İslam’da Resim-Heykel ve Tasavvuf-Şamanizm Düzleminde Geometrik Süsleme

Murat Özer

İslam toplumlarında, tarih boyunca resim ve heykele karşı iki farklı tavır gelişmiştir. Birinci tavır, Kur'an'la irtibatını koparmamış samimi ulema eliyle yada bizzat Kur'an'ın kendisiyle bize ulaşmış olan "İslam düşüncesi"nin tavrı. İkincisi ise, paganist, şamanist, kadim geleneklerden mülhem "Tahrif edilmiş İslam kültürü"nün tavrı. İslam düşüncesinin konuya yaklaşımını, putperestlikle mücadele noktasında değerlendirerek, "Allah'la insan arasında aracılık yaptığına inanılan idollerin ve paganist inançların kutsal kabul ettiği -genellikle mitolojik- figürlerin, en azından toplumun bu inanışlarla irtibatının tamamen ve sağlıklı bir şekilde kopmasına kadar bu tip figürlerin yasaklanması olarak görmekteyiz. Ancak, Muharref İslam Kültürü, kendi belirlediği fıkıhla tüm resim ve heykellerin ebediyyen yasak olduğunu söyleyerek, bu konuda, "söylem itibariyle" sağlıklı bir yaklaşım sergileyememiştir.

"Resim-Heykel Yasağı ve Uygulanmasına Dair Tarihsel Bir Bakış"1 isimli yazımızda, Emeviler'den Abbasi'lere, oradan Selçuklulara kadar; muharref İslam kültürünün müntesiplerinin ortaya koydukları resim, tam ve yarı plastik heykellerin varlığından süz etmiş ve bulunduğumuz coğrafyadaki günümüz geleneksel İslam anlayışının kökeni olması sebebiyle, verdiğimiz örnekleri Anadolu Selçuklusundan seçmiştik. Bazı sultanlar eliyle ve saray uleması tarafından şekillendirilen, dönemin halkının da yabancılık çekmeden intibak ettikleri muharref İslam kültürünün, söylem itibariyle resim ve heykele karşı toptan reddedici bir tavır geliştirmesine rağmen, pratikte şamanist kökenli figürlerin ibadet mekanlarına kadar neredeyse tüm yapılarda pervasızca kullanılmasına ses çıkartmamıştır. Hatta bu eserlerin banilerinin de bu kültürü oluşturanlar olduğu düşünülürse "desteklenmesi", bu kültürün, yalnız söylem itibariyle değil, "pratikte de" sağlıklı bir yaklaşım sergileyemediğini göstermektedir.

Osmanlı Ülkesi'nde Geometrik Süsleme

Anadolu Selçukluları'ndan Osmanlı'ya gelindiğinde heykelin etkinliğini kaybettiğini, Şamanist kaynaklı figürlü süslemenin neredeyse yok olduğunu görürüz. Türk sanatında kökeni çok eskilere dayanan geometrik süsleme ve Osmanlı'da revaç bulmuş figürlü süsleme, temelde bir kitap resmi olan "minyatür sanatı"nda devam etmiştir.

Şamanist kaynaklı figürlü süslemenin, Osmanlı döneminde kısa bir zamanda ortadan kalkmasını sanat tarihçileri, İslam düşüncesinin, muharref kültür üzerindeki nüfuzunu arttırması olarak açıklanabileceğini ileri sürseler de, bu kolay ve kaçamak bir izah tarzıdır. Burada gözardı edilen husus, 13.yy'da tasavvuf müessesesinin etkinliğini arttırması ve dolayısıyla şamanist-paganist inançların güvenilir bir sığmağa kavuşmalarıdır.

