Korku Oyunundan Korkmayalım!

Haksöz

Halkın savaşa tepkisi açık. Hiç birimiz Ortadoğu'nun tek taraflı bir imha savaşı sonucunda ABD'nin fiili işgali altına girmesini istemiyoruz. Nükleer ve kimyasal silah üreticileri dururken global kapitalizmin çıkarları uğruna tüketici konuma sokulan tetikçi bir devletin asıl suçlu olarak gösterilmesi yalanına inanmıyoruz.

Bu ülkenin ezici çoğunluğu acısı yıllarca sürecek ve ahirette de hesabı verilemeyecek bir katliamın bileşeni olmak istemiyor.

Şimdi hükümet ve meclis kendi ölçüleri içinde de olsa yaşamsal bir sınavla karşı karşıya bulunuyor. Savaş tamtamları karşısında halkın ve adaletin sesini mi dinleyecekler yoksa Türkiye egemenlerinin dostu ve müttefiki kabul edilen Büyük Şeytan'ın sesini mi?

Ancak Türkiye'ye hakim irade halkın bütün uyarı ve tepkilerine rağmen güven vermiyor. Halka rağmencilik "Türkiye sevdası" olarak yutturulmaya çalışılıyor.

Türkiye Devleti güven vermiyor. Başta İncirlik Üssü ile güven vermiyor.

Askeri otoritenin yönetim üzerindeki ağırlığı ile güven vermiyor.

Komşumuz olan müslüman bir halkın, kardeşlerimizin canı ve kanı üzerinde yapılan pazarlıkçı eğilimleriyle güven vermiyor...

Türkiye'nin duruşu güven vermiyor; çünkü güvenlik konularında kırmızı kitaplar devreye giriyor. Bu ülkede yargı, yürütme, yasama kurumlarına rağmen halka açık ve yasal olmayan oligarşik bir derinlik, seçilmişler için hazırlanmış kırmızı kitapları dayatabiliyor. Ve maalesef ki bu ülkenin seçilmişleri de pratik anlamda kendisine yetki sağlayan halktan değil, Türkiye'nin çıkarları adına kendi çıkarlarını dayatan bir avuç silahlı ve sivil bürokratı daha fazla önemsiyor ya da onlardan korkuyor.

ABD tehditleri karşısında korkuya, korku oyunlarına ya da aldatmacasına tüm gücümüzle karşı çıkmalı, ortak olmamalı ve zulüm kimden gelirse gelsin hakka ve adalete tanıklık yapmaya devam etmeliyiz. Ancak halkı, karşı olduğu iğrenç savaşa karşı sessizliğe tutsak kılan da söz konusu bu korku oyunları. Çünkü Türkiye, iradesi ve güven duygusu askeri darbeler hukuksuzluğu ile fiili olarak kırılmış bir insanlık mezarlığı gibi. Darbeci sistemin maskeli sürekliliği yanında 12 Mart'larla 12 Eylül'lerle 28 Şubat'larla ortaya çıkan şiddeti ve despotizmi, halkın bilinç altındaki korkularının temel nedeni. Ve bu ay da en yakın korkunun yani 28 Şubat darbesinin yıldönümü.

Bu sayımızı 6. yıldönümü nedeniyle ağırlıklı olarak hazırladığımız 28 Şubat Dosyası'na ayırdık. Dosya çalışmasına yazılarıyla katkıda bulunan tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz. Bu nedenle de 143. sayımıza has olmak üzere dergi sayfalarımızı çoğalttık. Hazırladığımız dosyaya, unutmak suçunu önleyebilmek için her daim hafızalarımızda canlı olarak yaşaması gereken 28 Şubat despotizminden bazı örnekler alıntıladık. Yararlı olacağını umuyoruz.

Geçen sayımızda başörtüsü ve YÖK konularındaki yazıları nedeniyle İstanbul DGM tarafından Esra Çifçi ve Kadrican Mendi kardeşlerimiz hakkında soruşturma açıldığını duyurmuştuk. Ancak Şubat ayı başında DGM savcısı tarafından bu soruşturma, söz konusu yazıların düşünce yasağı kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaati ile durduruldu ve dava açılmadı.

Ortadoğu'nun Filistin'de ve Irak'ta kan gölüne dönüştürüldüğü ve ufukta yeni katliamların göründüğü bugünlerde Kurban Bayramı'na gireceğiz. Kurban Bayramı Allah için her türlü haksızlık, cahiliye ve sömürü karşısında hakkın ve adaletin tanıkları olmaya adanma bilincini ibadi tefekkür ve eylemlerimizle tazelediğimiz günler. Tazelenen tanıklık bilincimizin gereklerince amel etmemiz dileğiyle bayramınız mübarek olsun.