‘Mal Bulmuş Mağribî’ler Devredeydi

Haksöz

14 Eylül akşamı, THY'nin Ankara-İstanbul seferini yapan yolcu uçağı, kaçırılarak Trabzon Havaalanı'na indirilmişti. İhsan Akyüz isimli bir kişi tarafından gerçekleştirilen kaçırma eyleminin, üniversitelerde devam eden başörtüsü zulmünü protesto etmek amacını taşıdığı ortaya çıkmıştı.

Olayın gelişimi ve sonrasında yaşananlar dikkate alındığında, kaçırma eyleminin başörtüsü yasağına karşı 'bireysel bir tepki' olmaktan öteye gitmediği çok açıktı. Bu tür bireysel tepkilerin ne kadar çözüm getirici olduğunu burada tartışmak istemiyoruz.

İhsan Akyüz'ün eyleminin, (silahın da oyuncak olduğu iddia edildiğine göre) bireysel propaganda amacının ötesine geçmediği net bir şekilde ortadadır. Uçak kaçırma eylemine verilecek cezanın ağırlığı göz önüne alındığında, kaçırma olayının, bireysel propaganda için seçilmiş pahalı bir yöntem olduğu açıktır.

"Meczup"çu medyanın bu olaya yaklaşımı, tam bir 'mal bulmuş mağribi'lik halini ele vermekteydi. 15 Eylül tarihli gazetelerin ortak yaklaşımı, "Türban Korsanı" olarak manşetlere taşınmıştı. "Üniversitelerde bazı küçük grupların yarattığı türban gerginliği, dün bir fanatiğin Ankara-İstanbul uçağını kaçırmasıyla terör boyutuna ulaştı", şeklinde kurulan spot cümlelerle ve haberi veriş tarzlarıyla "yetkili merciilere" şunu anlatmaya çalışıyorlardı: Başörtüsü zulmüne karşı mücadele eden insanlarla terör arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır ve uçak kaçırma eylemiyle de bu çizgi ortadan kalkmıştır. Gereğini yapınız.

Aynı gazeteler (Hürriyet, Milliyet) 14 Eylül 1998 tarihinde (yani uçak kaçırma eyleminin olduğu günkü nüshalarında...), "Dinci basından türban için terör çağrısı" şeklinde bir ihbar metnine de yer vermişlerdi. Burada yazdığına göre, "radikal dinci basın, türban yasağına karşı kışkırtıcı propagandalar yaparak, gençlere cihat çağrıları çıkarıyordu. "Radikal dinci basın" Haksöz dergisi, Değişim dergisi ve Selam gazetesinden oluşmaktaydı.

Bu ihbar metni, 14 Eylül günü yayınlanarak heba edilmeseydi; sözkonusu basın organları, belki de uçak kaçırma eyleminin azmettiricisi olarak manşetlere taşınmış olacaktı. Yine de eylem sonrasında, sözkonusu haberi yeniden yayımlayarak, "biz demiştik" tafrasından geri kalmamıştı holding "gazetecileri...

Sözkonusu haberde en fazla alıntının yapıldığı Haksöz Dergisi'ndeki yazıların ortak bir bileşkesi vardır: "Başörtüsü zulmüne karşı mücadele etmek, her müslümanın yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur". Evet, bu sorumluluk, hiçbir platformda dile getirmekten çekinmeyeceğimiz bir sorumluluktur ve dergi olarak bu sorumluluğa yeni vurgu yapıyor da değiliz. Hiçbir hukuki ve insani dayanağı bulunmayan başörtüsü yasağı karşısında insanlara sorumluluklarını hatırlatmaktan, bundan sonra da geri durmayacağımızı, bizi bir yerlere ihbar edenlerin de iyi bilmesi gerekiyor.

Gazetecilik ahlakıyla da, siyasal ahlakla da bağdaşmayacak olan ihbarcılık tavrını her vesileyle yansıtan malum medya kuruluşları, kışkırtıcılığı ve şiddet çağrısı yapmayı, fazla uzağa gitmeden, kendi "tower" ya da "plaza'larında arasalardı, çok daha iyi malzemeler bulurlardı. Darbe sürecini kesintisiz olarak kışkırtanların, halka karşı "topyekün savaş" çağrılarının taşıyıcılığını yapanların kimler olduğu, gün gibi ortadadır. Kendi sıfatlarını başkalarına bulaştırmayı marifet sayan bu "tetikçi gazetecilerin sahip oldukları etik anlayışın nemenem birşey olduğu, artık kendi içlerinde dahi tartışılmayacak derecede ayan-beyan duruma gelmiştir.

Onlar istemektedirler ki, yapılan her zulüm sineye çekilsin, kendilerinden ve sahiplerinden başka kimsenin sesi-soluğu çıkmasın; okulları kapatılan öğrenciler ve velileri, gıklarını çıkartmadan çocuklarını başka okullara göndersinler; okullara sokulmayan başörtülüler sessizce başlarını açsınlar ya da okulları terk etsinler; MGK'nın ülkeyi kendi bildiğince yönetip gitmesine, ülkeyi açık bir cezaevine çevirmesine kimse karışmasın...

Ama Öyle yağma yok!

Kendilerini babalarının çiftliğinde yaşıyor zannedenler istese de, istemese de, bu zulümler karşısında insanlara sorumluluklarını hatırlatacak birileri mutlaka varolacaktır.