Hz. Nuh’un Islah Çabalarını Anlamak İçin Yeni Bir Kitap

Erdal Eker

Ekin Yayınları, Murat Kayacan’ın Kur’an’da Peygamberlere Karşı Tavırlar ve Kur’an’ın Hz. Peygamber’i Eğitmesi adlı kitaplarının ardından, yazarın üçüncü kitabını geçtiğimiz ay okuyucu ile buluşturdu. Bu yazıda Kur’an’da Hz. Nuh’un Toplumsal Islah Çabaları adlı söz konusu kitabı değerlendireceğiz.

İnsanın geçmişe olan merakına dikkat çekildiği esere göre, Kur’an ayrıntılı bir vakıa ve kişi analizinden ziyade olaylardan sonuç çıkarmaya dönük bilgi vermekte ve insanoğlunu şirkten ve zulüm içerikli eylemlerden arındırmayı hedeflemektedir.

Yazar, Hz. Nuh dönemi insan ilişkilerini etraflıca ele almış ve tefsir ilmine dair iyi bir literatür taraması yapmıştır. Konunun akademik tarzda ele alındığı ve Arapça, İngilizce kaynakların yeterli ölçüde ve yetkin bir şekilde kullanıldığı net olarak görülmektedir. Eserde; Kur’an ayetleri baz alınmış, klasik ve modern dönem tefsirlerden, ilk döneme yakın sözlüklerden ve konu hakkındaki İngilizce kaynaklardan da faydalanılmış, gerekli görüldüğünde konu hakkındaki Tevrat ve İncil’deki metinlerle karşılaştırmalara da yer verilmiştir.

Kitapta rasul, beşer, mele (toplumun ileri gelenleri), sünnet, tuzak vb. birçok Kur’anî kavram analiz edilmiştir. Bununla birlikte, akademik bir çalışma olmasından kaynaklı olarak kitapta fazlaca dipnot bulunmasının okuma bütünlüğünü zorlaştırdığı söylenebilir. Ayrıca eserde “Tandır kaynadı.” (Hud, 11/40) ayetindeki “tandır”ı “buharlı geminin kazanı” olarak yorumlayanlara yönelik eleştirilerin yoğun olarak yer alması, detaya fazlaca girildiğini hissettirmektedir.

Özellikle Hz. Nuh’un davetçi kimliğinin, iman konularının ve sosyal hayattaki İslami görünürlüğün vurgulandığı bu eser, kısım kısım şöyle değerlendirilebilir:

1. Kısımda yazar, kıssa kavramının tanımı üzerinde durmuş ve Kur’an kıssalarının kesinlikle yaşanan/tarihî olaylar olduğunu belirtmiştir. Bu açıdan, tefsir usulünün konularından biri olan kıssaların “vakiiliği” bağlamında kitapta önemli vurgulara yer vermiştir. Söz konusu kıssaların, günümüz Müslümanlarının ıslah çabalarına ve ıslah sürecinde karşılaşacakları problemlere rehberlik ettiğini vurgulayan yazar, özellikle cahillerin ibret almak ve meseleyi düşünmek yerine, peygamberleri ve inananları köşeye sıkıştırmak amacıyla, kıssalarda verilmek istenen mesajı inkâr edip, inananları da bu günahlarına ortak etmeye çalıştıklarını ifade etmiştir.

Oryantalistlerin kıssaların Tevrat ve İncil’den alındığı iddialarına karşın, yazar Kur’an’dan önce indirilen kitaplar ile Kur’an arasında belli üslup farklarının olduğunu ve ayrıca Tevrat’ın 8., İncil’in ise 9. yy.da Arapçaya çevrildiğini belirtmiştir.

2. Kısımda Nuh (a) ve ailesinin ilişkileri üzerinde duran yazar, peygamberlerin seçilmişliğinin soy sop bağıyla ilgili olmadığını vurgulamıştır. Hz. Nuh’un yaşı ile ilgili tartışmaları değerlendiren Kayacan, Kur’an’da Hz. Nuh ile ilişkilendirilen dokuz yüz elli yılın Hz. Nuh’un davet süresi olduğunu belirtmiştir.

Hz. Nuh, aldığı vahyi tebliğ ederken ikna metodunu kullanmış, toplumunu ıslah ederken ısrarcı ve sabırlı olmuş, eminliği ve hakkın şahitliğini yapmasıyla asil bir davetçi kimlik sergilemiştir. Cahillerin bayağı kişilikleri de kitapta psikolojik ve sosyolojik tahlile tabi tutulmuştur.

