İslam Konferansı Zirvesi’nde ABD'ye Tepki

Haksöz

9 Aralık tarihinde Tahran'da başlayan İslam Konferansı (İKÖ) 8. zirve toplantısı, Örgüt'ün kuruluş tarihi olan 1969'dan bu yana yapılan 7 toplantıdan birçok açıdan farklı oldu. Hala Amerika'nın terör listesindeki ilk sırasını koruyan İran'daki zirveye Asya ve Afrika'dan toplam 55 ülke temsilcisi katıldı.

Şüphesiz 8. zirveye olan bu ilgiyi, İslam dünyasının kendi iç dinamiklerindeki değişiklikten ziyade dünya siyaset ve konjonktüründeki değişikliklerde aramak daha isabetli olacaktır. Sadece dış politika alanında da olsa bu ülkelerde görülen rota değişikliğinin içsel nedenlerle aynı anda gerçeklemesi pek makul değil.

Tahran zirvesine olan büyük ilgi Yeni Dünya Düzeni'nin, müslüman toplumların yaşadığı sorunları ve anlaşmazlıkları çözmekten çok, daha da derinleştirdiği ve içinden çıkılmaz bir hale getirdiğinin anlaşılmaya ve artık tepki gösterilmeye başlandığını gösteriyor. Önceki yıllarda ABD eksenli politikalara kayıtsız şartsız teslim olan bazı Arap ülkelerinin bile Tahran'daki bu zirveye üst düzeyde katılmaları, zaten hiçbir zaman halk nezdinde İnandırıcı olamayan bu politikaların artık yönetici elitde de inandırıcılığını yitirmeye başladığı anlamına geliyor. Amerika-İsrail öncülüğünde geçtiğimiz Kasım ayında Katar'da gerçekleştirilen Ortadoğu zirvesini protesto eden 17 Arap ülkesinin, 1979 Devrimi'nden bu yana Amerikan karşıtı politikalarıyla tebarüz eden ve siyasi, ekonomik, askeri açıdan boğmaya çalıştıkları İran'ın ev sahipliği yaptığı bu zirveye önem vermeleri önemli bir gelişme.

Ortadoğu'daki son gelişmeler; Arap ülkelerinin bütün tavizlerine rağmen İsrail'in gerilimi tırmandırmaya devam etmesi, yeni yeni sorunlar icat etmesi; ABD'nin Ortadoğu tez ve politikasının yanlışlığını, iflasını; buna karşılık Madrid'de başlayıp Oslo ile devam eden sözde barış anlaşmalarının, bölgenin reel şartlarından çok, İsrail'in paranoyak hayalleri üzerine bina edildiğini, dolayısıyla fiyaskoyla sonuçlanmaya mahkum olduğunu iddia eden İran/muhalif tez ve politikalarının doğruluğunu ortaya koydu. Nitekim Netanyahu hükümetinin anlaşma şartlarına uymaması, ABD'nin her şartta İsrail'in serkeş tavırlarını desteklemeye devam etmesi, Avrupa'nın ABD ambargosuna rağmen İran ile siyasi ve ticari ilişkileri en üst düzeyde sürdürmesi, Amerikan eksenli tezlere güvensizliği getirirken, İran'ı ve tezlerini İslam ülkelerinin gözünde meşrulaştıran diğer nedenlerdir. İran diplomasisinin zaferi' diye nitelenen bu gelişmelerin ardından ABD'nin İran'a yönelik ılımlı mesajları, 'Amerika'ya rağmen dünya siyaset sahnesinde saygın bir yer edinilebilir' görüşünü doğruluyor şeklinde yorumlanabilir.

Uzak Asya'dan Avrupa'ya, İslam dünyasına kadar bütün dünyada Amerika politikalarına yönelik genel bir memnuniyetsizlik yaşanırken Türkiye bütün dünyanın aksine akıntıya kürek çekerek teslimiyetçilik ilkesini korumakta kararlı görünüyor. Son İKÖ zirvesinde yabancı muamelesi görmesi ve şiddetli eleştirilere hedef olması Türkiye'ye bu kararlılığını sorgulatamadı bile.

Zirvede Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması ve İsrail'le askeri ilişkiler konusunda iki karar tasarısı tartışılırken ve Demirel Tahran'dayken bulunduğu sıralarda İsrail Savunma Bakanı İzak Mordehay, Türkiye'yi ziyarete geliyor, TSK Kuzey Irak'ta askeri operasyon başlatıyor, böylece İKÖ'nın kararlarının kaale alınmayacağı gösteriliyordu. Nitekim Milli Savunma Bakanı İsmet Sezgin, Mordehay ile yaptığı görüşmeler sırasında: "İKÖ karar metninde Türkiye'nin adı bahsedilmeden İsrail ile anlaşma yapan ülkeler' diye ifade edildi. İKÖ'nın bu metni bizi ilgilendirmez, bağlamaz" diyerek bu tavrı resmileştiriyordu. Böylece Türkiye, Cumhurbaşkanlığı gibi en üst makamda katıldığı bir zirvenin kararlarını sergiliyordu Savunma Bakanı'nın ağzından. Doğrusu kararları önemsenmeyecek bir zirveye Cumhurbaşkanlığı gibi en üst düzeyde katılmanın mantığını anlamak zor.

8. İKÖ zirvesinin nihai sonuç bildirgesinde Libya'ya uygulanan ambargonun kaldırılması, Filistin, Keşmir, Azerbaycan, Kıbrıs'a destek verilmesi ve İsrail'le her türlü askeri işbirliği anlaşmalarının iptal edilmesi gibi önemli kararlara yer verildi ve siyasi, ekonomik, kültürel alanlarda yaklaşık 150 karar alındı.

Örgüt'ün 28 yıllık tarihi boyunca yapılan 7 zirve toplantısında birçok karar alınmıştı. Fakat örgütün herhangi bir yaptırım gücü olmadığı için bunların çok az kısmı uygulanabildi. İçinde bulunanları konjonktürde hayli anlamlı olan son zirvede alınan kararların da öncekiler gibi kağıt üzerinde kalmamasını temenni ediyoruz.