Muhtıra Suçtur Sorumlular Yargılanmalıdır!

Haksöz

Genelkurmay'ın Şemdinli iddianamesi ile ilgili 20 Mart tarihinde yayınladığı, yargıyı ve hükümeti yönlendirmeye yönelik muhtıra niteliğindeki bildirisi, 23 Mart 2006 tarihinde Bursa, Diyarbakır, Ankara, İstanbul ve Sakarya'da gerçekleştirilen basın açıklamaları ve protesto etkinlikleriyle kınandı.

Çeteleşmeye ve Hukuksuzluğa Hayır

Orhangazi Parkı'nda Özgür-Der Bursa Şubesi tarafından Türkiye'deki hukuksuzluğu cesaretlendirmeye çalışan muhtıra hüviyetindeki bildiriyi eleştirmek için yapılan basın açıklamasında, "Çeteci Katiller Hesap Verecek", "Adalet Herkese Hemen Şimdi", gibi sloganlar atıldı.

Basın açıklamasında özetle şu görüşlere yer verildi:Muhtıra gibi dediğimiz bu açıklama ile bir kaç kuş birden vurma amacı gerçekleştirilmek istenmektedir. Birincisi, sanki askeri vesayet rejimindeymişiz gibi bütün kurumların (adalet, siyaset, hükümet ve birçok sivil kurum ve kuruluşun) üstünde bir söylem; çeteleşmelere yol açan kanunsuzlukları engelleme çabası içersinde olanları tehdit; ve son olarak da Şemdinli çetesinin aklanması sayılabilir.

Darbe süreçlerinden de hatırladığımız bu üslup 28 Şubat'taki andıçlara, parti kapatmalara ve zorbalıklardaki üsluba oldukça benzemektedir. Bu süreç böyle devam ederse ülkenin içinde bulunduğu durum altmışlardaki, yetmişlerdeki, seksenlerdeki militarist içerikli bir kaos ortamından farklı olmaz. Hatta daha etkin ve daha kalıcı olur. Çetelerinde bu yapı içinde palazlandığını unutmamak gerekir.

Çeteler Oligarşisi Sanık Sandalyesine!

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Ofis AZC Plaza önünde Van Cumhuriyet Savcılığının, Şemdinli çetesi hakkında hazırladığı iddianame ve bu iddianame ile ilgili TSK'nin savcı özelinde yargıya müdahale içirikli muhtıra niteliğindeki açıklaması ile ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

Yapılan açıklamada özetle şu hususlara dikkat çekildi; Genelkurmay, yargıya açık bir müdahale içeren muhtıra niteliğinde bir açıklama yaptı. İddianamede işaret edilen çarpık ilişkiler ağının üzerine gidilmesi gerekirken, başta savcı ve temsil ettiği kurum olmak üzere konunun üzerine giden resmi-sivil herkesin ve kurumun suçlandığını ve korkutulup yıldırılmaya çalışıldığını kaygı ve ibretle izliyoruz.

İddianame sonrası, yetkili ve etkili çevrelerin silahlı oligarşiyi sahiplenme yarışına giriştikleri, medyanın savcıyı karalama kampanyası başlattığı bu ortamda hükümet de genel yaklaşıma uygun davranarak, savcı hakkında inceleme başlatmış ve her zamanki çekingen tavrını ortaya koymuştur. Bu da yetmemiş, "hırsız evin içinde" diyerek suç merkezini işaret eden Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun talimatıyla görevinden alınmıştır. Hükümetin bölge halkını değil kendi ikbalini düşünerek çetecilere mavi boncuk dağıtan bu yaranmacı tavrını şiddetle protesto ediyoruz.

