Peygamber Örnekliğinde İslam’da Çocuk Eğitimi

Zehra Ç. Türkmen

Bizlerin en temelde Kur'an bütünlüğünden kalkarak insan ve çocuk fıtratını okuyup, vahyi bir bütünlük içinde bu fıtrata en uygun eğitimi nasıl vereceğimizin, nasıl Müslüman şahsiyetler yetiştireceğimizin üzerinde tartışıp, konuşmamız gerekmektedir.

Bilindiği gibi çocuğun üç evresi vardır:

1. Çocuğun doğum ve bakımı.

2. Çocuğun 6 yaşından ergenlik dönemine kadarki dönemi. (Bu süreç çocuğun kişiliğinin şekillenmesi, kimliğinin oluşması bakımından oldukça önemli bir dönemdir.)

3. Çocuğun ergenlik dönemi.

Bu üç ayrı evrede Müslümanlar olarak çocuklarımızı nasıl eğiteceğimiz ve onları sağlam temeller üzerine oturmuş şahsiyetler olarak nasıl yetiştireceğimiz sorusu, son derece sıcak bir soruna işaret etmektedir.

 Öncelikle Kur'an-ı Kerim'de baş eğiticimiz olan Rabbimizin, çocuklar ve onların nasıl bir fonksiyon taşıdıklarıyla ilgili bizlere yol haritası göstermesi açısından bazı ayetleri hatırlamamız gerekecek:

"O mal ve oğullar, dünya hayatının (gelip geçici) süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında karşılık bakımından da hayırlıdır, umut bağlamak için de hayırlıdır." (Kehf, 18/ 46)

"Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar. Allah alîmdir, hakîmdir" (Nur, 24/ 59)

"Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır." (Münafikun, 63/9)

"Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin." (Bakara, 2/128)

Yukarıdaki ayetlerin çocukla ilgili vurgularından şu tespitleri çıkarabiliriz:

a)        Çocuğun sevimliliği ve dünya hayatının süsü olmasının fıtriliği.

b)        Çocukların "Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit, yatsı namazından sonra..." (Nur, 24/58-59) zamanlama adabı açısından eğitilmesi ve çocuklar için oluşturulan kuralların önemi.

c)        Çocuğun imtihan aracı olduğu ve çocuk sevgisinin Allah'a kulluk görevinin önüne geçmemesinin gerekliliği.

d)        Çocuğun salihlerden olması ve Allah'a adanmış bir kul olarak yetiştirilmesi duası ve çocuğun bu dua doğrultusunda yönlendirilmesi.

Bu tür ayetler bütün olarak ele alınıp incelendiğinde, bizlere (yüce Kur'an) çocuk eğitimi konusunda işaret taşları mesabesinde bir metot veya temel bir perspektif göstermektedir.

Genelde içinde yaşadığımız toplumda çocuk eğitimi bilgisi konusunda yanlış bir algılayış söz konusudur. Özellikle de tıbbi ve sosyal gelişmişliği ifade ettiği sanısıyla çocuk eğitiminde Batı kaynaklı kitaplar rehber olarak değerlendirilmektedir. Son dönemlerde Müslüman ailelerin de bu tarz kitaplara talebi artmaktadır. Tabii ki bu tarz kitaplarda muhakeme ederek yararlanacağımız bazı veriler vardır. Ama büyük oranda bu tarz kitaplar çocukları kapitalist toplum gerçeğine entegre etmek amacıyla yazılmış çalışmalardır. Bu tür çalışmalarda çocuk her zaman sevilen, hiçbir zaman kızılmayan, hayatın merkezine alınan, ihtiyaçları her şeyden üstün tutulan, hatta gözleri kör eden bir aşık gibi geleceği kutsanan bir yüceltişle değerlendirilmektedir. Batı pedagojisinde çocuk adeta bir prens veya prenses gibi algılanmakta, en modern imkanlara kavuşturulması için tüketim kültürünün ibadi aidiyetlerine bağlanılmaktadır. Ne yazık ki bu söylem ve yaklaşımlar, bağımsız bir kimlik hattını kurumlaştırıp çocuk boyutuna indirgeyemeyen İslami kesimden aileleri de kapsama alanına almaktadır.