Artık Şamanizm, kendi sembollerini açıkça sergilemeye ihtiyaç duymayacaktır ve böylece, kendisine yönelen tepkileri bertaraf edecektir. İbn-i Arabi'nin düşüncesinde vücud bulan, Anadolu'da olgunluğa ulaşan ve kendisine "Anadolu Tasavvufu" diyebileceğimiz bu düşüncenin içerisinde, Şaman düşüncesi tabiri caizse eriyecek, Anadolu Tasavvufu'nu oluşturan faktörler arasındaki yerini alacaktır.

Osmanlı'da Şamanist kaynaklı figürlü süslemenin (resim ve heykel) yerini, geometrik süsleme alır. Geometrik süsleme; kare, daire ve bunlardan oluşan sekiz kollu, on kollu, oniki kollu yıldızların birbirine geçmesinden oluşan ve sonsuza kadar devam eden bir süsleme programıdır. Bu süsleme programı Osmanlı'dan önce de vardır. Kullanım alanı çok yaygındı. Ancak, figürlü süslemenin Osmanlı'da ortadan kalkmasıyla, geometrik süsleme, süsleme programında ağırlığını arttırdı ve bugün dahi, bu süsleme etkinliğini muhafaza etmektedir.

Başta Semra Ögel2 olmak üzere, çok sayıda sanat tarihçisi, bu geometrik süslemenin tasavvuf düşüncesinden kuvvet bulduğunu ve bu düşüncenin Şamanizm ile olan bağlantılarını gözönünde bulundurarak, geometrik süsleme programının kökenini Orta Asya'ya bağlamaktadır. Ögel, geometrik süslemenin içerisinde Şamanist inancın kendini gizleyerek varlığını devam ettirdiğini şu sözlerle açıklar: "Geometrik örnekler, diğerleri arasında evren imgeleri olarak, yapı planlarında varlığını ortaya koyan kozmik diagramlara* anlamca en yakın ve destekleyici olanlardır. Figürlü plastik, bunu açık seçik yapmaktadır. Geometrik düzenler ise, yapı düzeni içinde var olup kendini duyuran ve keşfettiren evren diagramları gibi, strüktürlerinde (yapı) mevcut temel geometrik biçimlerle "gizlenmiş" bir anlatım yüküne sahiptirler. Ayrıca görünümdeki hitapları da vurgulamak istedikleri mesajları taşımaktadır."3 Buna göre geometrik şekiller farklı dönemlerde, çeşitli anlamlara gelmektedir: Daire, bütün geometrik şekilleri kapsayabileceğinden "kaynağı ve sonu" içerdiğinden "sonsuzluk"u; üçgen, insan bilinci ve ahengi; altıgen, gök'ü; kare, yeryüzü ve maddeyi sembolize etmektedir. Kare ve onun köşe sayısı olan 4, erken dönemlerden beri Önemli bir yere sahiptir. Pyhthagoras'a göre 4 mükemmel bir orandır, çünkü, tabiatta 4 unsur (ateş, hava, su, yer), 4 fiziksel nitelik (sıcak, soğuk, kuru, nemli), 4 rüzgar, doğanın 4 ürünü (insan, hayvan, metal, bitki) bulunmaktadır. Dairenin bölünmesiyle elde edilen 6 ve 12 sayıları, güneşin bir yılda geçtiği 12 gezegeni dünyanın 6 günde yaratılması, bunların merkez noktası olan 7 sayısı, 7 gökkatını sembolize ederler.