Olayların kendisine dayandığı Genelkurmay ise, bir takım hukuk dışı söylemler ve örtülü tehditlerle, yargı üzerinde baskı mekanizması işletmiş, kamuoyu psikolojik baskı altına alınmış ve ülkede bir korku havası oluşturmuştur. Muhalefetin ve medyanın desteği yanında hükümetin ürkek tavrından güç alan TSK; Şemdinli iddianamesine karşı kapsayıcı bir red tavrı içine girmiş, Savcıya ve yargı sürecine sert eleştiri ve suçlamalarda bulunmuş, Yargı sürecinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ni örseleme hedefi güdüldüğünü iddia etmiş, Ordu içinde ortaya çıkan çeteleşmeye yönelik eleştirilerin üzerini örten suçlayıcı ve popülist bir savunma üslubu kullanarak, askeri örseleme, terörle mücadeleyi zaafa uğratma gibi gerekçelerin arkasına sığınmıştır. Genelkurmayın bu tavrı Türkiye'de yasalar üstü kişiler ve kurumların var olduğunu bir kez daha göstermiştir. Adalet ve bağımsız yargıya ilişkin söylenen sözlerin altının ne kadar boş olduğu bir kere daha anlaşılmıştır.

Darbelere ve Muhtıralara Son!

Sakarya Dayanışma Platformu, AKM önünde yaptığı bir basın açıklamasıyla, Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan bildiri ile Orgeneral Yaşar Büyükanıt korunurken, başta Van Savcısı olmak üzere birçok kesimin suçlandığını ve bu tutumun halka ve sivil yönetime yönelik bir muhtıra nitelediğini taşıdığını söyledi. Basın açıklamasının sonunda geçen yıl İsrail işgal güçlerince şehit edilen Şeyh Ahmet Yasin de anıldı.

Platform adına hazırlanan bası bildirisinde şu vurguların altı çizildi: Güvenlik siyasetinin her zaman hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi için bahane yapıldığı, kurulan gizli istihbarat birimlerle, örgütlerle ve çeteci oluşumlarla insanların fişlendiği, asılsızca suçlamalarla mahkum edildiği ve hiçbir delil aranmadan ağır şekilde cezalandırıldığı, tüm kişisel haklara tecavüz edildiği; hukukun bu seçkin sınıfının çıkarlarını korumaya programlandığı; sürekli darbelerle ve muhtıralarla toplumsal ve siyasi hayatın askeri vesayet altına alındığı bir ülkede; elbette ki; insanlar en temel insani haklarından mahrum bırakılabilirken, darbeciler ve çetecilerin dokunulmazlığı sürdürülmek istenecektir!

Genelkurmay'ın muhtırası, Şemdinli'de ortaya çıkan tablonun üstüne askeri bir perde çekerek kapamaktadır. Bu muhtıradan sonra, orada yaşanan bombalama hadisesinin ve ortaya çıkan çetenin boyutlarının aydınlatacağını ummak boşunadır. "İyi çocuk" çeteciler, bu sayede aramıza yeniden katılacaklar ve kim bilir daha hangi gayri meşru eylemlere imza atarak, vefa borçlarını ödeyeceklerdir!

Çetelerin ucu nereye dayanırsa dayansın ve çeteciler her kim olursa olsun kesinlikle şeffaf bir biçimde yargılanmalıdır. Aksine gerçekleşen her durum, yeni çetelere ve gizli örgütlere zemin hazırlayacağı gibi, yaptıkları tüm alçakça eylemlerine de düzen içinde meşruiyet kazandırır. Hukuk sistemi, adalet, hak ve özgürlükler üzerinden yeniden yapılandırılmak ve askeri vesayetin gölgesinden çıkarılmak zorundadır. Böyle bir hukuk sistemi, asker-sivil fark etmez, herkese aynı şartlarda muamele etmelidir.

Darbelere ve muhtıralara karşı sessiz kalmayacağız! Kimliğimizden dolayı baskılara maruz kalmayacağımız; inandığımız gibi yaşayabileceğimiz adil ve özgür bir gelecek için; yaşasın İslami mücadelemiz! Yaşasın tevhid, adalet, özgürlük için direnişimiz!

Genelkurmay'ın Siyaset ve Yargıya Müdahalesi Kabul Edilemez!