Ama Kur'an bütünlüğü içinde olayı ele aldığımızda çocukların sevilen, şefkat duyulan varlıklar olduğu; ama aynı zamanda bir imtihan vesilesi de olabilecekleri üzerinde sıkça durulduğuna rastlamaktayız. Yani Allahu Teala çocuk eğitimimiz alanında da bizlere ölçü edineceğimiz önemli işaretler göstermiştir.

Ve yine burada önemle üzerinde durulması gereken bir nokta şudur ki, sanki sadece ebeveynlerin çocukları üzerinde birtakım hakları var ama çocukların anne ve babaları üzerinde hiçbir hakları yokmuş gibi algılanmaktadır. Oysa ki Kur'an'da anne ve babaya "öf" bile dememekten bahsedilmektedir. Onları incitecek tutum ve davranışlardan kaçınılması gerektiği üzerinde durulmaktadır.

Kur'an bütünlüğünden yola çıkarak Hz. Peygamber'in çocuk eğitimine nasıl yaklaştığını irdeleyecek olursak, bu konuda zengin bir rivayet yekunu söz konusu değildir. Ama Rasulullah (s) çocuk konusuna da Kur'an'da bildirilen işaretler ve fıtri örf doğrultusunda yaklaşmış, konuyu bu şekilde tefekkür etmiş ve uygulamıştır. İnzal olan vahiyle sorunlar arasında boşluk olduğunda ya ayet inmekte, ya da Rasulullah'ın vahyi temel alan hikmetli yaklaşımları devreye girmekteydi. Şer'i tefekküründe Tahrim Suresi'ndeki olaydaki gibi bir yanlışlık söz konusu olduğunda Rabbimiz onu vahiyle düzeltmekteydi.

Peygamberimizin, insanlara Kitab'ı ve Hikmet'i öğretmekle vazifelendirilmiş bir elçi olduğu Kur'an-ı Kerim'de mükerreren zikredilmiştir. (Al-i İmran, 3/164, Cuma, 62/2, Maide, 5/67...) Ve ilk inen ayetlerde eğitim içerikli işaretlerin oldukça fazla olduğunu görmekteyiz. Yine Hz. Peygamber'in eğitime verdiği öneme haiz olarak İslam'ın farklı bölgelere yayılmasıyla beraber, kendisinden başka dini öğretecek yeni bir öğretmen kadrosu oluşturduğuna da rastlamaktayız. (Mus'ab Bin Umeyr'in genç bir sahabe olmasına rağmen Akabe Biatleri'nden sonra Yesrib'e öğretmen, Medine'den de seriyyelerin İslam'ı talep eden kabilelere eğitmen olarak gönderilmeleri gibi.)

Bununla beraber Hz Ömer döneminde valilerin gittikleri yerlerde dini bilgilerin öğretildiği ortamları kurmaları söylenmiş, hatta bazı araştırmacılar çocukların öğretimi için ilk programın Hz Ömer tarafından tespit edildiğini ifade etmişlerdir. (Ziya Kazıcı, Anahatlarıyla İslam Eğitim Tarihi, MÜ İlahiyat Vakfı Yayınları.)

