplumun kültürel geçmişine dönüp bakıldığında, dini, siyasi veya edebi her eğilimin kendi sesini çoğu kez dergiler aracılığıyla duyurduğu görülür. Bir dergi, ortak bir düşünceyi paylaşan birden çok aydının sesi olmuşsa eğer, artık bir okul olma vasfını da elde etmiş demektir. Bir yandan kendi yazarlarıyla bütünleşerek, özdeşleşerek zamanın değişken yüzüne ayna tutarken, öte yandan yeni yeni yazarlar, düşünce insanları üreten verimli bir memba olma işlevini de üstlenir.

Gazetelerin, akıp giden zamanın fotoğraflarını çekmelerine karşın, dergiler tanığı oldukları zamanları sayfalarına özenle resmederler. Kimi zaman bir derginin eski sayılarından birini alırsınız elinize; değinilen konular gündemden düşmüş olsa bile kalıcı bir bakış açısı, sağlıklı bir düşünce örgüsü, olayları değerlendirirken sabit bir değer yargısı görebilirsiniz orada.

Sakarya'da bir grup genç arkadaş, kolları sıvayıp bir dergi çıkarmışlar: Diriliş Saati. Sezai Karakoç'u çağrıştırıyor adı. 24 sayfalık derginin sunuş yazısı Ortadoğu özeline ilişkin bir değini ile başlayıp İslam dünyası geneline yöneliyor. Farklı coğrafyalardaki Müslümanların sorunlarının giderek birbirine benzeştiğine dikkat çekilen yazıda, bu benzeşmeye yol açan başlıca iki etken olarak; dünya sistemindeki değişiklikler ve Müslümanların öncelikli tehdit olarak algılanması vurgulanıyor.

Bugün emperyalist Batı uygarlığı, gerek petrol ve yeraltı zenginlikleri yönünden, gerekse de jeopolitik/stratejik öneminden dolayı İslam dünyasının çeşitli bölgelerini ya bizzat işgal etmekte ya da taşeronları eliyle sıkı denetim altında tutmaktadır. Müslümanlar üzerine ölü toprağı serpilmiş adeta. Sözgelimi Irak'ta ABD öncülüğünde birçok Batı devletinin askeri birlikleri birbirleriyle sağlam bir dayanışma içerisinde –burada Haçlı Seferleri hatırlanacak olursa– kendi geleneklerine yaraşır bir biçimde yeryüzünde terör (fesad) estirmelerine karşılık, maalesef İslam dünyası ise henüz etnik, mezhepsel ve bölgesel farklılıkları bile aşamamış bir durumda. Müslümanlar sorunlara karşı sorumluluk bilincini ve ümmet şiarını kuşanıp bir araya gelememiş, dolayısıyla Batı emperyalizmine dur diyememiştir. Sunuş yazısında bu olumsuz duruma işaret edildikten sonra, aslında Müslümanların duyarsızlığının altında yatan asıl sebebin yanlış bir din algısı olduğu, çözüm olarak da dinsel algının, vahiy ve onun uygulaması olan peygamberin yaşantısı doğrultusunda yeniden inşa edilmesi gerektiği açıklanıyor: "Kitab'ı yanlış okumak, Peygamber'i farklı tanımak bizi ülkemizdeki ve diğer bölgelerdeki sorunlara karşı sorumsuzlaştırabiliyor ve Allah'ın gönderdiği dinden uzak bir yaşama sürükleyebiliyor. O halde ihtiyacımız olan, Allah'ın bize yol göstermek için gönderdiği Kur'an'ı ve Hz. Peygamber'in hayatını iyi ve doğru okuyup, net ve duru bir söylem-eylem bütünlüğü içinde hareket etmektir."

Müslümanların toplumsal ve siyasal sorunlara karşı duyarsızlıkları itikadi yetersizlikten kaynaklandığı için dergi, bu ilk sayısında kendi yayın ilkesi doğrultusunda kuramsal yazılara ağırlık vermiş. Ömer Mert, Müttaki Kolbasar, Umut Can, Ömer Faruk Şimşek ve Zübeyr Öztürk, Kur'an'daki temel kavramlardan başlıcalarının (ilah, rab, ibadet, din) sahih bir biçimde anlaşılması gerektiğine dair birer makale yazmışlar. İsmail Duman, Muhammed Emin Duman, Hüseyin Yıldız, Kudret Göçer ve Halil İbrahim Başar ise Müslümanların örnek ve güvenilir kişilikler sergilemesi gerektiği, İslam kardeşliği ve özeleştiri/özdenetim gibi konulara değinen birer deneme ile dergiye katkıda bulunmuşlar. Ayrıca dergide Filistinli Zehra'nın Gözleri adlı filmin kısa bir tanıtımı, tadımlık da olsa çok güzel fıkralar ve karikatürler yer alıyor. Arka sayfada, Şehid Şeyh Ahmed Yasin'in ümmete sitemkâr seslenişine yer verilmiş.

İki ayda bir çıkacak olan, içeriğini "sosyal ve kültürel" olarak belirleyen dergi, işlediği temel konuların yalın bir dille anlatılmasıyla, mesaj yüklü fıkralarıyla ve karikatürleriyle, seslendiği kitle içerisinden genç kuşağı önceliyor. Bu bakımdan bir gençlik dergisi olarak da değerlendirilebilir. Fakat derginin el attığı konulara, taşıdığı kapasiteye bakıldığında gençlik dergisi formatını aştığı söylenebilir. Bu yönüyle derginin, önünün açık, güçlü bir geleceğe gebe olacağı öngörüsünde bulunulabilir. İnşallah dergi kadrosu gelecek zaman içinde bu beklentiyi haklı çıkarır. Burada konuyla ilgili birkaç eksikliğe değinmek gerekir: Dergide alıntı şiirler yerine telif şiirlere yer verilmeli. Bu durumu arz ve talep olgusu olarak değerlendirirsek, derginin talebi doğrultusunda yeni şiirler, giderek şairler ortaya çıkacaktır ki bu çok önemli bir kazanım olarak kabul edilmelidir. Ayrıca dergide hiç bayan yazarın bulunmayışı, sonraki sayılarda yazı kadrosuna kazandırılacak genç bayanların imzalarıyla umuyoruz ki telafi edilecektir.

Süreli yayınların öncelikli sorunlarından biri de, istikrarlı bir biçimde yayın hayatını sürdürebilmeleridir. Duamız ve ümidimiz Diriliş Saati'nin uzun soluklu yayın hayatıyla yeni düşünce ve eylem alanlarına yönelecek bir okul olmasıdır.

FIKRA

Bir Amerikalı, bir İngiliz ve bir Iraklı, kahvede oturmuş, çay içiyorlarmış. Amerikalı çayını bitirince bardağı havaya fırlatmış, silahını çıkarıp bardağa ateş edip parçalamış:

-Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika'da aynı bardakla iki kere çay içmeyiz, demiş.

İngiliz de bunun üzerine çayını bitirip bardağı havaya fırlatmış ve ateş ederek bardağı parçalamış:

-Bizim İngiliz kumsallarında bardak yapacak cam için o kadar çok kumsal vardır ki, aynı bardakla iki kere çay içmeyiz, demiş.

Bunun üzerine Iraklı da buz gibi soğukkanlı bir şekilde çayını bitirmiş, bardağı havaya fırlatmış, silahını çekip Amerikalıyı ve İngilizi vurup öldürmüş:

-Bağdat'ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar çok var ki biz aynı adamlarla iki kere çay içmeyiz, demiş.

Diriliş Saati, Nisan-Mayıs 2004