Kitabın dikkat çekici kısımlarından birisi, Hz. Nuh’un gemiye binmeyen oğlunun üvey mi öz mü olduğu, Hz. Nuh’un inkârcı hanımının, kocasının haberi olmayan fiiller mi işlediği kısmıdır. Gemiye Hz. Nuh’un hanımının da bindiğini belirten Tevrat’taki ifadeye de değinen yazar, bunun Hz. Nuh’un birden fazla eşi olmasıyla izah edilebileceğini belirtmektedir.

3. Kısımda Hz. Nuh’un toplumsal ıslaha yönelirken, mesajının içeriği ve onu iletme yöntemi üzerinde durulmaktadır. Hz. Nuh’un,  davetinde ücret istemediği yani din simsarlığı yapmadığı ifade edilmektedir. İslami mücadele geleneğinde davetçilerin ecirlerini Allah’tan beklemeleri gerektiği zaten Kur’an’da defalarca ifade edilmiştir. Davette, muhatap kişilerin/çevrelerin toplumsal statülerinin öncelenmesinden ziyade daveti kabul ve peygambere itaat esas alınmış ve Rasulullah da cemaatinden hiçbir bireyi mele (ileri gelenler) istedi diye terk etmemiştir.

Tebliğde gizlilik ve açıklık meselesi Müslümanların zaman zaman gündemini işgal ettiği için, yazar da Nuh kıssası bağlamında bu konu üzerinde durmuştur. Yazara göre müminler risaleti, tebliğin ilk zamanından itibaren açıkça ortaya koymuşlardır, tebliğin gizli olması onun tabiatına aykırıdır, tarzlar değişik olabilir ancak tebliğ süreklilik gerektirir. Baskının, zulmün yoğun olduğu yerlerde, kamuya açık alanlardaki tebliğden uzak durulabilir. Bu, tebliği gizlemek ya da terk etmek olarak görülmemelidir.

4. Kısımda Nuh kavmi ve risalete karşı tavırları işlenmiştir. Tüm rasuller kavimlerine gaybi mesajları aktarırlar, Allah’a kulluğa çağırırken bir taraftan egemenlerin (ileri gelenler) itirazları, diğer taraftan toplumun inançları ve geleneklerinden kaynaklı karşı tavırlara sabrederler ve mücadelelerini sürdürürler. Bu bölümde de Hz. Nuh’un niçin yalanlandığı, kavminin ona niçin itiraz ettiği, beşer bir peygamberin gelişinin, toplumu neden inkâra sürüklediği, önde gelenlerin Hz. Nuh’a itirazları ve ondan talepleri ele alınmıştır. Bu sırada cahiliyenin değişmez karakteri, Hz. Muhammed’in Mekke dönemi ile karşılaştırılarak pratik alanda İslam davetçilerine de rehberlik yapılmıştır.

5. Kısımda Nuh Tufanı bağlamında, niçin Nuh kavmine azap edildiği, tufanın nerede, nasıl başladığı, dünyanın tümünü mü bir kısmını mı kapsadığı, helak olanlar ve kurtulanların durumunun ne olduğu, gemi ile yolculuğun nerede bittiği vb. sorular yanıtlanmıştır. Özellikle, “İbret almamız gereken şey gemi kalıntılarıyla uğraşmak mı yoksa Nuh (a) kıssasının kendisi midir?” sorusunun cevabı dikkat çekmektedir. Helak olan toplumun ahlakından uzaklaşmak, rasulün mesajının içeriğine odaklanmak ve öğüt almak kıssaları okurken baz almamız gereken noktalardır.

Kitap; davet sırasında ortaya çıkan engellere sabretmek, doğrularda ısrar etmek, sürekli dua etmek ve zalimlere eğilim göstermemek gibi evrensel ilahi mesajlara vurgu yaparak sona ermektedir. Yazar bir kıssa incelemesiyle hem metodolojik bir üslup kullanmış ve hem de dinî bir araştırma nesnesine indirgemeden mümin sorumluluğuyla davranmış, insanlığın ilk dönemine yakın zamanlardaki risalet mücadelesi ve karşı tavırların, günümüze nasıl ışık tuttuğunu yetkin bir şekilde ortaya koymuştur.