Hz Peygamber'in çocuklara yaklaşımı

 Kur'an'daki çocuklara yönelik ayetlerin uygulaması konusunda tabii ki ilk örnek alacağımız insan, sahabesine ve tüm ümmetine vahyin şahitliğini gösteren Hz. Muhammed'dir. Ahlakı Kur'an olan Rasulullah'ın çocuklarla ilişkilerinde ve onları eğitirken takip ettiği yol ve yaklaşım biçimleri bu nedenle bizim örnek alacağımız uygulamalardır. Ancak bu konularda Rasulullah'ın örnekliğini metot olarak kullanabilmemiz için O'na isnat edilen rivayetlerden sahih olarak gördüğümüz bazı hadisler üzerinde durmaya çalışacağız.

a) Bir rivayette Peygamberimizin torunu Hasan, su ister. O esnada diğer torunu Hüseyin de uyanır ve su ister. Peygamberimiz suyu Hasan'a verir. Kızı Fatıma babasına, "Hüseyin'i daha mı az seviyorsun" der. Peygamberimiz "hayır suyu önce Hasan istedi ve ona verdim" der. Rasulullah bu rivayete göre taleplerde hatırı değil öncelikli talebi dikkate almaktadır ki, çocuklar arasındaki rekabette bu tavır son derece eğiticidir.

b) Hicaz cahili geleneğinde kızların ikinci sınıf konumuna itildiğini gözettiğimiz de, bazı rivayetlerden Rasulullah'ın kız çocuklarına karşı pozitif ayrımcılık yaptığını kavrarız: "Çocuklarınızın arasını eşit tutun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım."

c) Rasulullah'ın dünyevi konularda birlikte olduğu kişilere söz hakkı verdiği, yerine göre de çocukla çocuk olduğu rivayet edilir. Ergenlik çağına gelmemiş çocukların biatlerini kabul etmiş olması da onlara verdiği değeri; yani çocukların duygu ve düşüncelerine de gereğince önem vererek onları hayata hazırlayacak bir yaklaşımı örneklendirir.

d) Rasulullah, bir hadise göre, koşu yarışı yapan çocukları görünce o da aralarına karışır, onlarla beraber yarışır. Yarışı kazananı ödül olarak devesinin üzerine alır ve Medine sokaklarında gezdirir ve onunla sohbet eder. Bu yaklaşım da mükafat ve eğitimde tek düzeliği aşmak konusunda önemli bir açılımdır.

e) Rafi Bin Amr anlatır: Ben küçükken Ensar'ın hurmalarını taşlıyordum. Beni yakalayıp Rasulullah'a götürdüler. Bana sordu. "Niçin başkasının hurmalarını taşlıyorsun?" "Açlık sebebiyle" dedim. Bunun üzerine "taşlama, kendiliğinden yere düşenleri ye" dedi. Ve sonra "Allah seni doyursun" diye bana dua etti.

f) Bir çocuk müezzinin taklidini yapıyor ve ezanla alay ediyordu. Hz. Peygamber o çocuğu yanına çağırarak sanki ezanla alay ettiğini anlamamış gibi ciddi bir tavırla "Haydi bize de bir ezan oku" dedi. Çocuk utandı ve bunun üzerine güzelce ezan okudu. Rasulullah çocuğun sırtını sıvazladı ve cebine biraz para koyup "Mübarek olsun" dedi. Çocuk şaşırmış ve sonra yıllarca Mekke'de müezzinlik yapmıştı.

g) Annelerin çok sık yaptığı hatalardan birisine tekabül eden Rasulullah'tan örnek bir uygulamayla ilgili bir rivayeti özetleyelim: Medine'de bir anne sokağa kaçan çocuğunu eve getirebilmek için "Gel bak sana ne vereceğim" der. Olaya şahit olan Rasulullah sorar: "Çocuğa ne vereceksin?" Anne hurma vermek istediğini söyleyince de peygamber uyarır. "Dikkat et sana gelir de bir şey vermezsen doğru yapmamış olursun..."

h) Tirmizi'nin aktardığı bir rivayete göre "Çocuklarınızı 7 yaşına geldiği zaman namaza alıştırın. Eğer 10 yaşına geldiğinde kılmazlarsa yaptırım uygulayın." diyen Rasulullah, çocuklar için hem teşvik hem de uygun bir müeyyide yönteminin var olacağını bize hatırlatmaktadır.