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (İLKAV) 23 Mart günü Ankara-Sıhhiye Abdi İpekçi Parkı'nda "Genelkurmay'ın yargıya ve siyasete müdahalesini ve baskıcı, yasakçı askeri vesayet rejimini protesto" konulu bir basın açıklaması yaptı. Yapılan basın açıklamasında söz alan İLKAV Başkanı Mehmet Pamak şu hususların da altını çizdi: Susurluk çetesi, devlet içindeki kokuşmuşluğu çok çarpıcı bir açıklıkla ortaya koyduğu halde kolayca örtüldü ve unutturuldu. Şimdi de Susurluk kadar ve belki daha da önemli boyutları olan Şemdinli çeteleşmesi Genelkurmay'ın tehdit içerikli ve meydan okuyan açıklamaları sonucunda örtülmek tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor." "Şemdinli'nin de Susurluk gibi örtülmesine müsaade etmemeliyiz. Bu davanın peşini asla bırakmamalıyız. Ucu kime ve hangi makamdakilere ulaşırsa ulaşsın bu çeteleşmenin ve hukuksuzluğun tasfiye edilmesi için, sonuna kadar bu davanın takipçisi olmalıyız.

Basın açıklamasında yaşanan gelişmelere dair yapılan değerlendirmeler özetle şöyleydi; Şemdinli iddianamesi, devlet içi çeteleşmeye dair ilk defa bu kadar kapsamlı ve ciddi tespitler yapan ve bu bataklığın kurutulmasıyla ilgili çözümlerin önünü açabilecek muhteva taşıyan son derece önemli bir belge olarak ortaya konmuştu. Bu belgeden ve tespitlerden yola çıkarak yargı sürecini ciddi, tavizsiz, korkusuz ve objektif bir biçimde işleterek hukuk dışılıkları ayıklamak, keyfiliklere son vermek, adaleti tesis ederek devlet içi çeteleşmeleri tasfiye etmek mümkün iken, bu imkân yine yok edilmek isteniyor.

Genelkurmay Başkanlığı 20 Mart günü yaptığı açıklamada, Şemdinli iddianamesi ve savcısı hakkında daha yargılama başlamadan bakınız hangi ifadelerle ve nasıl yargısız infazda bulunuyor: "…bir şahsın hiçbir somut delile dayanmayan hayali iddiaları üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerinin bazı mensupları hakkında görevi kötüye kullanma, rüşvet ve kaçakçılık gibi çok ağır suçlamalar yapılarak vahim bir hukuki hata işlenmiştir" deniyor. Eğer böyle bir durum varsa neden bunu mahkemenin belirlemesi beklenmeden böyle kesin hüküm verilerek yargı yönlendiriliyor? Türkiye'deki yargının oligarşinin ve resmi ideolojinin ne kadar etkisi altında olduğu ve brifinglerle yönlendirmeye ne kadar açık bulunduğu gerçeği de dikkate alındığında, hangi yargıç Genelkurmay Başkanlığının bu açıklamasını naksedecek bir karar vermeye cesaret edebilir?

Van Cumhuriyet Savcısının kişiliğini hedef alan ve hatta hiçbir delile dayanmadan savcı üzerinden yapılan tamamen hayali isnatlarla bir takım çevreleri de suçlayan ifadeler bile Genelkurmay açıklamasında yer alabiliyor. Savcıya yönelttiği "hayali iddialarla suçlama yapma" konumuna bizzat Genelkurmay kendisi de düşerek şu açıklamayı yapabiliyor: "…bir Cumhuriyet savcısının bu derece hukuk bilgisinden yoksun veya tecrübesiz olamayacağı, bu bariz hataları yapması için, belli bir görüşün temsilcilerinin kamuoyuna da yansımış etki ve telkinleri altında kalmış olabileceği değerlendirilmektedir". "Muhteva olarak bu iddianamenin söz konusu bölümlerinin maksadını aşan, hukuki olmaktan çok siyasi içerikli, bazı mensuplarını hedef alarak Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya ve terörle mücadeledeki azim ve iradesini zayıflatmaya yönelik olduğu kanaatine varılmıştır" deniliyor. Bütün bunlar bir savcıya delilsiz olarak yapılacak en ağır suçlamalardır. Ve yargıya müdahalenin de ötesinde doğrudan bir saldırı hüviyeti taşımaktadır. Ve buna rağmen yargı kurumu yetkilileri, nedense yargıya müdahale kendilerine brifing veren askerlerden gelince, bu tür saldırı ve delilsiz suçlamaları bile sineye çekmekte hatta haklı bulup onayladıklarına dair açıklamalar yapabilmektedirler. Bütün bu boyutlarıyla değerlendirildiğinde, yapılan açıklama, anayasal, hukuki ve sivil tüm kurum ve kişileri kapsayan tehdit, zan altında bırakma ve mesnetsiz suçlamaları içeren bir "muhtıra" niteliği taşımaktadır.

