Müminleri Ashab-ı Uhdud’un İnsafına Terk Etmek!

Haksöz

İnsan hakları duyarlılığı çok gelişkin bir toplum olduğumuzun göstergeleri ile karşılaşıyoruz mütemadiyen. Otobüste şortla gezen bir kadına tekme attığı için önce tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan bir şahıs bilahare yürütülen medya kampanyası neticesinde “inanç, kanaat, düşünce özgürlüğünü ihlal” suçlamasıyla tam 10 yıl hapis istemiyle yargılanmak üzere tutuklanıyor. Şortla gezmenin nasıl bir inanç içerdiğine henüz muttali olamamışken, hükümetin acil bir düzenlemeyle benzeri eylemleri “basit yaralama” kapsamından çıkartacak bir yasa hazırlığını meclise sevk ettiğini öğreniyoruz. Unutmadan, kısa bir süre sonra 20. yılını dolduracak olan 28 Şubat hukuksuzluğunun mağduru Müslümanlar için ise yıllardır olduğu gibi beklemeye devam ediyoruz!

Ve Halep İslam dünyasının hali pür melalini özetliyor adeta! Zulmün ve ihanetin bir sembolü olarak öne çıkıyor. Halep, Allah için kıyam edenlerin karşısında tüm zalimlerin tek bir millet, tek bir ordu olduğunun sembolü oluyor. Ashabı Uhdud gibi, Medine’yi kuşatan ahzab orduları gibi bütün kâfirler ve onların aşağılık işbirlikçileri Halep’e yönelik kuşatmayı ağırlaştırıyorlar.

Bu zalimlikte Esed ve şürekâsı yanında ümmetin asırlar boyunca hep azılı düşmanı olmuş Rusya’nın ve ümmetin haini İran’ın suçları, zulmü, barbarlığı açık. Ama kimse yanılmasın, ABD’siyle, NATO’suyla, BM’siyle tüm egemenler ve kuruluşları da bu zulmün ortakları olarak tarihe geçiyorlar. Bunların da sahte çağrılarına, ikiyüzlü kınama mesajlarına karnımız tok!

Esed rejiminin temsilcisi kürsüde söz aldığında Batılı devletlerin temsilcileri BM salonunu terk etmişlermiş! Yardım konvoylarının vurulmasını protesto etmişlermiş! Eğer bombardıman devam ederse Rusya ile işbirliğini sürdürmeyebilirlermiş! Ne tehdit ama! Oysa hâlâ Esed katilinin temsilcisinin BM’de bulunması dahi size utanç olarak yeter de artar bile! Suriye halkını terörle suçlayıp bu katillere diplomat muamelesi yapmak sizlere yakışır elbette!

Halep’te masum insanların bombalanmasını kınadıklarını söyleyenler sahneledikleri tiyatroyla kimi kandıracaklar? Daha kısa bir süre önce Halep’i savunan Ceyşul Feth’in komutanlarını hedef alanlar onlar değil miydi? Hiç kuşkusuz ABD, doğrudan mücahidleri hedef alan bir güç ve ayrıca da tüm bu katliamlara karşı koyabilmeleri için mücahidlerin ihtiyaç duydukları silahların ulaştırılmasını engelleyen unsur olarak, Halep ve Suriye halkının dostu değil, katilidir!

Bu noktada Cerablus, el-Bab ve Rakka gündemleriyle oyalanan Türkiye kamuoyunun da şu hususu net olarak görmesi gerekiyor: ABD ile atılacak her adım Suriye halkına, ümmete zarar verecek, düşmanlık olarak dönecektir.

Bazıları hâlâ Suriye’ye baktığında “anlamsız savaş’, “bulaşmak”  vb. kavramları kullanıyorlar. Bunlara Allah’tan korkun diyoruz! “Müslümanlar birbirini öldürüyor!” yalanını dillendirenlere soruyoruz: 15 Temmuz akşamı darbeci generali vuran Ömer Halis Demir’i kahraman olarak görüp, izzetini, dinini, namusunu, özgürlüğünü savunan Suriyeli mücahidleri iç savaşla suçlamak tutarsızlık, adaletsizlik değil midir? Zalimlerin çok yönlü kuşatmaları karşısında adaletten yana af tutanları selamlıyor, sizleri Allah’a emanet ediyoruz!