İlkçağ felsefesinin kendinden sonra İbn-i Arabi düşüncesinde sistemleşen Tasavvuf düşüncesini nasıl etkilediğini, görüldüğü üzere sanat yapıtlarından yola çıkarak ta kolayca müşahade etmekteyiz. Semra Ögel, geometrik düzenlerle, İbn-i Arabi arasındaki önemli bağa işaret etmekte ve şöyle demektedir: "Bugün, Muhyiddin İbn-i Arabi'nin özellikle Anadolu'daki etkisine çok daha fazla ikna olmuş olarak, bu geometrik düzenlerle ilişkisini daha açıklık kazanmış bir tarzda görebildiğimi sanıyorum". Ögel, İbn-i Arabi ve geometrik düzen arasındaki bu bağlantıyı kurduktan sonra şöyle devam eder: "ibn-i Arabi'de tecelliyat, çeşitli katlara bağlıdır. Görüş alemi katları (Duygular ve görüş alemi) gök katını, Allah'ın alemin suretlerini verdiği kat, arş-ı kürsi, sıra ile felekler, unsurlar alemi, beş kat teşkil eder (el hazarat- el hams). Katlar bir deniz ve onun dalgaları gibidir. Asıl varlık denizdir, dalgaların ayrıca varlığı yoktur. Hepsi Allah'ın emriyle birden zuhur etmiştir. Yoktan varolmamıştır, Allah'ın varlığındandırlar. "Ne yok var olur, ne var yok olur". Katların hepsi, kamil insanı meydana getirmek için hareket eder. Kamil insan, bütün katları içine alır. Büyük alemde, onu tümüyle içine alan küçük alemdir. "Yerlere göklere sığmayan Allah, kamil insanın gönlüne sığar. Katların hepsi birbirinin "ayna" sidir. Kamil insan hepsinin, Allah'ın aynası gibidir, ibn-i Arabi , alem katlarını, daireler çizimi ile açıklamaktadır (el-futuhat el-mekkiye). Kullandığı şema, bir merkez etrafında onunla ve birbirleri ile kesişerek halkalanan dairelerden meydana gelir. Bu yıldız sistemlerimizin de temel semasıdır ve geometrik örneklerle ne kadar ilginç bir bağ kurulduğu açıktır."4

Kamil insan teorisi ve vahdet-i vücud nazariyesi, İbn-i Arabi'nin düşüncesinin temelini oluşturmaktadır. Kamil insan teorisinin kaynağı birçok kadîm gelenekte bulunmaktadır (Asya'daki Nirvana düşüncesi gibi). Bu konuda çok sayıda araştırma yapılmış ve Tasavvuf düşüncesinin kaynakları ortaya çıkartılmıştır. Maksadımız, İbn-i Arabi'nin şahsında şekillenen Tasavvuf düşüncesinin sanala yansıyıp şeklini izah etmektir. Sanal tarihçilerinin geometrik düzenle İbn-i Arabi düşüncesi arasında kurduğu bağlantı ve bu düzeni oluşturan düşüncenin Tasavvuf olduğunu söylemeleri büyük bir açılım sağlamıştır. Ancak Tasavvuf düşüncesi ile Astronomi'nin bu yakınlığı konusunda doyurucu bir açıklamaya gidilememiştir. Şüphesiz bu bağlantının sebeplerini ortaya çıkartmak Sanat tarihçilerinin vazifesi değildir.

Geometrik süslemenin kökenini salt Şamanizm-Tasavvuf düzleminde aramak yanlış olacaktır. Zira, geometrik düzeni izah ederken gösterdiğimiz gibi, bu düzenin oluşumunda İlkçağ felsefesinin rolü de büyüktür. Özellikle Platonik Felsefenin, neo-plalonistler ve özellikle Plotinus vasıtasıyla İslam felsefecileri tarafından ele alınıp, İslam düşüncesine eklemlenmesi, konunun başka bir izah tarzıdır. Hiç şüphesiz, Tasavvufun tek bir kaynağı yoktur ve Grek Felsefesi de bu kaynaklardan biridir. Aynı zamanda, son yıllarda yapılan çalışmalar göstermektedir ki, geometrik düzenlerle irtibatı sebebiyle tasavvufu etkileyici bir etken daha vardır: Gökbilim ile Tasavvuf (özellikle İbn-i Arabi) arasındaki bağlantıyı ortaya koyan çalışmalar bize göstermekledir ki, (kesin olmamakla beraber) bu bağlantının temeli İbn-i Arabi'nin Harran Sabiileri (yıldıztaparlar) ile olan ilişkisinde yatmakladır.5 Ancak bu konu da, yazımızın alanının dışına çıkmaktadır. Şu kadarını söyleyebiliriz ki, Sabii inanç ile İbn-i Arabi arasındaki bağlantıyı sanat yapıtları deşifre çimektedir.

