Nüzul Sırasına Göre Kur'an Tefsirinin Anlamı

Haksöz

İslam kültürü, tarihi ve düşüncesine düzenlediği programlar ile bir katkı sunmayı amaçlayan İDKAM, vahyi mesajı kuşanarak hayatını emperyalizmle mücadeleye adamış olan İzzet Derveze'nin et-Tefsirü'i Hadis isimli çalışmasının Ekin Yayınları tarafından Türkçe'ye kazandırılması münasebetiyle Mecidiyeköy Kültür Merkezi'nde bir panel düzenlendi. 17 Ocak 1997 tarihinde tertiplenen panele konuşmacı olarak, Fethi Kılınç, Şaban Karataş ve Ramazan Yıldırım katıldı.

Fethi Kılınç, İzzet Derveze'nin "Kur'an ve Sünnet"e yaklaşımı ve tefsirinde kullandığı orjinal metodun tanıtılması amacıyla bu programın tertiplendiğini belirterek oturumu açtı ve ilk sözü R. Yıldırım'a verdi. Yıldırım, Derveze'nin hayatını ve mücadelesini kısaca özetleyerek şöyle konuştu: "Filistin'in İngilizler tarafından işgaline karşı direndiği için Filistin'den sürülen Derveze'nin yaşamını iki bölümde incelemek doğru olur: 1896-1948 yılları arasındaki siyasi hareketlerin içerisinde yer aldığı birinci dönem ve 1948-1984 yılları arasındaki zamanını ilmi çalışmalara hasrettiği ikinci dönem. Derveze, Fransızlar tarafından 1939'da tutuklanınca, hapsolunduğu zindanda Kur'an çalışmalarına başladı. Derveze, Şam gibi taassubun zirvede olduğu bir coğrafyada hadis eleştirisi yapmaktaydı. O, Arap ulusçuluğunun Sosyalizm ile örtüştüğü o yıllarda kurtuluşun Kur'an'a dönmekle mümkün olduğunu söylemiştir. Bunlar Derveze'yi farklı ve önemli kılan unsurlardır".

Yıldırım'ın ardından söz alan Fethi Kılınç, et-Tefsirü'l Hadis isimli çalışmanın, bugüne kadar bilinen, İlk nüzul sırasına göre yapılmış tefsir olduğunun altını çizerek: "Bundan önce sınırlı ayetlerle bu tür çalışmalar yapılmıştı ancak bu çalışma Kuran'ın tamamını esas alarak hazırlanmış ilk tefsirdir. Ve dünyada ilk önce Türkçe'ye tercüme edildi" dedi. Kılınç, Derveze'nin Kur'an'a yaklaşımını şöyle özetledi: "Kur'an mesajını, Yunan-Hint felsefeleri, batını yorumlar ve hadisler bulandırmıştır. Son olarak modern kültür ve ideolojilerde mesajın anlaşılmasının önündeki engellerdir. Derveze bu geleneksel ve modern engel ve sapmaların farkındadır. Bu çalışmayı yaparken, sapmaların etkilerini gözetmiştir. Ve geleneksel tefsir metodunu kullanmamıştır. O, geleneksel yöntemlerin, mesajın anlaşılmasının önündeki engeller olduğu kanaatindedir. Tefsir yaparken, Kur'an'ın bütünün gözetilmemesi, rivayetlere fazla önem verilmesinin, mesajın algılanmasında olumsuz etkiler yaptığını söyler. O, Kur'an tefsirinde İsrailiyyat'ın yeralmasına da şiddetle karşı çıkmıştır".

Neden Nüzul Sırası?

Fethi Kılınç, Derveze'nin tefsirinde kullandığı nüzul sırası yönteminin gerekçelerini şöyle izah etti: "Derveze, Rasul'ün tarihi şahitliğinin ancak, Kur'an sûrelerinin birbiriyle irtibatının sağlanması ve nüzul sırasının gözetilmesiyle anlaşılabileceğini söylemektedir. Gerek toplumsal, gerek siyasal dirilişin, nüzulü anlamakla mümkün olduğunu, bu şekilde Rasul'ün mücadele sünnetini kavramanın da sağlanacağını söylemektedir".

