İsrail'le Anlaşmaya Hayır!

Haksöz

Öncelikle Türkiye ile İsrail arasında askeri amaçlarla 28 Ağustos 1996 tarihinde yapılan ikinci anlaşma kamuoyundan ısrarla gizlenmeye çalışıldı. Ama başarılı olunamadı. Bu anlaşmanın imzalanmasını onaylayan taraf, dış politikasını Siyonizm karşıtlığı üzerine oturtan RP iktidarıydı. İsrail'le ilk olarak yapılan Askeri İşbirliği Anlaşma'sının toplumdan, basından ve parlamentodan gizlenmesi kamuoyundan gelebilecek tepkileri hafifletme amacı taşıyordu. Daha sonra "Aksiyon" dergisinde bu anlaşma metninin yayınlanması konuya duyulan ilgi ve endişeleri daha da arttırdı. Zira anlaşmanın bütünü olarak sunulan metinde yer alan bazı maddelerde diğer bazı maddelere göndermeler yapılıyordu; ama metinde gönderme yapılan söz konusu maddelerin yer almaması ortaya anlaşma metninin bazı maddelerinin gizlendiği gerçeğini bir kere daha ortaya koyuyordu.

İktidara geldiğinde bu anlaşmayı yırtacağını ilan eden RP kurmaylarının İsrail'le ikinci bir "Savunma Sanayi işbirliği" anlaşması yapılmasına onay vermesi çok önemli bir çelişkiydi ve en azından duyarlı RP tabanında RP politikalarına karşı beslenen güveni tartışılır hale getirdi. İkinci anlaşmanın imzalanmasının kamuoyundan gizlenmeye çalışmasının en önemli hedefi öncelikle RP kitlesinin göstereceği tepkiyi yumuşatmayı önceliyordu. TC başından beri İsrail'i tanımış ve varlığını meşru görmüştü; ama RP çizgisi başından beri İsrail'in varlığını meşru görmemiş ve bu tavrını da İslami bir vecibe olarak algılamıştı. Ancak RP kurmaylarının onayıyla İsrail'le yapılan bu ikinci işbirliği anlaşmasının haberi basın tarafından kamuoyuna sızdırıldığında RP tabanından beklenen tepki gelmedi. RP'nin tipik yağcı-tevilci Türk politikacısı tiplemesinin canlı tanıklığını yapan bazı milletvekilleri ise, yaptıkları açıklamalarda bu anlaşmayı "Hudeybiye" anlaşması şartlarıyla mukayese etme cüretkarlığına kadar saptılar. İlkesiz ve uzlaşmacı bir tavrın emperyalizm karşıtlığı kof bir söylemden öteye ciddi bir iddia taşımaz. Bu anlaşmayı onaylayarak İsrail'in varlığını RP kitleleri nezdinde meşrulaştırma sürecine sevkeden RP kurmayları emperyalizm karşıtlığında ne kadar ciddi ve ısrarlı olduklarını göstermiş oldular (!).

Dergimizin önceki sayısında RP tabanına yönelik kaleme alınan bir uyarı yazısı şu cümlelerle bitiyordu: "Başbakanlık koltuğunu kaybetmemek uğruna İsrail'le anlaşma zilletine katlanmak, RP kadrolarının itibarını mı arttırıyor, yoksa kimliklerini mi eritiyor? Bu onursuz ve ilkesiz gidişe RP kadrolarının tepkisi ne olacak? Zillet dolu bir itaat mi, şerefli bir muhalefet mi?"

İsrail'le yapılan ilk askeri işbirliği anlaşmasına "ihanet anlaşması" suçlamasıyla karşı çıkıp, İstanbul'da İsrail Başkonsolosluğu önünde protesto gösterisi yapan ve İsrail bayrağını yakan üçyüz-dörtyüz kişilik MGV'li gençlerin seslerini yine Nişantaşı caddelerinde aradık. Ama RP saflarından yükselen çok cılız dahi olsa onurlu ve tarihi misyonunu ve görevini yerine getirecek tek bir sesle muhatap olamamanın hüznünü yaşadık.

Ve beklenen onurlu ses, İstanbul Bayazıt Meydanı'ndan geldi. 6 Eylül Cuma günü binlerce insan "Anlaşmaya Hayır, İhanete Hayır", "Kahrolsun İsrail", "Laik Dikta İsrail'e Kukla" sloganlarıyla Türkiye gündemini belirledi. Taşınan bir pankartta "Siyonizme ve İşbirlikçiliğine Karşı Sesini Yükselt" yazıyordu ve onurlu müslümanlar polisin tüm engellemelerine rağmen seslerini yükseltiyorlar, meydanda yapılan bir konuşmadan sonra Laleli Meydanı'na doğru yürüyorlardı.

İsrail ve ABD bayraklarının yakıldığı Beyazıt Meydanı'nda megafonla haykıran ses şunları söylüyordu: "Savunma Sanayi İşbirliği adı verilen bu anlaşma T.C. devletinin, halkın iradesi ve taleplerine göre değil, emperyalist-siyonist ittifakın çıkar ve hedeflerine göre yönetildiğini bir kere daha açıkça göstermiştir. Filistin'in işgalcisi ve Ortadoğu'da bir çıbanbaşı olan İsrail'e karşı müslüman halkın duyduğu nefret ve ilk anlaşmaya karşı gösterilen tepkiler hiçe sayılmıştır.

Bu anlaşmanın imzalanmasına giden süreçte ordunun belirleyici rolü ve medyanın adeta Siyonistlerin sözcülüğüne soyunması Türkiye'deki egemen güçlerin dışa bağımlılığının bir göstergesi olmuştur.

Öte yandan koalisyon ortağı RP'nin düne kadar İsrail'le yapılan ilk anlaşmaya ve siyonistlerle her türlü işbirliğine karşı çıkmasına rağmen, bugün bu ihanet anlaşmasını onaylaması, mevcut hükümetin emperyalist-siyonist kuşatma altında kukla bir görüntü olduğu gerçeğini pekiştirmiştir. "

Ve konuşmacının sloganlarla kesilen sözleri şu vurgularla bitiyordu: "İsrail'le işbirliği anlaşmaları imzalamak, emperyalizmin Ortadoğu'ya dayatmaya çalıştığı bu sömürgeci statükoya hizmet etmektir. İsrail'le işbirliği; Siyonist işgal olgusuna hizmet etmek ve yüzbinlerce masumun kat­ledilmesi evlerinden, yurtlarından çıkartılması, işkence ve zulüm altında inletilmesi suçuna ortak olmaktır.

Bu suçu işleyenler, tarih önünde ve müslümanlar nezdinde hesap vermekten kurtulamayacaklardır."

İsrail'le yapılan İkinci "ihanet anlaşmasına karşı İslami kamuoyunun desteği ile ayakta duran "Akit" ve "Yeni'Şafak" gazetelerinden ciddi bir tepki gelmediği gibi, RP kurmaylarına yaranma hesabından olsa gerek birinci anlaşmanın aksine, gerçekleştirilen askeri amaçlı ikinci anlaşma adeta gazete sütunları arasına sıkıştırılıp geçiştirilmeye çalışıldı. Ama bununla birlikte bir hafta sonradan da olsa "Kanal 7"de Filistin'le Dayanışma ve Dostluk Derneği'nin Tarık Zafer Tunaya Salonu'nda geniş bir katılımla gerçekleştirdiği, Türkiye-İsrail Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması'nı protesto eden basın toplantısının, RP politikalarına rağmen geniş bir haber olarak verilmesi, takdirle karşılanan İslami bir duyarlılığın ifadesiydi.