 (Kütüb-ü Sitte'de geçen bu rivayetleri, Ayraç Yayınları'ndan Said Alpsoy'un "Bir İnsan Olarak Hz. Muhammed" ve İnsan Vakfı Yayınları'ndan Bekir Demir'in "Hz. Peygamber ve Çocuk Eğitimi" adlı kitaplardaki hadisler arasından seçerek özetledik.)

Bu ve benzer rivayetlerde dikkat çeken vurgulara bir kez daha değinebiliriz:

1. Peygamberimiz çocuklara hoşgörü ile yaklaşmış, ilgi göstermiş, şakalaşmıştır. "Yavrucuğum..." gibi sıcak ifadeler kullanmıştır.

2. Peygamberimiz çocuklara taklit yoluyla eğitim yolunu açmıştır. Buhari ve Tirmizi'nin aktarımlarına göre, Rasulullah İbn Abbas'ın kendisine bakarak abdest alması ve Enes'i ve arkadaşını namaza çağırıp kendisine bakarak namaz kılmalarını sağlamıştır.

3. Rasulullah'ın çocukların 7 yaşında namaza alıştırılması ve 10 yaşına vardıklarında namaz kılmazlarsa yaptırım uygulamaya daveti, kontrollü bir disiplin gerekliliğine işarettir.

4. Tirmizi'deki hadise göre "Rasulullah, bir çocuğa eve girdiğinde ev halkına selam vermesini tavsiye etmiş ve bu selamla hem kendisinin hem de ailesinin hayır bulacağını eklemiştir." Peygamberimizin çocuklarla ilgili bu tür yaklaşımları, hayatın içindeki uygulamalarla irtibatlı ikna temelli eğitim örnekliğidir.

5. Rasulullah, çocuk eğitiminde mükafatlandırmayı sosyal ilişki ağırlıklı da gerçekleştirmiştir.

6. İbn Mace'nin aktarımına göre Rasulullah, içlerinde çocukların da bulunduğu bir toplulukla bir vadiden veya bir yokuştan geçerken, bu hangi vadi ya da bu hangi yokuş gibi sorularla soru cevap şeklinde grup ve çevre eğitimine örneklik oluşturmuştur.

7. Rasulullah'ın çocuk eğitiminde tedricilik ve sabır faktörüne özen gösterdiğini söyleyebiliriz. Çünkü o hikmetle davranan bir Rasul'dü ve tedricilik de insan fıtratına en uygun eğitim metodudur. Kur'an-ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. Namaz örneği bunun en iyi uygulamasıdır.

Hadis rivayetlerini öncelikle çocuğa yaklaşımla ilgili Kur'an ayetleri ve Kur'an bütünlüğü ışığında değerlendirmeliyiz. Ancak Kur'an bütünlüğünden bakıldığında bize önemli katkılar ve örneklikler sağlayan rivayetler yanında, Kur'an nasslarıyla bağdaşmayan rivayetler de söz konusudur.

İbn Hacer'in aktardığı bir rivayete/hadise göre "Tahnik" [çiğneme]ten bahsedilmektedir. Bu rivayete göre Peygamber yeni doğan çocuğa, ağzında bir hurmayı çiğnedikten sonra yedirir. Rasulullah hurmayı güzelliği, yumuşaklığı, tatlılığı itibariyle Müslümana benzetirmiş. Tahnikte bulunan kişi faziletli biriyse o çocuk da faziletli biri olurmuş. Oysa bu rivayet, sanki Hıristiyan kültürünün vaftizini hatırlatmakta ve Rasulullah'ın misyonunu küçük düşürmektedir.

Yine Peygamberin sünneti adı altında fıtri olarak solak olan bir çocuğa zorla sağ eliyle yemek yedirilmesi vb. davranışlarda bulunulması da Peygamberin sünnetinin gereği gibi algılanmamasından kaynaklanmakta, "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" hükmü unutulmaktadır.

