Küresel Kuşatmaya Karşı Çok Yönlü Bir Mücadele Örnekliği

Ali Değirmenci

Filistin, yeryüzünün neresinde yaşıyor olursak olalım, bir biçimde, insan olmanın sınandığı yerdir kuşkusuz.

Son kertede bile, beyaz bayrak çekmeyi yahut teslim olmayı onuruna yediremeyen tek evidir dünyanın. Asla nadasa bırakılmayan tarlalara, direnen çocukların ekildiği münbit bir coğrafyadır. Göğsünde "Kudüs" adlı bir inanç ve ateş yumağı barındıran, iman izdihamının, zihin ve yürek aydınlanmasının en gözde, en bereketli pınarı olan Filistin; yıllardır bir direniş yurdu, bir mücadele mektebi olma özelliğini asla yitirmemektedir. Bu yüzden önemsenip dikkat çekmekte, bu yüzden sınanarak biriktirdiği şeyler, bütün dünya için öğretici, yüreklendirici hatta yol gösterici olmaktadır.

Müslümanlar ve genelde onurlu olmayı önemseyen bütün insanlık için çok boyutlu bir örneklik teşkil eden bu direniş ve mücadelenin anatomisi çıkarıldığında, gündemleştirilmesi, tartışılması gereken birçok hususla karşılaşmaktayız:

Filistin direnişinin kapsayıcı ve evrensel adı olmaya başlayan "intifada" her şeyden önce süreklilik arz etmektedir. Bu "kesintisiz" direniş, hem Ortadoğu'ya kimlik kazandırarak renk ve dirilik katmakta hem de bütün engellemeleri aşıp kapıları açarak duyarlı her insan tekinin evine konuk olmaktadır. Zira yarım asırlık bir direniş, dünyada kolay rastlanılabilecek türden bir olgu değildir. Gasıp ve katil İsrail'in her türlü zulüm ve sindirme yolunu denediği düşünülürse, bunun önemi daha iyi anlaşılacaktır. ABD'nin göz yumması ya da açıkça desteklemesiyle, en gelişmiş teknoloji ve kıyım silahları eşliğinde, büyük bir sermaye gücünü arkasına alarak gerçekleştirilen baskı ve katliamlar karşısında ayakta kalabilmek, kendini sürekli yenileyerek direnebilmek sanıldığından çok daha zordur.

Kitlesel, geniş katılımlı ve ilkesel olması, bu direnişin ikinci önemli boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Filistin sadece küçük ve örgütlü yapılarla değil, acıların emzirdiği ve bilinçlendirdiği topyekün bir halk hareketi biçiminde mücadele vermektedir. Bu süreçte, teslimiyeti ve uzlaşmayı öneren yaklaşımların kesinlikle güdük kaldığı, belirleyici olamadığı ve genel kitle tarafından da reddedildiği bilinen bir gerçektir. Filistin'de, mücadele pratiği içinde biçimlenen belirli ilkeler çerçevesinde değişik dünya görüşlerine sahip çok sayıda yapının, taşın altına elini sokması anlamlıdır. "İslami kimlik" ağırlıklı ve belirleyici bir nitelik arz etmekte; fakat doğal ve makul ittifaklar dahilinde insani bir direniş sosyal yaşamı ilmek ilmek örmektedir. Başka bir yerde, kitlesel bıkkınlık, yozluk ve sinikliğe yol açabilecek bir süreç, Filistin'de bu çok yönlü ve ilkeli savaşım içerisinde halkın genelini ateşleyebilmekte, direniş saflarına katabilmektedir. Bu durumu yalnızca ortak düşmana karşı tavır alma yaklaşımıyla izah etmek de, son derece yetersiz ve sığ kalmaktadır.

İntifadanın en dikkat çekici niteliklerinden biri de kuşkusuz teorik ve pratik boyutu birlikte içermesidir. Bilgi bilince, bilinç inanç ve kararlılığa dönüşmekte; böylece doğru pratikler, sürekli zihin ve gönül coğrafyasındaki zengin donanımla beslenmektedir. İlmi ve kültürel çalışmalar, yüzünü sokağa, hayata dönen toplumsal ve kolektif çabalarla iç içe yürütülmektedir. Filistin'deki direniş hem kendi şiirini yazmakta ve ezgilerini seslendirmekte hem de hastaneler açmakta, insani yardımı örgütlemekte ve sokaklara kendi rengini vermektedir.

Kendini yenileyip zenginleştiren bu mücadele, teslimiyetçilikten uzak durdukça zindeleşmekte ve bağlılarını çoğaltmaktadır. İlkeli, inkılapçı, katılımcı/kitlesel boyutlarıyla temayüz eden mücadele öbekleri, saflarını onarıp güçlendirmede bu yüzden sıkıntı çekmemektedir.

İntifadanın genel kabul görmüş olması, kendini ve haklılığını anlatabilmesi ve merkeziliği de önem arz etmektedir. Dünyanın birçok yöresindeki muhalefet ve direniş çabalarına esin kaynağı oluşturması da bunun göstergesidir. Farklı dil, din, inanç ya da ideolojiye sahip milyonlarca insanın Filistin konusundaki duyarlılığı önemli ve anlamlıdır. Sözgelimi Brezilya'da binlerce insanın Filistin bayraklarıyla eylem yapması, evrensel vicdanı ayaklandıran bir bilinç dışavurumu olarak okunmalıdır. Filistin'in düşmesi, bir bakıma, dünyanın vicdanının tamamen körelmesi ve emperyalizmin dünyaya dişlerini büsbütün geçirmesi olarak algılanabilir. Bu yönüyle Filistin, çok yönlü bir laboratuvar olma özelliği de taşımaktadır.

Bireysel ve kolektif salih amellerle açımlanan intifada, aynı zamanda, sünnetullaha uygun bir çizgi üzerinde gelişim göstermektedir. Haklılığı, direniş mantığı, şiddeti kullanmadaki ölçülülüğü, önderlik boyutu, halk içindeki duruşu toplumsal ve tarihi koşullarla örtüşmekte, adalet ve hakkaniyete azami ölçüde dikkat edilmektedir. Mücadele; kendi merhalesi, direniş araçları ve vakıayı doğru okuyup yorumlayabilme açısından da genelde insani ve İslami ölçülere uygun bir gelişim seyri izlemektedir. "İlkel Robenson onuru" da "çarpık Don Kişot gösterişi" de bu eksende reddedilmektedir.

Filistin direnişinin, intifadanın en önemli niteliklerinden biri de elbette adanmışlık bilinciyle, şehadetle anlamlı ve değerli kılınmasıdır. En değerli varlığı, en önemli sermayesi olan canını bile hiç çekinmeden vermeye hazır olanların mutlak anlamda yenilgisi kuşkusuz söz konusu olamaz. İntifada bu yönüyle, hem terin hem gözyaşının hem de kanın bereketlendirdiği bitimsiz, ölümsüz bir pınar olma özelliğini sürdürmektedir.

Gönüllü ve kitlesel köleliği yeryüzünün her yerinde, her türlü yola başvurarak mukim kılmaya çalışanları da işte bu çok yönlü bilinç, kararlılık ve adanmışlık ürkütmekte, geriletmektedir. Zira Filistin örnekliği üzerinden bilinç ve direniş de evrenselleşmekte, küreselleşmektedir.