Nüzul sırasının önemi üzerinde duran diğer konuşmacı Şaban Karataş da verdiği örneklerle konuyu renklendirdi. Karataş, "Bizim kültürümüzde, kutsanan tefsirlere ancak haşiyeler yazılabilir. İşte Derveze, bu noktada hem içerik hem metod olarak farklılaşmıştır. O, geleneksel metodun getirdiği rivayet sıkıntısı yanında, modern metod ve anlayışın getirdiği bilimsel olma kompleksinin hatalarının da farkındaydı. Derveze'nin farkı, Peygamber'in mücadele seyrini, Kur'an'la bağdaştırmasıdır. Ben, bu tefsir sayesinde birçok meselemi hallettim. Mesela, Felak ve Nas sûreleri tertipte en son olmasına rağmen, nüzulda ilk sıralardadır. Hadisler de Rasul'ün büyülenmesi üzerine bu ayetlerin indiğini söylemektedir. Ancak tüm rivayetler bu hadisenin Medine'de olduğunu belirtmektedir. Görülüyor ki, bu hadislerin ayetlerle bir ilişkisi yoktur. Yine bir diğer önemli hadise, mesajın aleniyeti meselesidir. Klasik anlayışta, davetin önce gizli olduğu anlayışı hakimdir. Oysa ki Derveze, Alak sûresini tefsir ederken, Rasul'ün namaz kılarken engellendiğini ortaya koyarak, Peygamberin mesajı gizlemediğini kanıtlamıştır. Derveze, bu metod sayesinde, zekat meselesini de çözmüştür. Zekatın, Medine'de farz kılındığı klasik anlayışına karşı, zekatla ilgili emirlerin ilk emirlerden olması hasebiyle devletleşmeden önce farz olduğunu kanıtlamıştır" dedi.

Karataş'tan sonra söz alan, Ramazan Yıldırım, Derveze'nin sünnete bakışını anlattı. Yıldırım: "O, yaygın kanaatin aksine sünneti çok önemsemiştir. Sadece, neyin sünnet olup, neyin olmadığını tartışmaya açmıştır. O'na göre, sünnet, Kur'an'dan farklı birşey değildir. Bu sebeple, kaynağı belirsiz ve Kur'an'ın anlayışına uygun düşmeyen hiçbir rivayete itibar etmemiştir. Ancak rivayetleri toptan reddetmemiştir. Hangi ayetlerin Mekki, hangilerinin Medeni olduğunu yine rivayetler sayesinde tespit etmiştir" şeklinde konuşarak, Derveze'nin sünnet görüşünü özetledi.

Sorular

Panelistlerin konuşmalarını tamamlamalarının ardından soru faslına geçildi. Bir dinleyicinin: "Derveze, Kur'an dışında Peygamber'e bir vahiy indirildiği tezini kabul etmiş midir?" şeklindeki sorusunu, Ş. Karataş şu şekilde cevapladı: "Derveze, Kur'an'dan başka bir vahiy yoktur, gibi kesin bir ifade kullanmamıştır. Ancak, tefsirinde bu tip rivayetlere rastlanmaz. Bence, Derveze bu meseleyi çözememiştir". Bir başka dinleyicinin, Derveze'nin yararlandığı kaynaklan sorması üzerine Karataş: "O, klasik tefsir kaynaklarından yararlanmıştır. Hatta Şii tefsir kitaplarından da istifade etmiştir" dedi. Derveze'nin Arap ulusçuluğuna bakışı ile ilgili bir soruya, Ramazan Yıldırım şöyle cevap verdi: "O bir Arap ırkçısı değildir. Ancak, o yaşadığı dönemin şartlarından soyutlanamaz. Arap milliyetçilerine karşı takındığı yumuşak tavrın sebebi bence, onları kazanmak istemesidir."

Program, tefsirin, mesajı algılama ve yaşama geçirmede yararlı olması temennisiyle son buldu.