Bazı rivayetlerde de çocuklarla oynayan Hz Peygamber, onlara hiç kızmamış, uyarıda bulunmamış ve disiplin uygulamamış gibi gösterilmektedir.

Oysa Buhari ve Müslim'in ortak rivayet ettikleri bir hadise göre Rasulullah, torunu Hasan ve Hüseyin yanında oynarken bunlardan birisi, orada zekat ve sadaka olarak toplanmış olan hurmadan yemek için ağzına atar. Bunu gören Rasulullah ona şöyle dikkatlice, uyaran bakışlarla bakınca çocuk hemen hurmayı ağzından çıkarır.

Tevhidi Perspektifin Uygulanma Sorunu

Çocuklarla ilgili ayetlere yaklaştığımızda iki önemli husus öne çıkmaktadır:

a)        Çocuk sevgimizi, imtihan sorumluluğumuz ile dengede tutmalıyız.

b)        Hududullahı, ibadi ölçüleri çocuklarımıza öğretmeli ve "hayırlı nesil" olabilmeleri için müminlerin ahlakı ve eğitimiyle ilgili ayetlerden çıkarımlarda bulunmalıyız.

Sahih rivayetlerden yararlanırken, Rasulullah'ın çocuk fıtratına uygun davranışlar içinde olduğunu da gözeterek (yarış, mükafat, affetme, yumuşak uyarı, sohbet, birlikte gezme gibi) günümüz şartlarında (köyde, kasabada, modern sitelerde, büyük şehrin mahallelerinde) zorunlu eğitime tabi olmuş, medya bombardımanına maruz kalmış ve tüketim kültürüne sokakta, okulda hatta evde muhatap olmuş çocuğa/çocuk fıtratına uygun ve yabancılaşmasını engelleyecek nasıl bir yaklaşım içinde olmamız gerektiğini bir "İlmihal" konusu olarak tartışmalı ve istişari planda geliştirmeliyiz.

Çağdaş çocuk ilmihaline olan ihtiyacımız beslenme ve sağlık bilgisinden daha çok eğitim, kültür, oyun, eğlence, spor ekseninde, hem çağın dayatmalarını aşacak hem de çocuk fıtratıyla bağdaşacak şekilde üretilmelidir. Bu üretimimiz Batılı disiplinlerle çocuk eğitimi, sağlığı ve oyunları üzerine yazılan seküler toplumu gözeten akademik çalışmalarla değil, belki onların ulaştığı tıbbi ve teknik verilerden kontrollü bir şekilde yararlanarak; ama daha çok Kur'an'da belirtildiği ve Rasulullah'a atfedilen sahih hadislerde ortaya çıktığı gibi fıtrata uygun olanı vahye ve vahiy kültürüne göre belirleyerek çözüm üretmeye çalışmalıyız.

Çağdaş çocuk ilmihali konumuz, laf olsun kitap yazılsın, satış olsun para kazanılsın diye değil, bir ibadet sorumluluğu olarak ele alınmalıdır.

Bunun için de modern eğitim ve hayat koşullarında çocuk fıtratının maruz kaldığı dış ve çevresel, iç ve ailesel yaklaşımların olumlu ve olumsuz yanları doğru tespit edebilmeli; Kur'an'ın fıtratla ve çocuk yapısıyla ilgili bildirimlerinde ve sahih hadislerde gördüğümüz işaret ve örneklikleri metodolojik donanımı ve hayat perspektifi iyi olan dava insanlarımızla değerlendirerek çözümlemelere yönelmeliyiz.

Güzel örneklikleri birbirimizden alıp şekilsel olarak tekrarlamak kadar, bu güzel örneklikleri farklı sorunlar karşısında yeniden üretmek için, dayanılan perspektifleri ve ölçüleri kavramaya önem vermeliyiz.

