Kudüs ve Filistin’in Geleceği

Haksöz

Dünya müslümanlarının Kudüs Günü olarak idrak ettikleri Ramazan ayının son cumasına denk gelen 14 Aralık günü İDKAM tarafından "Kudüs ve Filistin'in Geleceği" konulu bir panel düzenlendi. Programın yöneticisi Burhan KAVUNCU, Ramazan ayının önemi ve Filistin-Kudüs sorunu üzerine kısa bir değerlendirmeyle programı başlattı.

İlk konuşmacı Ahmet VAROL, daha çok Filistin'de yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi. Özellikle Amerika ve Batı'da Filistinli Müslümanların eylemlerinin terörle eş anlamlı olarak yansıtılmaya çalışıldığını oysa bir terörden bahsedilecekse bizatihi İsrail'in bölgedeki işgalci, saldırgan varlığının terör olduğunu belirtti. Filistinlilerin sivilleri hedef aldığına dair eleştirilere "İsrail sivilleri hatta çocukları hedef almaktadır. Aksa intifadasının başladığı günden beri öldürülen Filistinlilerin %60'ını çocuklar oluşturmaktadır. Filistinliler tarafından öldürülen İsraillilerin çoğu ise asker. Kaldı ki, sivil denilenler işgalcidir, başkalarının topraklarını gasp etmiş ve kadın-erkek silahlandırılmış durumdalar. Bu açıdan işgal altındaki topraklarda sivil denilebilecek kimseler zaten yok. İsrail'in F-16'larla, Apaçi helikopterleriyle yaptığı saldırılar, meşru müdafaa olarak değerlendirilmekte. Oysa bizatihi kendisi gayri meşru bir varlığın meşru müdafaa hakkı olabilir mi?" dedi. İstişhadi eylemlere de değinen Varol, milyonlarcası sürgün hayatı yaşayan Filistinlilerin başka imkanları, kullanabilecekleri silahları olsaydı istişhadi eylemlere gerek kalmayacağını vurguladı. İsrail, refah ve huzur vaad ettiği için yahudilerin bu topraklara geldiğini, aksi durumda çekip gittiklerini, bu yüzden istişhadi operasyonlarla birinci dereceden öldürmenin değil, yerleşimcilere "Geldiğin ülkeye git, istediğin gibi yaşa ama burası benim toprağım, burada olduğun müddetçe beklediğin huzuru bulamayacaksın" mesajı verildiğini vurgulayarak sözlerine son verdi.

İkinci konuşmacı Ömer KÜÇÜKAĞA ise Filistin sorunun sürmesinde gerçek sebebinin siyasi birliğini kaybeden dünya müslümanlarının duyarsızlığı olduğunu vurgulayarak sözlerine başladı. 1947'de Filistin'in ikiye bölündüğünü 1948'te ise toprağı, insanı olmayan sanal İsrail devletinin kurulduğunu belirtti. Bütün dünyada ırkların, dinlerin devlet politikalarında referans olamayacağı yönünde rüzgar estiren Batı'nın Yahudi ırk ve şeriatına dayanan İsrail devletini kurdurduğunu söyleyen Küçükağa, hayvanlarla ilgili en küçük ayrıntıların bile istatistiğini tutan batının, İsrail'de öldürülen müslümanlarla ilgili tek bir rakam telaffuz etmediğini belirtti. Küçükağa, T948'den beri öldürülen Filistinli kundak bebeklerinin sayısının, öldürülen toplam İsraillilerin on katı olduğunu vurguladı. İsrail bölgede yeni atılımlar gerçekleştirdiğinde İslami hareketlere operasyonlar düzenlendiğini söyleyen Küçükağa, bölge devletleriyle İsrail ilişkisine dikkat çekti.

Son konuşmacı Süleyman KURŞUN ise şer gücü olarak tanımladığı İsrailoğullarının Kur'an'da büyük bir yekûn tuttuğunu vurgulayarak sözlerine başladı. Kur'an'ın bu şer güç üzerinde durmasının müslümanlara bir mesaj vermesi gerektiğini söyleyen Kurşun, bu gücün beşeriyetin varlığında bir kanser mesabesinde olduğunu, gittiği her yerde sorun ürettiğini ve zaman zaman da yaptıklarının karşılığını gördüğünü söyledi. İsrail isminin bile "Allah'ı yenen" anlamına geldiğini belirten Kurşun, isimlerine bile istiğnanın sirayet ettiğini vurguladı ve İsrailoğulları'nın tarih boyunca yaşadığı serüveni, Hz. Peygamberin yahudilerle ilişkilerini ve son dönemdeki gelişmeleri özetle aktardı. Bu yüzyılın son yarısındaki savaşların kesinlikle İslam-yahudi savaşı olarak tavsif edilemeyeceğini, "çünkü İsrail'le savaşanların "İşçi, öğrenci, ziraatçı el ele verdi, Muhammed'in dini ortadan kayboldu" sloganının şekillendirdiği Arap milliyetçisi, Baasçı devletlerdir. Kaybeden kesinlikle İslam değil, İslam dışı ideolojilerdir" dedi. Kurşun, bu olumsuz durumun ilelebet sürmeyeceğini İsra Suresi'nde belirtildiği gibi yahudilerin tarihte olduğu üzere yine hezimeti yaşacaklarını vurgulayarak sözlerini tamamladı.