Sonuç

Görüldüğü üzere Osmanlı döneminde, figürlü süslemenin ve yarı/tam plastik figürasyonun ortadan kalkması, Şamanist inancın etkinliğinin ortadan kalktığına dalalet etmemektedir. Söz konusu inanç, geometrik tezyinata yüklenen anlamlarla devam etmiştir. Görünürde heykel ve resim yoktur ama, inanış tezahürleri yoluyla varlığını sürdürmüştür. Tasavvufun Osmanlı Devleti'nin kurulduğu yıllarda etkinliğini arttırması (13.yy), İbn-i Arabi'nin yüzyılın başında (1204/5) Anadolu'ya yaptığı ziyaret, geometrik düzene yüklenen manaları genişletmiş ve sağlamlaştırmıştır. Geometrik süsleme Türklerin İslamlaşması sonrasında yaptıkları ilk eserlerde dahi mevcuttur. Karahanlılar döneminde Özkent'le yapılan Nasr b. Ali türbesinin cephe tezyinatı buna örnektir. Bu düzen, elbette ki sadece Türklere ait değildir, ancak Türk sanatındaki tarihi oldukça eskidir. Geometrik düzenin, Tasavvuf ile olan ilişkisi ortaya konulduktan sonra yapılan çalışmalar, düzenin kaynağını tesbitte farklı adreslere gidilmesine yol açmaktadır. Bunun sebebi, Tasavvufun yukarıda da özetlediğimiz gibi tek bir kaynağının olmamasıdır. Grek Felsefesinden, Şamanizm'e, Harran Sabii'lerine kadar pekçok düşünceye ulaşmak mümkündür. Geleneksel İslam düşüncesinin (ya da muharref İslam kültürü diyebiliriz) (emel referanslarından olan Tasavvufun bu çok çeşitli kaynakları, bu düşüncenin, İslam düşüncesi üzerinde yaptığı tahrifatın sebeplerini de ortaya koyması açısından dikkate değerdir.

Osmanlı'da resim sanalı "minyatür" vasıtasıyla devam etmiştir. 17. yy ile beraber hacimli figürler ile batılı anlamda resim sanatına doğru bir gidiş yaşanmış ve son dönemde hacim, perspektif gibi batılı anlamda resim kurallarına uygun resimler yapılmıştır. Osman Hamdı Bey'in çalışmaları buna en güzel örnektir. Son söz olarak, şu tarihi bir hakikattir ki, İslam sanatında -özelde Türk sanatında- resim ve heykel daima varolagelmiştir. Muharref İslam kültürünün sahipleri olan geleneksel İslami anlayışın söylemleri ve ortaya koyduğu pratikler bu konuda daima bir tutarsızlık içinde olduklarını göstermektedir. Bugün dahi, resim ve heykele karşı olduklarını söyleyen bu düşüncenin müntesiplerinin tarihi olumsuz pratiklerle doludur ve onların resim-heykel konusunda söz söylemeye hakları yoktur.

Dipnotlar

1- Haksöz Dergisi, Sayı: 90, 1998

2- Semra Ögel, "Anadolu Selçuklu Sanatı Üzerine Görüşler", İstanbul, 1986

3- Age, sh.93

4- Age, sh.102

5- Bkz. Zübeyir Yetik, "İnsanın Yüceliği ve Guenonien Batınilik", Fikir yay., İst.

*- Kozmik diyagram, felsefi ekollerde bulunan ve tasavvufta vahdet-i vücud ile tanımlanan çoklukta birlik fikrinin astronomi ilmindeki karşılığıdır.