En başta çocuğumuzun eğitimini, eğlencesini, sağlığını veya oyununu içinde yaşadığımız çocuk ve insan fıtratına düşman vahiy dışı sistemlerin şablonlarıyla değil, kendi özgün değerlerimizle alternatif olarak nasıl karşılayabileceğimize kafa yormalıyız.

Çocuğumuz şehzade veya küçük prenses değil, bizim gibi kimliği ve düşünceleri yasaklanmaya çalışılan, doğuşuyla beraber bir küresel zulüm düzenine adım atmış bir varlıktır. Bu nedenle çocuğumuzu saksıda çiçek yetiştirir gibi hayattan kopuk olarak sadece evde ve korunaklı yerlerde değil, hayatın içinde yetiştirmeliyiz. Bir Hz. Muhammed'in emaneti küçük Hz. Ali'yi düşünelim. Bir 20 yaşında Medine'ye İslam öğretmeni olarak gönderilen Musab Bin Umeyr'in Mekke Dönemi'nde geçen çocukluğunu düşünelim. Bedir, Uhud, Hendek savaşlarındaki yeni doğan veya küçük sahabe çocukları düşünelim.

Bunlar hayatın içinde, ama hayatın kirlerini aşacak tarzda yetiştirilmişlerdi. Ama küresel kapitalizme entegre olan Hürriyet gibi basın yayın organları, Filistin'deki, Irak'taki emperyalist saldırıları çocuklarımızla beraber protesto ettiğimizde, "Çocuklara kin ve nefret aşılıyorlar" gibi manşetler atabilmektedirler.

Biz de cahili bir toplumda ve dünyada yaşıyoruz. Kirlerden kaçarak kirleri temizleyemeyiz. Önemli olan kirlerle kaplı dünyamızda mikroplara karşı dayanıklı bir kimliği mikroplarla mücadele ederken oluşturabilmektir.

Bu yüzden bizim çocuklarımız da bir avuç ilk Müslüman'ın Kabe'ye yürüdüğü gibi bizimle yürüyebilmelidir, muhasaralar altındayken bunun nedenini bilmelidir, televizyon ekranlarında Filistinli kardeşlerinin niçin İntifada taşlarını attığını öğrenebilmelidir. Çocuklarımız laik eğitime yönelirken niçin "kardelen", yasaklanan Kur'an eğitimi aldığı zaman neden "mürteci" olunduğunu öğrenmelidir. Niçin bayramlarda, devlet büyüklerini karşılamalarda sınıf sınıf ellerine Türk bayrağı verilerek soğuklarda yağmurda çamurda bekletildiğini bilmelidir.

Çocuğumuz yeni öğrenime başladığı yaşlarda "bu ne, bu ne" sorularına sabırla cevap veren anneler-babalar, çocuklarına bahsettiğimiz konuların, soruların ve niçinlerin cevaplarını da sabırla ve gerektiğinde oyunla, sohbetle, gezerek verebilmelidirler.

Dün açlık nedeniyle hurmaları taşlayan çocuğa yol-yöntem gösteren Rasulullah (s), bugün hem fikri hem fiziki açlığa mahkum edilen çocuklarımıza nasıl bir yol gösterirdi? Ergenlik çağına gelmemiş çocukların biatlerini sembolik düzeyde alarak onları hayata hazırlayan bir Rasul, bugün sınıflaşma, sömürü, katliam, sürgün ve cahilleştirme belalarıyla karşı karşıya kalan çocuklarımızı acaba hayata ve Akabeleri aşmaya hazırlamak için ne gibi çözümler gösterirdi? Bu ve buna benzer sorunlarımızı istişari ortamlarda konuşmalı, uygulamalı cevaplar üretmeye çalışmalı ve çağdaş bir çocuk ilmihaline ihtiyacımızın aciliyetini ve bunun Kur'an neslini inşa sorumluluğumuzun bir parçası olduğunu unutmamalıyız.