Buna rağmen, Parlamento suskun, hükümet adına yapılan açıklama ise yapılanı hoş gören, saygı duyan bir içerikte. Siyasete ve yargıya müdahale yönü tartışılmaz olan bu açıklamayla ilgili hesap sorması, soruşturma başlatması gerekenler doğal bir açıklama gibi geçiştirirken, özgürlükleri savunması gereken medya ve yazarlarının büyük çoğunluğu ise, her zamanki gibi askeri vesayetin destekçileri konumunu tercih ederek zelil bir tutum sergiliyorlar. Bu utanılacak tavırlarıyla yeni andıçlara kucak açmaya çok hevesli bir tutum sergiliyorlar.

Şemdinli Çetesi Hesap Vermeli!

 Özgür-Der Genel Merkezi, Genelkurmay'ın Van Savcısı'nın hazırladığı iddianameye karşı yayınladığı muhtıra niteliğindeki açıklamaya ilişkin olarak Fatih Postanesi önünde bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında ayrıca Başbakanlığa konuyla ilgili bir mektup gönderildi. Açıklama sonrasında 22 Mart 2004'te Siyonistler tarafından yapılan bir saldırı sonucu şehadet şerbeti içen İslami direniş lideri Şeyh Ahmed Yasin dualarla anıldı.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan'a gönderilen mektubun bazı paragrafları şöyleydi: Türkiye, başbakanların anayasaya ve yasalara rağmen tutuklanıp yargılandığı, hatta idam edildiği bir ülkedir. Türkiye Cumhuriyeti yasaları üzerinde halen askeri vesayet rejimi ağırlığını hissettirmektedir. 28 Şubat Süreci'nde de bu ülkenin yargı mensupları, Genelkurmay tarafından huzura çağrılıp brifinglendirilmişlerdir. Türk Silahlı Kuvvetleri, hâlâ 1960, 1971, 1980, 1997 askeri darbelerinin refleksleriyle silah gücünü ve askeri yapılanmasını, hukukun üstünde görmektedir. Bakan ve başbakanları darbe mantığı ile idam eden TSK, bir generalin hukuki kurallara göre değil, Genelkurmay Başkanının izniyle yargılanmasını dayatmaktadır.

Şemdinli'de yaşanan, Ordu veya Jandarma ile alakalı, suçüstü yapılmış bir çeteleşme olayıdır. Bu konuyu araştıran savcıyı ve TBMM Araştırma Komisyonunu komplocu kurgularla eleştiren ve konunun üzerini örtmeye çalışan TSK, kendini hala yürütmenin ve yargının yönlendiricisi konumunda görmektedir. Silahlı güç, Şemdinli soruşturmasıyla ilgili yayınladığı bildiriyle, Türkiye halkına ve yetkililere kendi dokunulmazlığının tartışılmaz olduğunu göstermek istemiştir. Ve yargı üzerindeki bu tehditkâr tavrıyla da 12 Eylülcü cuntacıların yaptığı gibi, hiçbir savcının üst düzey subaylar hakkında iddianame hazırlayamayacağı anlayışını belirginleştirmiştir. Bu tavır, Genelkurmay'ın kendini hükümetten ve yargıdan daha öncelikli, hatta hukuktan daha üstün gördüğünün ilanıdır.

Türkiye'de hukukun üstünlüğünün inandırıcı olabilmesi için öncelikle yargıda birlik sağlanmalı, askeri-sivil yargı ayırımı kaldırılmalıdır. Yine TBMM üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmadan önce, değişik periyotlarda parlamentoya müdahale eden, yargı ve yürütmeden bağımsız refleksler taşıyan TSK mensuplarının dokunulmazlığı ivedilikle kaldırılmalıdır. Hukukun eşitlik ilkesini öncelemeyen ve bu doğrultuda mücadele etmeyen hiçbir güç, insanların insanlık ve adalet arayışı karşısında tutunamayacağını bilmelidir.